Mehmet Yakup Yılmaz Body Wrapper

 Sürpriz beklenmiyordu ve olmadı. Abdullah
Öcalan dokuz duruşmalık yargılama süreci sonunda ölüm cezasına çarptırıldı.

Aslında davanın bu kadar süreceği ve sonucunun ne olacağı yargılamadan önce belli gibiydi. Abdullah Öcalan ile aynı suçtan yargılanan Şemdin Sakık 10 duruşmalık bir yargılama sonucunda aynı cezaya çarptırılmış ve mahkemede tıpkı Öcalan gibi davranmasına rağmen indirim haklarından yararlanamamıştı.
Kararın açıklandığı oturum bence bütün yargılama sürecine damgasını vuran hastalıklardan kurtulamadı. Müdahiller
bundan önceki duruşmalarda olduğu gibi bu duruşmada da mahkeme salonunu bir gösteri ve protesto mekânına çevirdiler ve heyet bunu seyretmekle yetindi.
Kararın açıklanmasının ardından ‘İstiklal Marşı’nın söylenmesi, (marşın söylenişindeki ses uyumsuzlukları ve başıbozukluk bir yana) tek kelimeyle anlamsızdı. Bunun hepimiz için iyi bir not olmadığını belirtmeliyim.
Mahkeme Başkanı, tıpkı Sakık kararını veren yargıcın yaptığı gibi ölüm cezalarında gelenek olan ‘kalem kırma’ eylemini yapmadı. Bunun gelenek başlatıcı bir davranış olduğunu mu düşünmeliyiz? PKK davalarında kalem kırılmaz, adi cinayet davalarında kalem kırılır gibi…
Kararı okuduktan sonra kalem kırmayan yargıcın, müdahil avukatların isteği üzerine ‘hatıra için’ kendisine uzatılan kurşun kalemleri kırması ise bir başka ‘A la Turca’ hareketti ve bence mahkeme heyetinin saygınlığına gölge düşürmeye yetmese bile toz kondurulmasına yol açabilecek bir davranıştı.
Karar oturumuyla ilgili son bir notum da televizyon çekimi ile ilgili. Salonda tarihe geçecek bir kayıt yapılıyordu. Ancak canlı yayın kamerası nedense ölüm cezasına çarptırılan sanığa değil, elindeki kâğıdı okuyan yargıca yöneltilmişti. Ekran başındaki milyonlarca kişi sanığın kendisine verilen cezayı duyduğunda ne yaptığını, yüzünün nasıl değiştiğini, duruşunun bundan etkilenip etkilenmediğini, insani bir tepki verip veremediğini ‘naklen’ göremedi. TRT bu hatasını sanığın karar anı boyuncaki görüntüsünü ‘banttan’ vererek telafi etmeye çalıştı.
Şimdi Yargıtay’ın inceleme süreci başlayacak. Bunun da çok uzun sürmeyeceğini, davanın görülmesine paralel bir sürat içinde gerçekleştirileceğini düşünüyorum. Ayrıca kararın Yargıtay’ca onaylanması da bir sürpriz olmayacak ve Abdullah Öcalan davası bir bakıma asıl görülmesi gereken merciye gelecek.
TBMM’nin dün İsmet Berkan’ın yaptığına benzer bir ‘kurmay çalışması’ yapmayacağından da adım kadar eminim. Yani kararın onaylanmasının ya da onaylanmamasının Türkiye’ye ne kazandırıp ne kaybettireceği ciddiyetle düşünülmeyecek. Hatta hiç düşünülmeyecek.
Günlük politika kaygılarıyla, hamasetle, intikam duygularıyla meseleye bakılacak ve Abdullah Öcalan kaçınılmaz sonuna bir adım daha yaklaşacak.
Bunun hayır mı şer mi doğuracağını ileride hep birlikte yaşayarak öğreneceğiz. Ama yine de yazımı Türkiye’de adet olduğu gibi bir temenni ile bitirmek istiyorum:
Karar umarım hepimiz için hayırlı sonuçlar yaratır.