Mehmet Yakup Yılmaz Body Wrapper

Doğru erkeğin nesli tükendi mi?

  İşte bu pazar günü ailecek oturup konuşacak ve bütün evlerdeki huzuru bozacak bir konu. Durduk yerde ortalığı karıştırmak için aklıma gelmiş değil elbette. Firenze’den (Floransa) bir hanım okuyucum, geçen haftaki yazımı okuduktan sonra bana bu soruyu sormak istemiş.

Devir internet devri, görüyorsunuz burada yazılanlar binlerce kilometre uzaktan bile ses getirebiliyor.
Okuyucum ve değişik milletlerden 20 – 30 yaş arasındaki bazı hanım arkadaşları bir yemek sırasında bu konuyu konuşmuşlar. “Sizin tabirinizle uçarı olanlar da vardı aramızda, uçarı olmayanlar da” diyor… Vardıkları sonuç doğru erkeğin neslinin tükenmiş olduğuymuş. Okuyucum “Vardıysa tabii” diye eklemeyi de ihmal etmemiş.

Kadınlar ‘ciddi’ bir arayışta
Bütün bu konuşmaların Catherine Medici’nin memleketinde gerçekleştiğine de ayrıca dikkatinizi çekmek istiyorum. Bir kral eşi ve üç kral annesi, sayısız erkeğin başını fırdöndüye çeviren bir kadının büyülü kenti… Orada bile kadınlar kendi aralarında oturup “Doğru erkeğin nesli tükendi” sonucuna varabiliyorlarsa, bu, gerçekten ciddiye alınması gereken bir durum anlamına geliyor.
Yazıya başlamadan önce hemen belirtmeliyim ki bir kadına göre ‘doğru erkek’ ile bir erkeğe göre ‘doğru erkek’ aynı anlama gelmiyor olmalı. Bu nedenle burada yazacaklarımın esasen bir erkek bakışı olduğunu hatırlatmam gerekiyor.
Her şeyden önce ‘doğru’ tanımının ne olduğu üzerinde fikir birliğine varmalıyız. Doğru erkek nasıl tanımlanabilir?
Çok akıllı olanlar mı, çok zeki olanlar mı, çok parası olanlar mı, entelektüeller mi, Herkül gibi bir vücudu olanlar mı, dahiler mi, başarılı olanlar mı, incelmiş bir ruha ve zevke sahip olanlar mı? Yoksa bunların bir kaçını ya da tümünü kendi varlığı içinde barındırabilenler mi?
Soruları okuyan hanım okuyucuların yüzlerini buruşturmaya başladıklarının farkındayım. Çünkü aslında onlar da aradıklarının bütün bunların dışında ama gerektiğinde de içinde olduğunu benden iyi biliyor olmalılar.

Herkesin âşık olduğu adam
Ahmet Hamdi Üstadı hatırlıyorum nedense:

Ne içindeyim zamanın,

Ne de büsbütün dışında,

Yekpare geniş bir ânın,

Parçalanmaz akışında…

Eğer ‘doğru’ erkeği değil de ‘ilginç erkeği’ tanımlamaya çalışıyor olsaydım, işim kolaydı. O zaman Gasset’e uzanır “İlginç erkek, kadınların âşık olduğu erkektir” der, sorunu çözebilirdim. Her kadının âşık olabileceği bir erkeğin var olduğunu unutmaz, ‘âşık olunan’ erkek derken, bir kadının değil, bir çok kadının âşık olduğu erkeği kastettiğimi vurgulardım.
Genel kanı birazdan söyleyeceklerimle çelişse bile söylemek zorundayım: Erkekler kırılgan yaratıklardır. Önce ilk aşkımız olan annelerimiz bizi terk etti. Sonra her terk ediliş, ruhumuzda derin kesikler bırakarak bizi iflah olmaz bir sevilmeme travmasına sürükledi. Oysa kız çocuklar aynı süreçte anneleriyle dişediş mücadele etmeyi başarabildiler. Üstelik arkalarında hep babaları oldu; biz ezici güç farkıyla kavgayı kaybedip bir kenara çekilirken, onlar arkalarına babalarını alıp anneleriyle didişebildiler. Bu olgunlaşmalarına, kişiliklerinin gelişmesine yardım etti. Bu yüzden daha bütünsel bir ruha sahip oldular, yaşamları için önemli gördükleri hiçbir şeyi ‘dışardakilerin’ onaylamasına bırakmadılar.

Üç yanlış, bir doğruyu götürür!
Gasset, erkeklerin sevgiyi, öncelikle sevilme yolunda şiddetli bir arzu biçiminde hissettiklerini söylüyor. Oysa kadın için önemli olan ‘kendisinden sevgilisine doğru akan sıcak ışıltıyı ve içinden gelen ona doğru itilişi’ yaşamaktır.
Bence doğru erkek işte bu itilişe yanıt vermeyi başarabilen erkek olmalı.
Doğru erkeklerin neslinin tükenmesine gelince… Böyle düşünen hanımların sorunu biraz da üniversite giriş sınavındaki soruna benziyor diye düşünüyorum: Üç yanlış, bir doğruyu da götürüyor!