Mehmet Yakup Yılmaz Body Wrapper

Papa Jean Paul II ve Ermeni iddiaları

 Papa’nın ölümünün ardından gazetelerde yazılanları okuyoruz. Birçok yorumcu Papa’nın dünya barışı için öneminden, dinler arası düşmanlıkları yok etmeye yönelik eylemlerinden övgüyle söz ediyor.

Ölünün ardından kötü konuşmak bizim dinimizde hoş görülen bir şey değil elbette.
Ama arşivlerde kaybolup gitmiş bazı gerçeklerin de yeniden hatırlanmasında yarar var.

İlk resmi destek
Ermeni soykırımına ilişkin iddialar yakın bir geçmişe kadar genellikle liberal, sol ve yeşil siyasi görüşlere mensup kişiler tarafından dile getirilirdi.
Papa bunu değiştiren kişi olarak tarihe geçti. Artık Ermeni iddiaları, onun girişimleri sonucunda “Katolik” tutucular tarafından da destekleniyor.
Katolik dünyasının “Ermeni soykırımı” iddilarına verdiği ilk resmi destek, Papa ile Ermenistan Patriği Karekin II’nin Roma’daki buluşmalarında oldu.

Uluslararası alanda yayıldı
9 Kasım 2000 tarihinde yapılan ortak açıklamada “Ermeni soykırımı” ifadesi ilk kez kullanıldı.
İstanbul Ermenileri Patriği Mesrob Mutafyan, 12 Kasım 2000 tarihinde Papa’ya bir mektup göndererek iddiaları yanıtladı.
“Bu konuda bir açıklama yapılmadan önce bizim de görüşümüz alınsa iyi olurdu” dedikten sonra şunları yazdı: “İncil bize kalbimizden nefret duygularımızı atmamızı ve diğer insanlarla iyi geçinerek bir arada yaşamamızı emrediyor..”

Siyasi sonuçlar ortada
Papa ve Karekin’in ortak bildirilerinin ardından Lübnan’daki Ermeni başpapazı, Dünya Kiliseler Konseyi’nde önemli bir göreve seçildi ve bunun ilk siyasi sonucu da İsviçre’de ortaya çıktı.
Daha önce parlamentosunda “Ermeni soykırımı” iddialarını reddeden İsviçre, Piskoposlar Konferansı’nın tavsiyesiyle 16 Aralık 2003 tarihinde “Ermeni soykırımını” resmen tanıdı!
Bu, Ermeni iddialarının dini gerekçelerle uluslararası alanda kabul gördüğü ilk örnek oldu.
Papa Jean Paul II’yi ebedi istirahatgâhına yolcu ederken bu gerçeği de bir daha hatırlatayım diye düşündüm.
Başbakan isimleri açıklamalı
William James, “The Principles of Pyschology” isimli eserinde, 1890 yılında şöyle yazmış: “Eğer bir cezalandırma yöntemi olarak suçlunun serbest bırakılması ama toplum üyelerinin onun yüzüne bile bakmaması ve onu tümüyle dışlaması gibi bir yol keşfedilmiş olsaydı ve bu, fiziksel olarak da mümkün kılınsaydı, bu yöntemden daha zalimce bir cezalandırma olamazdı. Bir odaya girdiğimizde kimse dönüp bakmasa, sorduğumuzda yanıtlamasa, herkes bizi tamamen görmezden gelse ve bize aslında orada yokmuşuz gibi muamele edecek olsa, çok geçmeden içimizde büyük bir öfke ve ümitsizlik uyanır, bedensel işkencenin en zalimi ancak geçirebilir bunun acısını..” (Alain de Botton’un Statü Endişesi isimli kitabından aktardım. Sel Yayıncılık. Türkçesi: Ahu Sıla Bayer.)

Etkili olabilir
Türkiye’de “büyük hırsızların” hiçbir zaman cezalandırılmadıklarını biliyoruz.
James’in bu sözlerini okurken, acaba toplum olarak “hortumcu” deyip geçtiğimiz insanlara karşı böyle bir cezalandırma yöntemi uygulayabilir miyiz diye düşünmüştüm.
Gerçekten de çok etkili olabilirdi.
Bugün hepsi, hiçbir şey olmamış, bütün o suçlar işlenmemiş gibi toplumun içinde saygın insan muamelesi görenlere karşı uygulayabileceğimiz bir yöntem…

İş takibi yapanlar kim?
Pazar günü Hürriyet’te Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın, Fatih Altaylı’ya verdiği röportajı okurken James’in önerisi bir kez daha aklıma geldi.
Başbakan, gazetecilik mesleğini kullanarak, gazeteciymiş gibi kendisinden randevu isteyen ve iş takibi yapan gazetecilerden söz ediyordu.
Cezalarını kendince verdiğini ve onların randevu taleplerini artık yanıtlamadığını söylüyor, ama bu gazetecilerin kimler olduklarını ısrarla açıklamıyordu.
Başbakan’ın isimleri ısrarla gizlemesi, ama buna karşın bütün gazetecileri zan altında bırakacak türden sözler söylemeye devam etmesi doğru bir tutum değil.

O kişiler korunuyor
Bu tür insanların kim olduklarının, amaçlarının ne olduğunun herkes tarafından bilinmesinde kamu yararı var.
Herkes onların kim olduklarını bilirse, yazdıklarını o gözle okuyabilir ve kamuoyunun yanıltılmasının önüne ancak böyle geçilebilir.
Biz de meslektaşlar olarak, James’in önerdiğine benzer bir yöntemle onları tecrit ederek cezalandırabiliriz.
Başbakan’ın sahip olduğu her bilgiyi kamuoyuyla paylaşmasını elbette beklemiyoruz.
Ama burada kamuoyunun yanıltılması, yanlış yönlendirilmesi sonucunu doğuracak, mesleğin kötüye kullanıldığını gösteren bir olay var ve Başbakan bunu herkesle paylaşmak zorunda.
Paylaşmamaktaki ısrarının, o kişileri koruma sonucu doğurduğunu Başbakan görmeli.