Mehmet Yakup Yılmaz Body Wrapper

Yargıda mafya izleri

 Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel’in Ukrayna gezisine gitmeden önce bu ülkeyle ilgili bir şeyler öğrenebilmek için İsmet Berkan Internet’te küçük bir gezinti yaptı. Bir saatlik çalışmanın ardından elimizde 100 sayfaya yakın makale vardı. Yol boyu İsmet Berkan ile birlikte uçakta bu notları okuduk. Ukrayna’nın nasıl bir ‘mafya devleti’ haline geldiğini, mafyanın ülkenin yönetiminde nasıl söz sahibi olduğunu birbirimize okuyup okuyup güldük.

Aradan günler geçti. Şimdi fark ediyorum da durumumuz Hayali Bey’in ‘ol mahiler ki derya içredir, deryayı bilmezler’ dizesindekinden pek de farklı değilmiş.
Aslında Türkiye de Ukrayna kadar olmasa da mafyanın hayatın her alanına hâkim olma yolunda emin adımlarla ilerlediği bir ülke oldu.
Açıkça konuşulmasa ve yazılmasa bile devletin yönetim kademelerinde mafyanın gücünün hissedildiğini hatta birçok konuda belirleyici olduğunu biliyoruz.
Hatta bazı bankaların özelleştirilmesi konusunda çeşitli mafya gruplarının aralarında çekiştiği, arkasında bir mafya olmadan kimsenin devlet ihalelerine giremediği bile konuşuluyor.
Elbette bunları kanıtlarıyla ortaya koyabilmekten şu an için çok uzağız. Ama İstanbul’da neredeyse her köşede konuşulan bir öykünün hiçbir savcının ya da hiçbir emniyet görevlisinin dikkatini çekmemiş olması düşünülemez. Yine de bu konuda kapsamlı bir araştırmanın yapılmamış olması, mafyanın gücünün sandığımızdan daha çok olduğunu düşündürtüyor insana.
Özellikle büyük kentlerde görev yapan bazı emniyet görevlilerinin ve adalet mensuplarının, adı çeşitli mafya öykülerine karışmış kişilerle yakın dostluk ilişkisi içinde oldukları da biliniyor. Bu kişilerin yemek sohbetlerinde, düğünlerinde, sünnetlerinde çeşitli kamu yöneticilerinin baş köşelerde ağırlanması neredeyse sıradan bir şeymiş gibi görülüyor.
‘Kürt Ahmet’ lakaplı Ahmet Turgut’un torununun düğünü bu ilişkinin açıkça gözler önüne serildiği bir örnek olay oldu. Bu düğünün konukları arasında üç savcı ile bir de hâkim vardı.
Ankara büromuzdan Adnan Keskin’in bugünkü Radikal’de yer alan bir haberi bu skandalın boyutlarının sanıldığından da büyük olduğunu ortaya koyuyor.
Adalet Bakanlığı bu düğüne katılan üç savcı ile bir hâkim için soruşturma açtı. Soruşturmayı yürütmek üzere de Adalet Bakanlığı Personel Müdürü Faruk Bal görevlendirildi. Şimdi ortaya çıkıyor ki meğerse soruşturmayı yürütmekle görevli olan zat da bu düğünün konukları arasındaymış. Hatta düğüne katılan adalet mensupları içinde iki tane de Yargıtay üyesi bulunuyormuş. Soruşturmanın nasıl ’emin ellerde’ yürütüldüğünü sanıyorum söylemeye bile gerek yok.
Ahmet Turgut’un adı, Dedemanların torununun öldürülmesi olayında gündeme gelmişti. Bir hayli tartışma yaratan yargılama sürecinin sonunda Dedemanların torunu öldüğüyle kalmış, yargılanan sanık (ki ‘Kürt’ Ahmet Turgut’un oğluydu) beraat etmişti.
Elbette bir mahkemenin verdiği beraat kararını eleştirebilecek durumda değilim. Hakkında bir mahkeme kararı olmadan kimsenin suçlanamayacağını da biliyorum. Ama Dedemanların, yargılama süreci ile ilgili kuşkular ifade eden iddialarının bu olaydan sonra daha da ciddiyet kazandığını düşünüyorum. Turgut’un adalet dünyası ile böylesine içli dışlı ilişkiler içinde olması en azından bir de bu açıdan sorgulanabilmeli.
Yargıya da güvenemeyeceksek bizim halimiz ne olacak?