Mehmet Yakup Yılmaz Body Wrapper

Paylaşmak öğrenilebilir

 Tek çocukların sorunları üzerine yazdığım bir yazıdan sonra sizlerden de bu konudaki görüşlerinizi bana yazmanızı istemiş, birlikte bir interaktif yazı dizisi oluşturmamızı önermiştim. bu konuyla ilgili olarak bana gelen mektuplardan birini geçenlerde yayımladım. Bugün size “Tek çocuklu bir anne” imzasıyla gelen bir e – postayı sunuyorum.

“Eşim ve ben doktoruz, dokuz yıllık evliyiz. Uzun bir tıp eğitimi, mecburi hizmet, ihtisas derken ancak yirmi sekiz yaşımızda çocuk sahibi olmanın mutluluğunu yakalayabildik. Oğlumuz şimdi 4.5 yaşında.
“Eşimin ve benim birer kardeşimiz var, yani tek çocuk değiliz. Evlendiğimiz ilk günlerde iki çocuğumuz olur diye hayaller kurardık ama hayat bizi bozguna uğrattı. Her şey bir tarafa, en azından maddi olarak iki çocuğa eşit olanak tanımak gerekeceğinden, bunun altından kalkamayacağımızı düşünüyoruz. İki uzman hekim olduğumuz halde bugün bir çocuğun okul masrafı ile ancak başedebiliyoruz. Ona her şeyin en iyisini vermek, en iyi okullarda okutmak istiyoruz. Evet burada şöyle denebilir: Paranın alamayacağı bir kardeşin yerini ne tutabilir? O zaman çok büyük bir suçluluk duyuyorum. Biz oğlumuzdan bir kardeşi neden esirgiyoruz?”
Doktor hanımın yazdıkları aslında ebeveynleri “tek çocuk” kararı almaya yönelten belki de en önemli etkenin altını çiziyor: Eldeki maddi imkânların yalnızca tek bir çocuğun daha iyi yetişmesi için yeterli olabileceğinin düşünülmesi.
“Tek Çocuk Sendromu – Tek Çocuk Olmakla Başa Çıkmanın Yolları” isimli kitapta bu konuya özel bir bölüm ayrılmış. (Yazarlar: Jill Pitkeathley ve David Emerson, Çeviren: Semra Eren, HYB Yayıncılık) Bu da gösteriyor ki tek çocuk kararında maddi etkenlerin rolü yalnızca bizim gibi yüksek enflasyon – düşük ücret ülkelerinde değil, diğer gelişmiş ülkelerde de geçerli.
Kim bilir belki de sıra sıra çocuklara sahip olduklarını okuduğumuz dünyanın ve ülkenin en zenginleri de benzer bir endişeyi tersten yaşadıkları için çok çocuk sahibi oluyorlardır.
Sözünü ettiğim kitabın yazarları tek çocuk olmanın “elle dokunulur” artılarından birisi olarak maddi imkânların tümünün o çocuk için harcanıyor olmasını tespit etmişler. Yazarların görüştükleri tek çocukların çok büyük bölümü eğitimleri için ayrılan maddi olanaklar sayesinde elde ettikleri şeylere bir kardeşleri olsaydı sahip olamayacaklarını düşünüyorlardı. Tek çocukların seyahat edebilme, kültürel faaliyetlere katılma, binicilik ve kayak gibi pahalı hobilere sahip olma imkânlarının çok fazla olduğuna dikkat çekiyorlardı.
Bunun en önemli etkisi ise paylaşma duygusundan yoksun olarak yetişmekti. Çünkü bu bilmedikleri bir şeydi, hayatları boyunca bütün olanaklar önlerine serilmiş, imkânları kısıtlı da olsa bunu kimseyle paylaşmak zorunda kalmamışlardı.
Paylaşmayı bilmemeleri tek çocukların çevrelerinde “cömert insanlar” olarak algılanmalarına yol açıyordu. Konuşulan çocuklardan birisi şöyle diyordu: “Bir paket cips açtığımda arkadaşım elini pakete daldırmaya kalkışırsa, o zaman bir paket de ona almayı öneririm, cimrilik yapmam.”
Ama yazarlar paylaşmanın “eğitimle öğrenilebilir” olduğunu düşünüyorlar. Bu yönde eğitilmemiş bir “tek çocuk” tabakta kalan son pasta dilimini kimseye sormadan alırken bir tereddüt göstermiyor, ancak bu konuda aile içinde eğitildiği takdirde son dilimi başkalarına da teklif etme hassasiyetini kazanabiliyor.
Doğru eğitim, tek çocuk olarak dünyaya gelmenin en büyük dezavantajı olarak gösterilen bir özelliğin bile değiştirilmesini sağlayabiliyor.
Sorunun “tek çocuk” olmakta değil, esasen aile içinde verilen eğitimde olduğu da bir kez daha ortaya çıkıyor.