Mehmet Yakup Yılmaz Body Wrapper

Kur bir Vakıf, bak keyfine..

  Kamu kuruluşlarının kaynak ve ödenek sıkıntılarını gidermek amacıyla kurdukları vakıfların sayısı 4 bin 571’e ulaşmış bulunuyor. Belki siz bu yazıyı okuduğunuz sırada bu sayı daha da artmış olabilir. Çünkü kamu harcamalarında tasarruf heyecanı yükseldikçe, kamu vakıflarının sayısında da artışlar görülüyor.

Hatırlayacaksınız, yetkililer harcamalardan tasarruf sağlamak amacıyla kamu kuruluşlarının yönetimindeki dinlenme tesisi, tatil köyü gibi kuruluşların da halka satılacağını açıklamışlardı.
Ancak genel eğilim, bu tatil köyü ve dinlenme tesislerinin alelacele kurulan ya da daha önceden var olan vakıflara devredilmesi yönünde gelişiyor. Şu anda kamu kuruluşlarının kurduğu vakıfların yönetimine devredilmiş bu tür tesislerin sayısı 1427’ye ulaşmış bulunuyor.

Bağış değil, ‘zorunlu haraç’..
Canan Gedik’in dünkü Radikal’de yayımlanan haberi sadece Milli Eğitim Bakanlığı’ndaki vakıfların sayısının 215’e ulaştığını ortaya koyuyor. Sağlık Bakanlığı bünyesinde 43, İçişleri Bakanlığı’nda 31 vakıf faaliyet gösteriyor. Üniversitelerin kurduğu vakıfların sayısı ise 137. Sadece İstanbul Üniversitesi bünyesinde kurulmuş vakıf sayısı 24.
Vatandaşlar, kamu kuruluşlarından bekledikleri hizmeti alabilmek için bir de bu tür vakıflara bağış adı altında zorunlu ‘haraç’ ödemek zorunda kalıyorlar.
Teorik olarak bu hizmetleri almak için bir bedel en başından ödüyoruz aslında. Buna ‘vergi’ deniliyor ve devlet vatandaşlardan topladığı vergilerle, vatandaşın ihtiyaç duyduğu hizmetleri görmekle yükümlü.
Vergiler, kaçınılmaz olarak genel bütçenin içine giriyorlar ve kamu kuruluşları da kendi ihtiyaçlarını bu bütçeden aldıkları kaynaklarla karşılıyorlar. Bu bütçeyi nasıl harcadıkları en başta TBMM ve yargı denetimine tabi.
Oysa vatandaştan vakıflara yardım olarak toplanan paralar bu denetimin dışında. Bir denetim var ama sadece sözde. Vakıflar Genel Müdürlüğü’nün 65 müfettişinin sayıları binlere ulaşan bu vakıfları denetleyebilmelerine fiilen olanak yok.

Yüzlerce trilyon ‘buhar oluyor’
Vakıf gelirlerinin böylesine rahatlıkla harcanabilmesi, kamu kuruluşlarının başındaki kişilerin de kişisel niyetlerine bağlı olarak kullanabilecekleri bir ek kaynağa sahip olmaları anlamına geliyor.
Bunların bir çoğunda vakfı kuran kamu kişilerinin kamudaki görevleri bitse bile vakıftaki görevleri bitmiyor. Böylece bir kamu görevi adeta ömür boyu sürdürülebilir bir gelir kaynağına dönüşmüş oluyor.
Kamu vakıflarının kişisel amaçlar için oluşturulup kullanılmasında son suçüstü vakasını Sağlık Bakanı Osman Durmuş ile yaşadık. Durmuş yaptıkları için henüz bir siyasi bedel bile ödemiş değil. Onun gibi daha binlerce kamu yöneticisi ve siyasetçi bu boşluktan yararlanıyorlar.
Yüzlerce trilyonu bulan kamu kaynakları Türkiye Cumhuriyeti bütçesinin kenarından bile geçmeden toplanıyor, keyfe göre harcanıyor.
Bu gidişe mutlaka bir son vermek gerekiyor. Elbette ‘ifrat ile tefriti birbirine karıştırmadan’, gerçekten hayırlı işler yapan gerçek vakıfları zarara uğratmadan…