Mehmet Yakup Yılmaz Body Wrapper

Yeni tip yapılaşma bize neler söylüyor?

 Geçenlerde karıştırdığım bir kitapta ilginç bir karikatür gördüm.
Karikatür, 1817 yılında İngiltere’de yayımlanan bir mizah albümünden alınmış.
Yapılmakta mı, yıkılmakta mı olduğu anlaşılmayan büyük bir konağın önünde genç bir adam, bir mimarın kendisine gösterdiği bir planı inceliyor.

Karikatürün alt yazısında da şöyle yazılmış: “Zevkini göstermek için konağını yıkıyor.”
(Sözünü ettiğim kitap Bülent Erkmen’in çok ilginç bir tasarımı. Yazarı Prof. Dr. Uğur Tanyeli. İstanbul: 1900-2000 / Konutu ve Modernleşmeyi Metropolden Okumak. Akın Nalça Yayınevi.)

Konaktan apartmana
Karikatüre bakarken, eski İstanbul fotoğraflarında gördüğümüz birbirinden güzel, büyük bahçeler içindeki dev konakların yıktırılıp kat karşılığı apartman yaptırıldığını hatırladım.
Konakların apartmanlara dönüştürüldüğü büyük furya başladığında ben henüz doğmamıştım ama özellikle Erenköy civarındaki konakların bir bir yıkılıp yerlerine devasa “sefertaslarının” kondurulduğu döneme yetiştim.
Annem böyle bir apartmanda oturuyor.
Eskiden konak bahçenin ortasındaymış, sonra yıkılıp aynen bahçenin bir köşesinde yeniden inşa edilmiş.

Modernleşme!
Bir de şimdi diplomat olan bir arkadaşımın Bostancı’daki evi var.
Onun da bahçesindeki dev ağaçların bir bölümü kesilmiş. Konak, bahçenin en ucuna yeniden yapılmış.
Arkadaşımla birkaç sefer o konağın önünde oturup bahçedeki dev apartmana bakıp Türklerin zevkleri konusunda ileri geri konuşurken bir şeyler içmişliğim var.
Prof. Tanyeli’nin kitabının karikatürle ilgili bölümünü okurken arkadaşımla mimarlık bilgimizin ne kadar “sığ” olduğunu da gördüm.
Demek ki, bu sadece biz Türklere özgü bir şey değilmiş. Modernleşmenin, kent yaşamındaki bir tezahüründen söz ediyormuşuz oysa..
Uzunca bir süredir kent mimarisi ve modernleşme konularına bir ilgim var.

‘Babamın ahı tuttu’
Nereden kaynaklanıyor bilmiyorum. Belki de babamın ahı tuttu. Benim mimar olmamı isterdi küçükken, ben gittim Siyasal’da iktisat-maliye okuyup gazeteci oldum!
Son günlerde TEM otoyolu ve bağlantı yollarındaki binalarda ilginç bir değişim gözlüyorum.
Bağcılar, Gaziosmanpaşa, Esenler, Bayrampaşa gibi semtler, bu yolların açılmasıyla inanılmaz bir büyüme süreci yaşadılar.
Anarşik bir büyümeydi. Sokaklar belli değil, binaların neredeyse tümü sıvasız, tepelerinde kat çıkmak için demir filizler bırakılmış…

‘Ben de yaparım’
Belediyenin geçenlerde aldığı bir karardan sonra bu binaların otoyola ve bağlantı yollarına bakan yüzleri sıvanıp boyanmaya başlandı. Ve bambaşka bir şeyle karşılaştık.
Binalar sıvanıyor ve sonra birbiriyle uyumsuz renklerle, garip geometrik şekillerde boyanıyor!
Kenan Paşa’nın “Ben de yaparım bunu” dediği türden, “non figüratif” modern resimler yapılıyor duvarlara sanki..
Böyle bir iki bina olsa “tesadüf” deyip geçeceğim, ama yolun iki kenarında o kadar çok örnek var ki, bunun artık bir tesadüften ibaret olmadığını düşünüyorum.

Merakla bekliyorum
Öte yandan bunun belirli bir toplumsal döneme ait sosyo kültürel bir olgu olmadığının da farkındayım.
Çünkü Ankara’da Esenboğa’dan kente gelirken yine benzer özellikler gösteren ve adını bilmediğim semtlerde bambaşka bir tablo var.
Orada da binaların yüzü bu kez mozaiklerle sanki bir kilim desenine çevrilmiş durumda. En cart sarı, en çılgın pembe, en çivit mavi kolayca bir araya getiriliyor bu binalarda da..
Bu işlerden anlayan birileri bu binaları inceleseler ve ne olduğunu anlatan bir şeyler yazsalar diye merak içinde bekliyorum.