OKSİJEN, t24.com.tr

İnsan neler görüyor şu kısacık hayatta

1970’lerin sonlarında popüler olmuş bir şarkı vardı; Neşe Alkan’ın “insan neler görüyor” şarkısı.

O vakitler bu şarkıya takılmamın nedeni daha çok “görsel” etkenlerle açıklanabilir.

O yıllarda ekranlara çıkan şarkıcıların, şarkıyı söylemekle yetinmeyip, bir de işaretlerle anlatmaları da alışıldık bir durumdu.

Bilirsiniz işte; şarkıcının kalpten söz ederken kalbini göstermesi, geç kalmaktan dem vuruyorsa saatini işaret etmesi gibi “görsel efekt” uygulamaları diyelim!

“Sen” derken karşısındaki hayali bir kişiyi işaret etmesi, “ben” derken parmağının ucuyla göğüs tahtasına dokunması gibi!

“İnsan neler görüyor yaşadığı hayatta” şarkısının bende bıraktığı iz, ardından gelen sözlerde yatıyor: “Düşe kalka büyüyor, geçirdiği her yaşta” derken şarkıcının büyümeyi, düşüp, kalkmayı ve geçen yaşları eliyle anlatmaya çalışmasından dolayı!

Gerçekten “görsel bir şölendi” bile diyebilirim; kardeşlerimle çok gülerdik.

Düşünün ki aradan geçen 50 yıldan sonra şarkının kendisi kulaklarımda çınlamadı ama gözümde canlandı!

“Bir şarkı insanın gözünde nasıl canlanır” demeyin; o işaret dilinin başarısı da burada yatıyor zaten!

Şarkıyı yeniden hatırlamamın nedeni bugünkü konumuz: Goblintimacy!

Yaşarken gördüklerime bir de bunu eklemek nasip olacakmış demek ki!

Yüzüklerin Efendisi’ni seyrettiyseniz Goblin denilince neden söz ettiğim gözünüzde canlanmıştır.

Seyretmediyseniz de dert değil, bu gazetenin görevi zaten her türlü fedakarlığı göze alıp, sizi her şeyden haberdar etmek!

Goblinler, kötü ruhlu, huysuz, zararlı, tuhaf vücutlara sahip “cin ahalisinden” bir tür!

“Cin” derken, damıtılırken imbiğine ardıç tohumu konulmuş ve içine kimilerinin tonik; kimilerinin de başka ıvır zıvır koyarak içtiği şeyden söz etmiyorum.

Hele bazıları bunun içine salatalık da koyuyorlar ki sanırım beni delirtmek için!

Salatanıza cin koymuyorsanız, cininize de salatalık koymayın lütfen: Bu içki, saygıyı hak edecek ciddi bir emek ürünüdür. Ben buzla sek içmeyi severim, tadı öyle daha iyi ortaya çıkar. Ortasından kesilmiş yeşil Bodrum Mandalini de içine konursa ardıç kokusu ile etkileşime girer, müthiş bir rayiha oluşur.

“Goblinler”, Müslüman olmadığı için onlardan söz ederken “üç harfliler” ya da “iyi saatte olsunlar” demek de gerekmiyor, bu da bir ayrıntı olarak kulağınızda bulunsun.

“Goblintimacy” kelimesi, “goblin” ile “intimacy” (samimiyet) kelimelerinin evliliğinden doğuyor.

Bu flört yaklaşımının belirleyici özelliği bu: Kendinizi en dürüst halinizde ortaya koymak! Yani bir “Goblin” bile olsanız, bunu saklamaya çalışmamak!

Böylece karşınızdaki insanın sizi gerçekten olduğunuz gibi görmesini sağlıyorsunuz, bu samimiyet sayesinde o da gerçek sizi beğenirse ilişki ilerliyor filan.

Ama yine de “olduğum gibi görüneceğim” diye kızın yanında pırt yapmaya kalkmayın, o kadar samimiyet en azından o aşamada gerekmez.

Psikoterapist Nick Fager, konuyla ilgili olarak Vice’a verdiği demeçte Goblintimacy’yi “ilk randevuya, potansiyel bir partnere daha çekici görünmek için her zaman takmamız gerektiği söylenen filtreler veya maskeler olmadan, kendinizin tam versiyonu olarak görünmek anlamına gelir” diye açıklıyor.

“Sosyal medyayla büyüyen bir neslin, yetişkin yaşamlarında her şeyden önce özgünlüğe öncelik vermesi şaşırtıcı değil” diyor.

Bunu “bir tür isyan eylemi” olarak tanımlayanlar da var.

Ancak her isyan eylemi gibi tehlikeler de içeriyor, bunu da söylememişti demeyin!

Goblin samimiyeti kuracağım diye bütün travmalarınızı ve kaygılarınızı, kötü huylarınızı karşı tarafın üzerine boca etmemeniz gerekiyor.

Dr. Fager “ne kadar yapmacık gelse de birini tanıdıkça bazı şeylerin ortaya çıkmasına izin vermenin bilgece bir yönü de var” diye anlatıyor.

Dr. Fager’in bu sözlerini okuyunca “goblintimacy” de bir yere kadar diye düşündüm.

Seinfield dizisindeki George Costanza’yı hatırlar mısınız?

Benim için o diziyi izlememin iki nedeninden biriydi, diğeri ise Cosmo Cramer. Hani saçları deli kovalamış gibi tepesinde toplanmış karakter vardı ya, işte o.
Hatırlamakta zorlananlar için George Costanza’yı tarif edeyim: Kısa boylu, şişman, hafiften aptal ve saçları dökülmüş bir “looser”!
George Costanza, dizinin bir bölümünde aklından geçen her şeyin tersini yapıyordu.
Bir olay ya da söz karşısında normalde takınacağı tavrın ya da alacağı tutumun tam tersinin ne olduğunu düşünüyor, ona göre hareket ediyordu.

Goblintimaciyde bunu yapmıyorsunuz. Neyseniz o olma şartı var.

Zaten aslına bakarsanız olduğunuz gibi görünmemeye çalışırken bir anda duvara çarpma riski de vardır.

Çünkü ilişki, magazin haberlerinde sıkça okuduğumuz gibi “düzeyli” bir ilişki değilse, iki kişilik bir “oyunun” içindesiniz demektir.
Kendinizi yeniden keşfetmeye başlarken, diğer yandan da sevgilinizi keşfetmeye, içine akmaya doğru bir yolculuktur bu.
Birlikte düşünmek, birlikte hissetmek böyle mümkün olabilir, onun içinde de “tek kişilik” standuplara yer yoktur.
Öte yandan flört, bir yönüyle George Costanza’nın oyununa da benziyor.
Flört sırasınd genellikle aklınızın “yapma” dediğini yapar, aklınızın “yap” dediğinden uzak durursunuz.
Ama bunu artık bir “oyun” olsun diye değil, kalbiniz öyle emrettiği için yaparsınız.
Aşk, kendi varlığından uzaklaşarak bir başka varlığın içinde erime, yok olma isteğidir.
Bu durum bugünden yarına gelişmez tabii. Flört, katalizör olarak bunu ortaya çıkarır.

Küçük ayrıntılarla beslenerek ilerler. Önce mesela sadece saçının rüzgarda savruluşunu beğenirsiniz, size dünyanın en güzel kadını (ya da en yakışıklı erkeği) gibi gelmeye başlaması için hayli zaman gerekir, emek gerekir.
O insana doğru aktıkça yeni “ayrıntılar” keşfedersiniz.
Oturuşu, konuşması, bardağını tutuşu, bakışlarındaki anlam değişimi, ilgisini çeken konular… Bitmek bilmez bir keşif yolculuğudur çünkü bu.
Sonunda sesinin tınısından bile nasıl bir ruh durumu içinde olduğunu hissedebileceğiniz bir keşif süreci!
Onun da sizde böyle ayrıntılar keşfetmesini bekler, bunun gerçekleştiğini gördükçe mutlu olursunuz.
Birçok insanın en sevdiği dönemin ilişkinin flört evresi olmasının nedeni budur.
Her yeni ilişki başlarken heyecanlanırsınız, duyum yeteneğiniz de artar, çünkü bilirsiniz ki sonsuza kadar sürecekmiş gibi görünen bir yolculuğa çıkıyorsunuzdur.

Onun için bu dönemde biraz numara yapmaktan da zarar gelmez.

Bakmayın bu Amerikan saçmalıklarına.

Dün ak dediklerine bugün kara diyebiliyorlar, ertesi gün kırmızı diyebileceklerini bildikleri halde!