Mehmet Yakup Yılmaz Body Wrapper

İngiliz Milli Takımı'yla 'boy farkı'mız

  İngiltere ile Türkiye milli takımlarının yapacakları maçın günü yaklaştıkça en çok karşılaştığım soru bu oluyor: İngiltere’yi bu kez yenebilir miyiz?

Soruyu soranlara Hakkı Devrim’den dinlediğim bir anekdotu anlatıyorum.
Hakkı Bey, genç bir gazeteci iken İstanbul’a maç yapmak üzere gelen Real Madrid’in efsanevi başkanı Kont Barnebau ile bir röportaj yapmış. (Bugün Real Madrid’in maçlarını oynadığı stadın adı, bu eski başkanından geliyor.)
Hakkı Bey röportajda şöyle bir soru da sormuş: “Yarınki maçı kim kazanır, Beşiktaş mı, Real Madrid mi?” Kont’un yanıtı şöyle olmuş: “Real Madrid, Beşiktaş ile 100 maç yapsa 95’ini kazanır. Ama yarınki maçın sonucunun ne olacağını kimse bilemez.” (Merak edenler için Beşiktaş’ın ertesi gün Real Madrid’e yenildiğini de belirteyim.)

Federasyon kararlı
Bugün İngiltere maçı üzerine yazmak istememin nedeni, dün Milliyet’in spor sayfasında yayımlanan bir haber oldu..
İngiltere Futbol Federasyonu (FA), önceki gün aldığı bir kararla Manchester United’ın defans oyuncusu Ferdinand’ı Milli Takım kadrosundan çıkardı.
Ferdinand’ın kadrodan çıkarılmasının nedeni rutin doping testi için istenen idrar örneğini dört gün gecikerek teslim etmiş olması..
Olay, İngiltere futbol kamuoyunda ciddi bir depreme yol açtı. Milli Takım’ın önde gelen oyuncuları bir toplantı yaparak kararın geri alınmasını istedi. Oyuncular maça çıkmaktan vazgeçebileceklerini bile söylüyorlar. Basın ve Manchester United, federasyonu, tabiri caizse topa tutuyor. Teknik Direktör Eriksson bu kararın takım açısından ciddi bir kayba neden olduğunu söylüyor. Ancak bütün bunlara rağmen federasyon kararında ısrarlı.

Yıldızlar kurallara uymalı
Haberleri okuyunca şunu düşündüm: Bizde böyle bir olay asla olmazdı.
Federasyon olayı görmezden gelmeyi tercih eder, Avrupa Şampiyonası’na katılmak için “final” sayılacak maçta böyle önemli bir oyuncusunu kaybetmeyi aklından dahi geçirmezdi..
Basınıyla, oyuncusuyla biz hepimiz de bunu son derece normal olarak görür, konunun üzerinde dahi durmazdık. Çıkacak bir iki “çatlak ses” de “vatan hainliğine” varan suçlamalarla bastırılır, sorun maç sonrasına ertelenirdi.. FA bunun tam tersini yaptı.
Futbolun kuralları olduğunu, o kurallara en başta yıldız oyuncuların uyması gerektiğini, kuralların durumlara göre esnetilmemesi gerektiğini herkese gösterdi. Bir tek maçlık bir çıkar uğruna, futbolun ahlaki kurallarının çiğnenemeyeceğinin altını çizdi..

Bizde hain, onlarda..
Yıllar önce Trabzon’a attığı golle Fenerbahçe’ye şampiyonluğu kazandıran Aykut Kocaman’ın herkese örnek gösterilmesi gereken “fair playlik” bir davranışı nedeniyle takımdan atıldığını hepimiz hatırlıyoruz..
Bu olaydan çok kısa bir süre sonra, o tarihte Liverpool’da oynayan Fowler da benzer bir davranışı nedeniyle İngiltere’de günün kahramanı olmuştu. Fowler, takımı lehine verilen bir penaltı kararını hatalı bulduğu için hakeme itiraz etmiş, itirazı kabul edilmeyince de topu penaltı noktasına diktikten sonra göstere göstere dışarı yollamıştı..
Fowler bu olaydan sonra çok uzun yıllar Liverpool’un sembol oyuncularından biri olarak takımdaki yerini korudu.. Benzeri davranışı gösterecek bir Türk futbolcusunun çıkıp çıkmayacağını bilemiyorum ama buna cesaret edecek olanın futbol hayatının bitirileceğini de sanırım hepimiz biliyoruz..
Cumartesi günkü maçta ne olur, bunu kestirmek zor. Bu oyunun güzelliği zaten sonucunun önceden kestirilemiyor olmasında.. Ama takımlar arasında “boy farkını” yaratan şeylerden bir bölümünün “spor ve sporcu ahlakı”yla ilgili olduğuna da hiç kuşku yok..
Ve İngiltere, bu yönüyle bizden birkaç on santim daha uzun görünüyor.