t24.com.tr

Bu habere ancak otokrasilerde sevinilir

Dün sosyal medyada TEMA’nın yayınladığı bir gönderide “Ankara’dan sevindirici haber” başlığını görünce heyecanlandım.

Hayır, beklediğim gibi bir haber değilmiş!

NATO toplantısının güvenliğini sağlama amacıyla, Anayasa’yı ve kanunları yok sayarak göz altına alınan iki TEMA gönüllüsü serbest bırakılmış.

TEMA’nın sevindiği ve işin garibi bizim de duyduğumuza çok mutlu olduğumuz haber bu!

Göz altına alınmayı bırakın, polis ya da jandarma tarafından yolda durdurulabilmeleri için herhangi bir neden olmayan iki T.C. vatandaşının bir hafta tutuklu kaldıktan sonra serbest bırakılmasına seviniyoruz!

Erdoğan rejimi bizleri mutlu etmek için bunu özellikle mi yapıyor diye düşünmek de mümkün tabii.

Nasrettin Hoca’nın kaybettiği eşeği bulduğundaki mutluluğu bile daha tutarlı bir sevinç sayılır, bizlerin buna sevinmesinin yanında!

Ve unutmayın ki salıverilenlerin sayısı sadece iki!

Bu furyada 178 kişi tutuklanmıştı, hatırlarsınız. Demek ki üzülmemiz için 176 sebep hala yerli yerinde duruyor!

Doç. Dr. Emel Memiş Parmaksız’dan tutun da gazeteci Yıldız Tar’a kadar 176 kişi!

İsimlerini tek tek yazamadığım için hepsinden özür diliyorum.

“Silahlı terör örgütü üyesi” olmakla suçlanıp tutuklandılar ama ortada ne örgüt var ne de silah!

İddianame yazılana kadar belki “ne vereyim abime” gibisinden birer örgüt seçmelerine izin verilir, seçmekte tereddüt edenlere de birer tane uydururlar artık.

Türkiye öyle bir ülke oldu ki artık ne yapsanız tutuklanabilirsiniz.

Bunun için bir grup yaratığın, sosyal medyada bir yaygara koparmaları yeterli.

Komedyen Deniz Göktaş mesela bunun için gözaltına alındı.

185 kişi CİMER’e şikâyet etti diye, bir vatandaş tutuklanabiliyor.

Tabii vatandaştan vatandaşa fark var.

Rejimin makbul vatandaşları var bir de makbul olmayan vatandaşları.

Makbul vatandaşlar, makbul olmayanları kolayca tutuklatabilir.

Kanunlar var ama herkese eşit olarak uygulanmıyor. Kimileri, başkalarına göre daha eşit vatandaş sayılıyorlar çünkü.

Cumhuriyet Muhabiri Gülnur Saydam, Göktürk’e musallat olan çeteler ile ilgili haber yaptı diye sabahın köründe evinden alınıp, Emniyet’e götürüldü.

“Çağırsalardı zaten giderdim” diyor ama mesele gidip ifade vermesi değil!

Mesele gözdağı vermek!

Mafya ayağına kurşun sıkardı ya da ne bileyim dükkanını kurşunlardı, bunlar sabahın köründe evin kapısına dayanıp “ifadeye götürüyorlar”!

Ne de olsa “legal” bir faaliyette bulunuyor polisimiz, jandarmamız. Mafyadan bu kadar da farkı olsun yani.

Gazeteci Ali Çağatay da tutuklandı, “halkı yanıltıcı bilgi yaydığı, devletin kurumlarını aşağıladığı” gerekçesiyle.

Türkiye’de 89 hukuk fakültesi var.

Onların önünden geçen dolmuşların muavinleri bile biliyor ki bu suçun oluşması için haberin “sırf halk arasında endişe, korku veya panik yaratmak niyetiyle” yazılmış olması lazım.

Bu da yetmiyor, bu haberin “ülkenin iç ve dış güvenliği, kamu düzeni ve genel sağlığı” ile ilgili olması lazım.

Bu da yetmez, haberin “kamu barışını bozmaya elverişli olması” lazım.

Bütün bunlar bir araya gelse bile cezanın üst sınırı 1 yıldan 3 yıla kadar hapis. Yani “yatarı olmayan” bir suç bu.

Ali Çağatay ne yazmış? İBB Kültür A.Ş. Genel Müdür Yardımcısı Erhan Karaal’ın evinin önünde kaçırılmasıyla ilgili olarak sosyal medyada paylaşımlarda bulunmuş.

Suçun unsurları oluşmuş mu? Okuma yazması olanlar kolayca karar verebilirler.

Çağatay’a yöneltilen suçlamalardan biri de “güvenlik güçlerini aşağılamak”. Bazı polislerin “yolsuz olduklarını” ima etmiş.

Diyelim ki suçlu bulundu: Cezası 6 aydan 2 yıla kadar hapis. Yatarı olmayan bir suç yani.

Üstelik aynı kanun maddesine göre “eleştiri amacıyla yapılan açıklamalar” suç oluşturmuyor.

Peki bir gazeteciyi bu yüzden niye tutukluyorlar?

Yine aynı yere geliyoruz; göz dağı vermek için!

T24 okuyucuları geçtiğimiz yılın sonunda “yılın kelimesi” olarak “gözaltına alınıyorum” kelimesini seçmişlerdi.

Gerçi “gözaltına alınıyorum” iki ayrı kelimeden oluşuyor ama sanırım “kaynaşmış birleşik fiil” diye tanımlamak da mümkün, o zaman tek kelime sayılabilir.

“Finale kalan” sekiz kelimeden dördünün (Gözaltına alınıyorum, kayyım, etkin pişmanlık, erişim engeli) adalet sistemimizin işleyişinden kaynaklanmış olduğunu da not edeyim.

Sabahın köründe evlerinin kapısına dayanılıp, göz altına alınarak “ifadeye götürülenlerin” sosyal medyada yazdıkları “gözaltına alınıyorum” mesajlarıyla güne başlayan bir ülkenin popüler kelimelerinin bunlar olmasında şaşılacak bir durum yok.

Yaşadığımız bu dönemin siyasi karakterinin doğal sonucu bu.

Günün birinde mesela seçimden sonra Ankara’dan gerçekten sevindirici bir haber alırsak, hep birlikte bayram yapabiliriz.

O gün gelene sevinme ihtiyacımızı böyle karşılayacağız: Hiç tutuklanmaması gerekenler, günün birinde serbest bırakıldılar diye!

——————————