Mehmet Yakup Yılmaz Body Wrapper

Seni bir serçenin gözyaşı kadar sevdim!

  “Garantili Kız Tavlama Sanatı” ilk gençlik yıllarımızın bizi en çok güldüren kitaplarından biriydi… Bir arkadaşımız kitabı satın almış ve “King” oynamak için sürekli buluştuğumuz bir kahvehaneye getirmişti… Cebeci’deki Siyasal Bilgiler Fakültesi’nin hemen yanındaki Maç Kıraathanesi’ne…

Ve kitabın ilk sayfasındaki “ilk dersi” orada yüksek sesle hepimize okumuştu: “Kahvede pişpirik ya da altmışaltı oynayarak kız tavlanmaz. Kız tavlayabilmek için, onlarla tanışabilmek, tanışabilmek için de onların bulunduğu yerlere gitmek, doğacak tanışma fırsatını değerlendirmek, hatta bu fırsatı yaratmak gerekir.”
Daha sonra bu, aramızda bir tür mottoya dönüşmüştü: “Kız tavlamak için onların bulunduğu yere git!”
Stadyumda, kahvehanelerde, “tek tek meyhanelerinde” karşılaştığımızda birbirimizi bununla selamlardık…

Mahkemelik cümle
Aradan 30 yıla yakın bir zaman geçtikten sonra postadan çıkan bir zarfın içinde bu kitabın yeni baskısını görünce, eski bir dostla karşılaşmış kadar sevindim.
Bu kitabın ve yazarı Suat Yağmuroğlu’nun başından Türk demokrasi tarihine altın harflerle yazılması gereken bir olay da geçmişti, o yıllarda…
Kitabın yazarı gerçekte şiir yazan bir edebiyatçıydı. Suat Yağmuroğlu takma ismini kullanıyordu. Gerçek ismini biliyorum, ama izni olmadığı için buradan açıklamam doğru olmaz…
Kitabın gerçekten çok ilginç bir önsözü de vardı… Çok tanrılı ve tek tanrılı dinlerde cinsellik, cinsel ahlak ve sevgisiz cinsel birleşme üzerine yazılmış, Heredot’tan D.H. Lawrence’a, Bertrand Russel’den Wilhelm Reich’a ve Erich Fromm’a kadar birçok düşünüre göndermeler yapan ilginç bir önsöz…
Önsözdeki şu cümle yayıncının ve yazarın soluğu mahkemede almalarına yol açmıştı: “Rızaya dayanan beraberlikler, evliliklerden iyidir.”
Bu söz Türk Ceza Kanunu’nun ünlü 142. maddesine aykırı bulunmuş, kitap toplatılmıştı. Dava beraatla sonuçlanmıştı ama 1975 Türkiyesinde yayıncılık ve yazarlığın ne tür baskılar altında olduğunu gösteren ilginç bir örnek olarak hafızamda tazeliğini koruyor.

‘Tost mesajı’ eskidi!
Yağmuroğlu, kitabının yeni baskısına “güncel bölüm” adıyla bir ekleme de yapmış. Burada çağın teknolojisinden nasıl yararlanabileceğinizi de öğreniyorsunuz. Cep telefonu ve e – posta mesajlarından söz ediyorum.
“Tostumu yedim, odamdayım” yollu SMS’lerle bir yere varılamadığını Tele Vole’lerde izledik. Bir de “sana daha sıkı sarılmak istiyorum ama kemiklerini kırarım diye korkuyorum”u denemeye ne dersiniz?
Ya da şöyle bir mesaj: “Seni bir serçenin gözyaşı kadar sevdim.” Diyeceksin ki; ‘o kadarcık mı?’ Serçeler ağladıklarında ölürler!
Bir de şunu deneyebilirsiniz: “Senin bana zeytinyağlı yaprak sarması yapman için, önce benim seni sarmam gerekir.”
Bu sonuncusu gastronomik açıdan tosttan daha ileri bir rafinasyon düzeyini temsil ediyor elbette… Aynı zamanda “zeytinyağlı” beslenme rejimine gönderme de yaptığı için “Akdeniz duyarlılığı”na sahip olduğunu bile söyleyebiliriz! Ama, bu aşkta işinize ne kadar yarar, orasını bilemeyeceğim…