Mehmet Yakup Yılmaz Body Wrapper

İllüzyondan kurtulmak

 Lee Alex bir İngiliz. Filozof değil, toplum bilimci değil, psikolog değil.. Basit bir sihirbaz, bir illüzyonist. Şapkadan çiçek çıkarıyor, bastonunu eşarp yapıyor vs.. Bir süredir de Türkiye’de yaşıyor, gösteriler yapıyor.

Hızır Tüzel’in Alex ile yaptığı söyleşi geçtiğimiz pazar Radikal’de yayımlandı.
Türklerle ilgili ilginç bir gözlemi var Alex’in. Hızır’ın arada sorduğu gerçekten çok başarılı soruları atlayıp Alex’in yanıtlarını yayımlıyorum:
“Şovun zevkini çıkaracak yerde numaraları nasıl yaptığımı inceliyorlar. Sihirleri hemen çözmek istiyorlar. Belki de bu tepkileri onların özel hayatlarında da her zaman gösterdikleri bir şey. Türklerin gördükleri şeyden zevk almak yerine orada bir sorun aramak gibi bir alışkanlıkları var. Gösteri yaptığım her yerde numaralarımı nasıl yaptığım sorusuyla karşılaşıyorum. Ama Türkiye’de bu soruyu pek sormuyorlar. Çünkü kendilerine göre cevabı biliyorlar. Ve gösteri sırasında bunu bildiklerini göstermekten de özel bir zevk alıyorlar. Ama hepsini de yanlış biliyorlar. Bunu belki de bilinmeyene olan korkularından yapıyor, duruma hâkim olmak istiyorlar.”
Alex’in gözlemlerinin doğruluğunu kendi deneyimlerimizden de çıkarabiliriz.
Bu ilgi çekici toplumsal özelliğimizin hayatımızın her alanında yansımalarını bulabiliyoruz: Çok bilmiş ama cahil, eğlenmeyi bilmeyen, her öküzün altında buzağı arayan bir toplumuz.
Bu özelliğimizin işlemediği tek alanın siyaset olduğu da son seçim araştırmalarıyla bir kez daha kanıtlanıyor.
Koca bir ülkenin halkı sanki illüzyon altındaymış gibi davranıyor. Gözünün önünde olup biteni fark edemiyor, siyaset meydanlarından üzerine yayılan bir gizli gazla uyutulmuş gibi trans halinde oyunu kullanıyor.
Alex’in bir ilginç gözlemi de bununla ilgili. Türk siyasetinin demirbaş siyasetçilerinin hâlâ meydanlarda olduğuna bakıp, “30 yıldır aynı illüzyonu seyredip, alkışlamak siyasetçi-illüzyonistin değil, seyircinin başarısıdır” diye dalgasını geçiyor.
Yarın Türkiye’yi 2000’lere taşıyacak, bir yıl kadar sonra yeni cumhurbaşkanını belirleyecek bir Meclis’i seçmek için sandık başına gideceğiz.
Yapacağımız seçimin sadece 19 Nisan sabahının galiplerini, mağluplarını belirlemekle sınırlı olmadığının farkında değil gibiyiz. Bir geleceği oyluyoruz ama illüzyonistlerin yapa yapa bıkmadıkları oyunları ağzımız açık seyrediyoruz.
Aslında çok eskileri hatırlamamıza da gerek yok. Dün kadar yakın geçmişi hatırlasak bu bile hipnozdan uyanmamız için yeterli olacak.
Türkiye çok yakın geçmişinde Susurluk diye bir olayla karşılaştı. Toplumsal bir arınma fırsatı yakaladı. Yakaladığımız bu fırsatın neden kaçarıldığını görmemiz için Susurluk temsilinin baş aktörlerinin kimler olduğunu hatırlamamız bile yeterli. Gece yarıları kapalı kapılar ardında yapılan devlet ihalelerini, bir gecede batırılan bankaları, trilyonlarca liralık komisyonların kimlere gittiğini hatırlamamız gerek.
Oyumuzu kullanmadan önce yapmamız gerken tek şey aslında sadece bu. Hatırlamak!