Mehmet Yakup Yılmaz Body Wrapper

Üniversitenin "unutulmuş" elemanları!

  Bütçe ve Mali Kontrol Genel Müdür Yardımcısı Dr. Ahmet Kesik’in yaptığı bir araştırma Türkiye’deki üniversite eğitiminin içler acısı durumunun çok net bir fotoğrafını ortaya koyuyor.

Yüksek öğrenimdeki okullaşma oranı açısından gelişmiş ülkelerin çok gerisindeyiz. Türkiye’deki okullaşma oranı 2000’lerin başı itibariyle yüzde 31’lik hedefin gerisinde: 27.4!
Bu oran Belçika’da yüzde 56, Fransa’da yüzde 51, Almanya’da yüzde 48, ABD’de yüzde 81, Kanada’da yüzde 88. Bizim gerimizde Mısır (yüzde 20) ve Hindistan (yüzde 7.)
Anadolu Ajansı’nın, Dr. Ahmet Kesik’in araştırmasını duyuran haberinde, Kore’deki hızlı gelişmenin, yükseköğrenimdeki patlamanın hemen ardından gerçekleştiğine de dikkat çekiliyor.
Araştırmanın ortaya koyduğu en düşündürücü sonuçlardan biri de yükseköğrenimdeki öğretim elemanı sayısı.. Türkiye’de yükseköğrenimde 1982 yılında 10 öğrenciye bir öğretim elemanı düşerken bu sayı 2002 sonunda 31 öğrenciye bir öğretim elemanı düzeyine düşmüş.
Son yirmi yılda üniversitelerin sayısı 19’dan 73’e, fakülte ve yüksekokulların sayısı 334’ten 1332’ye çıkmış. Aynı süre içinde öğrenci sayısı da 4.7 kere katlanmış. Buna karşılık öğretim elemanı sayısındaki artış 1.6 kat ile sınırlı..
Eğer, 2005’te okullaşmada hedeflenen yüzde 40 oranı tutturulabilirse 6 bin yeni öğretim elemanına daha ihtiyaç olduğu anlamına geliyor bu durum..
2005’e bir yılımız var ve üniversite öğretim üyesi yetiştirmek de o kadar kolay bir iş değil..

Eleman sıkıntısı
YÖK Kanunu tartışılırken, hükümet imam hatip mezunlarına istedikleri dalda üniversite eğitiminin yolunu açmaktan başka bir şey düşünmezken, bu sorun nasıl aşılacak?
Halen doktorasını tamamlamış ancak YÖK ile hükümet arasındaki tartışmalar yüzünden atamaları gerçekleşemeyen 2 bine yakın araştırma görevlisinin bulunduğu söyleniyor.
Üniversite öğretim üyeleri maaşlarının bugünkü düşük seviyesi dikkate alındığında, üniversiteleri bitiren yetenekli gençlerin bu yolda kendilerini yetiştirmelerine nasıl özendirilecekleri de ayrı bir soru..
Bunun yanısıra, Üniversitelerimizde öğrenci başına düşen harcama da giderek düşüyor.
1982’de bütçeden öğrenci başına düşen harcama 1297 dolardı. 1983’te ise 1556 dolar.. Geçen yıl bu rakam 709 dolara kadar geriledi.. Bütçeden yüksek öğrenime ayrılan payda bir artış olmadığını, aksine öğrenci sayısının ise giderek büyüdüğünü dikkate alırsak, bu rakamın önümüzdeki yıllar içinde giderek daha da gerileyeceğini söylemek için de falcı olmaya gerek yok.

Tasarı hayırlı oldu
Hükümet, YÖK Kanunu tasarısı vesilesiyle tüm kamuoyunun dikkatininin üniversitelere yönelmesini sağladı. Bunun olumlu bir durum olduğunu düşünüyorum.
Türkiye yükseköğrenimdeki sorunlarının ne olduğunu iyice öğrenip, bunun düzeltilmesi için neler yapılacağını da tartışmalı..
Bu filanca rektörü kimin seçeceği ve imam hatip mezunlarının ne olacağı konusuna indirgenen YÖK Kanunu’nu tartışmaktan çok daha hayati bir konu.
Üniversite eğitiminin geliştirilmesi ve iyileştirilmesi için gerekli kaynağın nereden bulunacağından tutun da hangi alanlarda yeni yükseköğretim kurumlarına ihtiyaç olduğunun saptanmasına kadar bir dizi ciddi sorunun yanıtını bulmalıyız.
Hükümet, bu tablonun düzeltilmesi için neler yapmayı planladığını da açıklamalı..

Düzeltme:
Dünkü yazımda yıllar önceki Beşiktaş – Real Madrid maçını, Madrid takımının kazandığını yazmıştım. Hafızam beni yanıltmış. Doğan Babacan aradı ve maçın 1 – 1 bittiğini hatırlattı. Beşiktaş’ın golünü Kaya Köstepen atmış. Artık hafızama güvenmeyeceğim, özür diliyorum.