Mehmet Yakup Yılmaz Body Wrapper

Hey yıllar! Yenilmedim size..

Yıllar sonra bulunan kemikleri Küba’ya nakledilen ve büyük bir törenle yeniden toprağa verilen Ernesto Che Guevara’nın, kendisini kurşuna dizen Amerikalı teğmene Bolivya dağlarında söylediği son söz şu olmuş:

“Fidel’e söyleyin, bu başarısızlık devrimin sonu anlamına gelmez.”

Şu anda nerede okuduğumu hatırlayamadığım bir başka sözü hatırlattı Che’nin son sözleri.

Simavna Kadısıoğlu Şeyh Bedreddin de önderi olduğu halk ayaklanması bastırılıp idam edilirken, 1420 yılında Serez’de “Bu kerre mağlubuz” demişti.

Savundukları davaya olan inançlarını son nefeslerinde bile yitirmeyen iki büyük devrimcinin, aralarındaki 500 yıllık zamana ve binlerce kilometre uzaklığa rağmen, ölümün soğuk nefesi yüzlerini yalarken benzeri sözleri söylemiş olmaları sadece bir tesadüf olarak açıklanabilir mi?

Dün kendi kendime bu soruyu sordum durdum.

Geçenlerde gazetelerde çıkan bir başka haberi hatırladım bu arada. Bir bilim adamı Türkiye’nin geçen yüzyılda büyük bir insan kırımına sahne olduğunu hatırlatarak buradan ilginç bir sonuca varıyordu.

Buna göre Balkan Harbi, Çanakkale, Yemen, Galiçya, Kurtuluş Savaşı derken atalarımızın en idealist olanları, en gözüpekleri kırılıp gitmişler, şehit olmuşlardı.

Geriye kalanlar her nasılsa savaşlardan ölmeden yakayı kurtarabilmiş az sayıdaki insanla, savaşları bir kenarda saklanarak atlatmayı başaranlardı.

Bilim adamı biz TürkIerin başlarına gelen her şeyi tevekkülle kabul eden, isyan etmeyen insanlar olmamızı işte buna bağlıyordu. Bizlerin gen stokunda isyancı ve başkaldıran atalarımızın genlerinden çok, zorluklar karşısında tam siper olanların, ‘bana bulaşmayan bin yaşasın’ diyenlerin genleri yer alıyordu.

BİR Bilimsel kuramdan çok bir bilimkurgu fantezisini çağrıştıran bu görüş doğruysa, bu yalnızca biz Türkler için geçerli olmamalı.

Aynı şekilde tüm insanlığın gen stoku ‘korkak’ ve ‘kokmaz bulaşmaz’ genlerden oluşmalı.

İnsanlığın tarihsel süreç içinde ileri adımlar atmasını sağlayan büyük düşünürlerin, kâşiflerin, özgürlük savaşçılarının akıbetleri hep aynı oldu.

Kimisi Piri Reis gibi padişah fermanıyla asıldı, kimisi Kaptan Cook gibi vahşi bıçaklar altında can verdi.

Galile’ye Engizisyon’da yargılanırken “Dünya yine de dönüyor” dedirten, Sokrates’e içi baldıran dolu kadehi içerken haklı olduğundan bir an bile şüphe ettirmeyen de yine o genlerdi; binlerce yıl sonra Troçki’ye kafasından akan kanlar içinde “4. Enternasyonal’in zaferi yakın” dedirten de aynı gendi.

Kanlı hükümdarlar, engizisyonlar, cani diktatörler bütün mesailerini onları ortadan kaldırmaya harcadılar. Ama insanlığın içindeki gerçeğe ve özgürlüğe ulaşma özlemini söndürmeyi başaramadılar.

Kimbilir belki de bu canlı türünün ‘insan’ olarak adlandırılmasını sağlayan da hep aynı gendi.

Leman Sam’ın söylediği, çok sevdiğim bir şarkı var: Hey yıllar! Yenilmedim size, hatalarım bile aynı..

0 şarkıyı dinlerken en zor anında bile içindeki devrimci heyecanı sönmeyenleri hatırlıyorum: Galile’yi, Şeyh Bedreddin’i, Piri Reis’i, Kaptan Cook’u, Troçki’yi, Ernesto’yu, ve adlarını buraya sığdırmama imkân olmayan binlerce yenilik savaşçısını… Kişisel kaderleri onları mağlubiyete götürse bile, genleri yüzbinlerce yıl nesilden nesile aktarılacak olan gerçek insanları!