Mehmet Yakup Yılmaz Body Wrapper

Kimse kusura bakmasın, kendimi eleştiriyorum

 Medya eleştirisi bizde yeni sayılabilecek bir kavram. Bizim geleneğimizde daha çok “kalem kavgalarından” söz etmek mümkün. “Babıâli”nin eski ünlü yazarlarının birbirleriyle giriştikleri polemikler hâlâ bir efsane gibi anlatılıyor.

Günümüzde de bu işi “başarıyla” yapabilen birçok yazar var. Eminim gelecek kuşaklar da bugünün kalem kavgalarını ilgiyle okuyacaklar ve bundan nostaljik bir tat da alacaklar.
Gerçek medya eleştirisinin en iyi örneğini Milliyet kendi içinde her hafta yapıyor. Milliyet’in “ombudsman”ı Yavuz Baydar, bazen biz yazı işleri mensuplarını çok kızdırmayı da göze alarak yerine getiriyor.
Milliyet bu konuda Türkiye’de ilk ve tek örnek.
Hıncal Uluç geçtiğimiz hafta Sabah’taki köşesinde Milliyet Spor Servisi’nde Galatasaraylı yazar olmamasını eleştirdi. Milliyet’te bu konuda yayımlanan ve bence “talihsiz” sayılabilecek yanıtla ilgili görüşlerini de bu hafta yazarken, eski eleştirisini tekrarladı.
Bunun yararlı bir eleştiri olduğuna inanıyorum. İki açıdan: Birincisi kendimize ve yaptıklarımıza bir kez daha dikkatle bakmamızı ve ne yapmak istediğimizi anlatmamızı sağlıyor, ikincisi bana da bir özeleştiri yapma olanağı tanıyor..
Önce özeleştiri: 1994 yılında Hürriyet bünyesinde bir spor gazetesi yayımladım. Adı “Sporödu. Kısa sürede Türkiye’nin en çok satan spor gazetesi oldu. Bu durum gazetenin Erol Aksoy tarafından devralınmasından sonra yine benim bu kez Simge Grubu içinde yayımladığım Fanatik gazetesi çıkana kadar da sürdü.
Spor yayımlanana kadar gazetelerin spor yazarları “tarafsız” görünürlerdi. Gerçi hepsinin tuttuğu bir takım vardı ama bu gazetede açıkça belirtilmez, örneğin bir Galatasaraylı yazar bir Fenerbahçe maçını da bu “tarafsızlık” görüntüsü altında eleştirebilirdi.

Benim de payım var
Ben o tarihte bunun bir ikiyüzlülük olduğuna inanıyordum. Tıpkı o yıllarda sarı kırmızı bir kaşkol takarak maçlara giden ve böylece “spor basınının sözde tarafsızlığını” protesto eden Hıncal Uluç gibi..
Spor gazetesinde bir ilki denedim: Her takım için ayrı sayfalar yaptım, üzerine takımların adını yazdım, o sayfaların editöründen, muhabirine ve yazarına kadar tüm çalışanlarının da o takımın gerçek taraftarı olmasına dikkat ettim.
Gazetenin ulaştığı satış başarısı bunun okuyucu tarafından da benimsendiğini ortaya koydu. Öteki spor gazeteleri de bizi takip etti, ardından da büyük gazeteler…
Buna artık başarıdan ders çıkarmak mı demeli yoksa kötü örneğin iyi örnekleri kovduğundan mı söz etmeli, doğrusu çok emin değilim…
Emin olduğum bir şey var ki artık bu durumu değiştirmek gerekiyor.
Futbol sevgisinin ve rekabetinin giderek bir düşmanlığa dönüşmesinde üzülerek söylüyorum ki benim de biraz rolüm olmuş olmalı. Ve bu kez o tarihte yaptığım hatayı Milliyet’te düzeltmeye kararlıyım.

Bir şeyler değişmeli…
Milliyet’te Galatasaraylı spor yazarı olmadığı doğru değil. Türkiye’nin en çok taraftara sahip olan üç kulübünden birinin bir taraftarının Milliyet’te olmaması zaten istatistiksel olarak da olanaklı değil.
Ancak Milliyet’te artık değiştirmek istediğimiz şey “takım tutan spor yazarı” kavramıdır. Bu yüzden Beşiktaşlı olan Atilla Gökçe, Fenerbahçe maçını; Galatasaraylı Bilgin Gökberk, Beşiktaş maçını; Fenerbahçeli Ömer Üründül, Galatasaray maçını izleyebilir ve eleştirebilir. Ölçü sadece objektif futbol – basketbol eleştirisi olacaktır. Yapmak istediğimiz budur…
Milliyet spor gazeteciliği konusunda öncü rolü ile bilinen bir gazete. Bu kez de öncü rolünü çok eleştirilmeyi de göze alarak yerine getirecek. Yapmak istediklerimiz tamamlandığında Milliyet Spor sayfalarının spor yorumculuğuna yeni bir bakış ve biçim getireceğini de göreceksiniz.. Belki ismi çok duyulmamış, genç yazarlarla karşılaşacaksınız ama kısa bir sürede spor eleştirisinin nasıl yapılması gerektiğinin en iyi örneklerini bu gazetede bulacaksınız.
Milliyet güvenilir gazete olmasını tarafsızlık kuralına sıkı sıkıya bağlı olmasına borçlu. Spor sayfaları da bundan bağımsız değil.