Mehmet Yakup Yılmaz Body Wrapper

Tarih yapan küçük insanlar

 Türkiye’deki eğitim sisteminden geçtikten sonra daha hâlâ tarih okumaya meraklı kaç kişi kalmış olabilir, bilmiyorum.

Biz tarihi içeriğindeki insan öykülerinden boşaltılmış olarak okuduk. Savaşları, anlaşmaları, önemli yıldönümlerini ezberledik.
Hepsi dışımızda ve bizden o kadar uzaktaydı ki şimdi eminim çoğumuz Karlofça ile Pasarofça’yı bile birbirine karıştırıyoruz.
Kızımın okuduğu kitaplara baktığımda aradan geçen 33 seneye rağmen hiçbir şeyin hâlâ değişmemiş olduğunu görüyorum.
İstanbul gibi neredeyse Türk tarihinin son 550 yılına damgasını vurmuş bir şehirde yaşıyor ama kitaplarda okuduğu birçok şeyin bu kentte geçtiğinin bile farkında değil.
Yürüdüğümüz yollarda, elimizi yıkadığımız çeşmelerde, hatta eş dost ziyaretine gittiğimiz yenilenmiş İstanbul evlerinde o tarihin izlerini sadece çocuklar değil, bizler bile fark edemiyoruz.
Çünkü tarihler yalnızca kralları, padişahları, vezirleri, muzaffer ve beceriksiz komutanları yazıyor.
1683 yılında Kara Mustafa Paşa, İkinci Viyana kuşatmasında bozguna uğrayınca Avusturya İmparatorluğu önderliğindeki “Kutsal İttifak” orduları Osmanlı topraklarına girdiler.
Bozgun irili ufaklı savaşlar, isyanlar, acılarla 26 Ocak 1699 sabahı Karlofça’da imzalanan “barış anlaşmasına” kadar sürdü.
Bu süre içinde Osmanlı Ordusu 6 büyük, on yedi küçük savaş kaybetti. Onbinlerce insan öldü, onbinlerce insan yerinden yurdundan sürüldü. İki padişah tahttan indirildi, ikisi eceliyle öldü, onbeş sadrazam değişti. Sadrazamlardan ikisi savaşlarda şehit düşmüş, birisi askerin ayaklanmasında öldürülmüş, ikisi idam edilmiş, biri asker ayaklanması sırasında kaçıp izini kaybettirmişti. Osmanlı İmparatorluğu; Macaristan, Slovakya, Hırvatistan, Slovenya, Transilvanya, Mora Yarımadası, Atina, Salamin Adaları, Osmanlı Dalmaçyası, Aya Mavri Adası, Galiçya, Podolya, Ukrayna’nın bir bölümü ve Azak Kalesi’nden oluşan toplam 356 bin kilometrekarelik (Bugünkü Türkiye Cumhuriyeti’nin neredeyse yarısı kadar) toprağını kaybetti.
Tarih kitapları o dönemlerde ortalama bir insan ömrünün neredeyse üçte birine tekabül eden bu dönemde olup bitenleri işte böyle anlatıyor.
Savaşla bir ilgileri olmayan sıradan insanların, dedelerimizin, ninelerimizin çektikleri acıları yazmıyor.
Temeşvarlı Osman Ağa’nın Anıları (Esat N. Erendor, Aksoy Yayıncılık) işte bu boşluğu doldurabilecek bir kitap.
Osman Ağa, Viyana Bozgunu’ndan sonra Lipova kuşatması sırasında düşmanın eline esir düşüyor. 11 Haziran 1688’de başlayan esaret hayatı on yıla yakın sürüyor.
Osman Ağa daha sonra İstanbul’a dönüp esareti sırasında başından geçenleri, o dönemdeki Orta Avrupa hayatını, büyükler tepişirken arada ezilen küçüklerin dramlarını bir kitap haline getiriyor.
Şu an için çok uzakmış gibi görünen ama bugün yaşadığımız birçok sorunun tarihsel köklerini de bulabileceğiniz bu olayların bir insanın hayatını nasıl derinden sarsabileceğini görmek istiyorsanız bu kitabı okumanızı öneriyorum. Keşke atalarımız okuma – yazmaya daha meraklı olsalarmış ve başka Osman Ağa’lar da anılarını yazmayı akıl edebilmiş olsalardı ne kadar da iyi olurdu.
Belki o zaman “aptallar ders almayı bilselerdi, tarih tekerrür etmezdi” sözündeki gerçekliğe uygun davranabilirdik.