Mehmet Yakup Yılmaz Body Wrapper

Mendil satan çocuklar

 Bilmiyorum başka kentlerde de aynı mı, ‘ama biz İstanbul’da yaşayanlar bu görüntüye artık iyice alıştık. Kentin trafik yoğunluğu yaşanan bütün kavşakları, yaşları 5 ile 13-14 arasında değişen kızlı-oğlanlı çocuklar ile dolu.

Bir bölümü elindeki kutuda taşıdığı çiklet, kâğıt mendil, simit gibi şeyleri satmaya çalışıyor. Bir kısmı elindeki bir bez parçasıyla camları silmek istiyor. İçlerinde hiçbir şey yapmadan ya da satmadan sadece dilenerek para toplamaya çalışanların sayıları da küçümsenecek gibi değil.

Otomobilleri içinde oturan bizler, trafik sıkışıklığının hayatımızda yarattığı sıkıntıları düşünürken onlar dışarıda yağmur, soğuk demeden bekleşiyorlar.

Kavşaklarda toplu halde duruyor olmaları hepsinin de üstünde bir ‘otorite’nin olduğunu düşündürtüyor bana.

Birileri bu çocukları günün belli saatlerinde belirli kavşaklara toplayıp bir tür ticaret yapıyor. Bu çocukların bir kısmının kimsesiz olduğunu düşünsek bile içlerinde bir ailesi olanların bulunduğu da gerçek. Demek ki bazı aileler, çocuklarını bu tür bir iş yapmaya zorluyorlar.

Çocuklar sokakta, İstanbul’un her çeşit tehlike ve kanunsuzlukla dolu ortamında kendilerince yaşam mücadelesi veriyorlar.

Zaman zaman bu çocukların büyüyünce ne olacaklarını düşünüyorum.

Hiç biri okula gitmiyor, hiç birinin bir meslek edinme ve büyüyünce bir iş bulma imkânı yok. Bugün sadece dileniyorlar ve yarın büyüdüklerinde büyük bir ihtimalle dilenmekle yetinmeyecekler.

Geleceğin uyuşturucu satıcıları, kapkaççıları, hırsızları, kadın satıcıları, fahişeleri böylece yetişiyor.

İstanbul, bugün 10 milyona ulaşan nüfusuyla dünyanın en büyük metropollerinden birisi. Buna karşılık kendisine benzeyen diğer kentlerle kıyaslandığında da bir suçsuzluk cenneti.

Günlük polis raporlarına yansıyan suçlar açısından İstanbul, öteki büyük dünya kentlerinin eline su bile dökemez.

Bugün böyle. Ya yarın?

İstanbul’u zaman zaman Rio de Janeiro’ya benzetiyorum. Rio Havaalanından kente doğru giderken göreceğiniz manzara ile İstanbul’da göreceğiniz manzara aynı. Kenti çepe çevre saran ‘favela’lar ile bizim gecekondu mahallelerimiz arasındaki benzerlik insanı dehşete düşürecek kadar aynı. Benzeri görüntüler diğer suç metropollerinde de var: Buenos Aires’te, Washington’da, Bangkog’da…

O kentlerde de önemli kavşaklar yersiz yurtsuz çocukların işgali altında. Ve yeraltındaki suç örgütlerinin insan potansiyelini, bu kavşaklarda yetişen çocuklar sağlıyor.

Bugünkü toplumsal yapımız, bu çocukların birer suçlu olmasını önlemeye yetiyor gibi görünüyor. Ama çaresizlik büyüdüğünde, ailelerin parçalanma süreci hızlandığında, köşe başında mendil satmak, dilenmek yetmediğinde ne olacak?

Daha yolun çok başındayız. Bu çocukları suç örgütlerinin ellerine düşmeden kurtarmamız için bir şeyler yapabilmeye daha zamanımız var. Ama ne kadar? Bir yıl, üç yıl, on yıl?

Bu konu temel eğitimin 8 yıl olması kadar hatta ondan çok daha önem taşıyor.

8 yıl olayı gerektiğinde hükümetlerin kaynak bulmakta zorlanmadığını gözler önüne serdi. Ülkede büyük bir eğitim seferberliği havası estirilirken, sokaklardaki bu çocukları da unutmamalıyız. Onlar hepimizin çocukları ve hepimiz onlar için bir şeyler yapmalıyız.