Mehmet Yakup Yılmaz Body Wrapper

Bir kadın-erkek yazısı daha

Pazar günkü yazımda Tiflis’te bir barda dinlediğim şarkıdan (La donna e mobile) yola çıkarak, “Kadınlar değişkendir..” diye yazmıştım. “Ama güzel ve çekici olan yanları da böyle değişken ve tahmin edilemez olmaları değil mi zaten?” diye de sormayı ihmal etmemiştim.

Hafta içinde bu soruya aldığım yanıtlar erkek okuyucularımın büyük bölümünün bana katılmadığını gösteriyor. Daha doğrusu ‘kadınların değişken ve tahmin edilemez olmaları’ konusunda hemfikiriz ama ‘bunu güzel ve çekici bulanlar’ın sayısı bir hayli az.
Bu küçücük köşede neredeyse düşünce tarihi kadar eski bir tartışmayı yeniden başlatmaya niyetim yok. Fakat şunu da söylemeden geçemeyeceğim: Felsefe tarihi boyunca birçok büyük düşünür ‘akıl’ın esas olarak erkek cinsine ait bir şey olduğunu yazdılar. Kadın için bir ‘toplumsal cinsiyet’ tarif ettiler. Kadın ruhunun çoklu yapısından yola çıkarak ‘akıl’ ve ‘akıl dışı’ kavramlarını erkek ve kadın metaforları ile tanımladılar.
Böylesine zengin bir düşünsel çalışmalar toplamının biz ‘küçük fanileri’ etkilememesi düşünülemezdi ve öyle de oldu. Bugün çoğu erkek ‘akıl dışı’ davranış ve düşünceleri, ‘kadın doğası’ olarak tanımlıyorsa bunun etkisi var.
Sözün kısası kadınlar aslında zannettiğimiz gibi ‘değişken ve tahmin edilemez’ değiller. Cinsiyet ayrımcılığı düşünsel planda böyle şekilleniyor. Ama dedim ya bu daracık yerde bütün bu tartışmayı yeniden başlatmaya niyetim yok.
Onun gibi yazamadığım için hep kıskandığım ve artık ‘arkadaşım’ diyebileceğim kadar kendimi yakın hissettiğim bir yazardan size çok sık söz ediyorum. İspanyol gazeteci-yazar Ortega y Gasset bu. İkimizin isminin ortasında bir ‘Y’ harfi olması da elbette tesadüften başka bir şey değil. Bakın ne diyor:
“Çok sayıda erkeğin iç yaşamları, sözcüklerin ötesine taşmaz, iç duyguları da yalnızca sözel bir varoluşla sınırlı kalır. Oysa kadında bir kendini saklama ve gizleme içgüdüsü vardır: Kadın ruhu, sanki sırtını dış dünyaya dönmüş gibi, içteki tutkulu mayalanmayı saklayarak yaşar. Kadının erkeğin bakışlarından saklamaya çalıştığı, aslında bedeni değil, erkeğin bedene yönelttiği niyetlere karşı gösterdiği bir tepkidir. Kadının kafasındaki karışıklık, en sık ve yoğun biçimde aynı kaynaktan doğar. Bu duygu, düşüncelerinde ve eğilimlerinde denetimsiz yakalanıverme korkusundan gelir.”
Kadın ruhunu seçtiği bir tek erkeğe; gelip geçen herhangi bir erkek olmaktan kurtulan erkeğe açar. Kadının bedeniyle erkekler arasına koyduğu mesafeyi aşmayı başaramayacak olan erkeğin gördüğü zengin bir teatral yapıdan ibarettir.
Bu yüzden bir erkeğin bir kadını anlayabilmeye başlaması o kadından kendisine doğru akacak bir sevgi yolunda ilerlemesi ile mümkün olabilir.
Düşünelim bakalım: Neden ilgilenmediğimiz ya da yakınlık kurmayı başaramadığımız kadınlar bize fazla sığ geliyor? Neden gerçekten sevdiğimiz tek bir kadını ‘derin’ buluyoruz? Ve flört de esasen bu tanıma sürecini tanımlamıyor mu? Çekici ve güzel olan şey bir kadını anlamaya ve tanımaya çalışmak değil mi? Bir kadını ne zaman ‘fethetmiş’ oluruz: Onunla yattığımız zaman mı, ruhunun en derin noktalarına kadar ulaşmayı başardığımız zaman mı?