Mehmet Yakup Yılmaz Body Wrapper

Irkçılığa devam ediyorlar, hâlâ..

Aslına bakarsanız farklı bir tutumla karşılaşacağımızı hiç zannetmiyordum. Bizde siyaset erbabı böyle durumlarda maşallah tek yürek-tek yumruk olmayı çok iyi bilirler. İçlerinden birini halkın isteklerine kurban ettikleri takdirde bunun ‘yol olacağından’ korkarlar.. Sıranın bir gün kendilerine gelmesinden çekinirler.

Osman Durmuş ‘vakasında’ da böyle oldu.
Önce Başbakan Bülent Ecevit arka çıktı, sorunun sadece bir ‘üslup’ meselesinden ibaret olduğunu söyledi.
Ardından da Devlet Bahçeli.. Bahçeli, Durmuş’a desteğini hem jestlerle hem de sözlerle ortaya koydu. MHP’nin TBMM grup toplantısına Osman Durmuş ile birlikte girdi ve yaptığı konuşmada da ‘surlarda gedik açılmasına izin vermeyeceğini’ söyledi.
Bahçeli’nin olayı sunuş biçimi geleneksel siyasetçi tavrının siyaset hayatımızın bu çok yeni siması tarafından da hararetle benimsendiğini ortaya koydu.
Bu son olay Türkiye’de siyasetin halktan ne kadar kopuk olduğunu gösteren binlerce örneğe yeni bir halka ekledi.
Birkaç gündür yabancı gazeteciler deprem bölgesinde devletin bir türlü organize olamamasının ve özellikle Sağlık Bakanı’nın tavrının bir siyasi krize yol açıp açmayacağını soruyorlar.
Onlara her defasında aynı yanıtı verdim: Türkiye’de siyasetin yapılış biçimi halkı dikkate almayan bir düzenin güçlenmesine yol açtı. Merak etmeyin, kriz filan olmaz, hatta bakan istifa bile etmez..
Verdiğim bu yanıtın yabancı meslektaşlarımız tarafından hayretle karşılandığını yüzlerindeki ifadeden görmüştüm. Şimdi sanıyorum onlar da Türkiye’de siyaset yapmanın ne demek olduğunu, siyasetçi denen tipin nasıl bir ‘dayanışma’ ruhu ile birbirine sımsıkı kenetlendiğini görmüşlerdir.
Ama bu tavrın, yani halkı dikkate almayan siyaset yapma geleneğinin artık ciddi bir yara aldığını da düşünüyorum.
Deprem sadece geniş bir alanda binlerce binayı yıkmakla kalmadı, Türkiye’nin çürümüş devlet sisteminin ve siyaset yapma alışkanlıklarının dayandığı temelleri de sarstı.
Halk kendi duygularına ve düşüncelerine ne kadar yabancı bir kadro tarafından yönetildiğini en acı deneyi yaşayarak gördü.
Kendi gerçek gücünün, devletin sahte gücünden çok daha büyük işleri yapabildiğine tanık oldu. Kurtarma çalışmalarında, yardımların örgütlenmesinde ve dağıtılmasında devletin hantal bürokratik yapısı ile kendi öz örgütlerinin yeteneklerini karşılaştırma imkânını buldu. Sivil toplum örgütlenmesinin ne kadar yaşamsal önem taşıdığını öğrendi.
Bundan sonra hiçbir şey eskisi gibi olmayacak.
Bugün belki Osman Durmuş ve benzerleri koltuklarını koruyabilirler. Ancak bu rüzgârın giderek şiddetleneceğini ve önüne çok sevdikleri koltuklarını da sürükleyip götüreceğini görecekler.
Osman Durmuş’un istifasını isteyen e-posta zincirlerine bakanlıktan gönderilen yanıtlar, yaptığımız yayınların ve halkın tepkisinin ne kadar doğru olduğunu bir kez daha gösterdi. AKUT’un bir ‘yahudi’ kuruluşu olduğunu iddia eden bu cevabi e-postalar neyi kötülüyor acaba? AKUT’u mu, Yahudiliği mi? Yoksa Türkiye Cumhuriyeti’nin Sağlık Bakanlığı’ndaki bazı kişilerin en aşağılık bir şekilde ırkçılık yapmaya devam ettiklerini mi gösteriyor?