Mehmet Yakup Yılmaz Body Wrapper

Elçinin hediyesi Yargıtay’ı fena germiş

Elçinin hediyesi Yargıtay’ı fena germiş

Suudi Arabistan Büyükelçisi, Yargıtay’ı ziyaret etmiş ve “40 kişilik hac vizesi kontenjanı” hediye etmiş.

Yargıtay Genel Sekreterliği de “nezaketinize teşekkür ederiz ancak hediye kabul edemeyiz” dememiş, hediyeleri dağıtmak için Yargıtay üyeleri arasında bir liste oluşturmaya çalışmış.

Sayı sınırlı olduğu için herkese duyurulmamaya çalışılmış. Bazı üyeler listeye ana – babalarını yazdırmayı da istemişler. Onun için liste gizlice oluşturulmuş.

Ancak “40 kişilik hac hediyesi” kulaktan kulağa yayılmış, whatsapp gruplarında konuşulur olmuş, “liste Yargıtay seçimindeki oy tercihlerine göre oluşturuldu” dedikodusu bile yayılmış.

Bir üye “torpille hacca mı gönderiyorsunuz” diye isyan etmiş. Protesto ederek Başsavcılık seçimini uzatmak amacıyla seçime bile girmiş ancak ilk beşe kalamamış.

Bu ilginç haberi İsmail Saymaz, Sözcü’de yazdı, ben de oradan öğrendim.

Aradan bir hafta geçti, Saymaz’ın haberi yalanlanamadı.

“Hac vizesi” deyip geçmeyiniz.

Diyanet İşleri Başkanlığı’nın kurasında isminiz çıkmazsa hacca gidemezsiniz.

“İlle de kurasız gideceğim” diye tutturacak olursanız Amade Turizm emrinize amade, ancak Business Class uçarak, Mekke’de, Kâbe manzaralı bir odada hac görevini yerine getirmek 35 bin dolar. Yaklaşık 1 milyon 250 bin lira diyelim.

Suudi Büyükelçi cimri miydi, Suudi Kralı gibi bonkör müydü, bunu bilmiyorum.

Yani sadece vize mi armağan etti yoksa vizeye uçak ve oteller de dahil mi?

Dahil olduğunu ve standart bir hac paketi uygulandığını varsayacak olursak bunun karşılığı da iki kişilik odada kişi başına 250 bin lira.

Tekrar yazayım, Suudi Büyükelçi’nin bonkörlük düzeyini bilmiyorum.

Bir Büyükelçi, Yargıtay üyelerine niye hediye vermek ister?

Kuşkusuz ki Yargıtay’da görev yapan yargıçlar, bedeli ne olursa olsun aldıkları hediyeler için kararlarını değiştirecek kadar tıynetsiz değillerdir.

Ve zaten kanunları da bildikleri için on aylık asgari ücreti aşan değerde hediye kabul etmezler.

Ve yabancı elçilerin Yargıtay ile bir işleri olması olasılığı da sıfıra yakın.

Ancak sonuç olarak bu bir hediye.

Ve Yargıtay için çok imaj bozucu bir durum.

Hediyeyi kabul ediyorlar, sonra gizlice liste oluşturmaya çalışıyorlar, duyulunca da kavga çıkıyor.

Kendi üyeleri arasında bile adil olamayan, bu hassasiyeti gösteremeyen bir Yargıtay görüntüsü normal mi?

Öte yandan konu “hac” olduğuna göre, kavgaya tutuşan yargıçların dini inançlarının kuvvetli olduğunu varsaymalıyız.

Onlara Prof. Dr. Ali Bardakoğlu’nun İslam Ansiklopedisi’nde yazdığı “hediye” maddesinden “kadılar” ile ilgili bölümü hatırlatayım:

“Kamu görevlilerinin hediye alması konusunda fıkıh literatüründe yer alan tartışmaların ağırlık noktasını kadıların hediye kabul etmesinin dinî – hukukî hükmü teşkil eder. İlk dönemlerden itibaren literatürde, hâkimin halktan hediye almasının kural olarak câiz olmadığı, fakat yakınlarından ve kadılık görevi öncesine dayanan bir bağ sebebiyle öteden beri hediyeleşmekte olduğu dostlarından hediye kabul edebileceği belirtilir. Bunun yanında, bu kimselerin mahkemede herhangi bir davasının bulunmaması ve hediyenin de mûtat ölçüden çok yüksek değerde olmaması kayıtları getirilir. Diğer bir ifadeyle hediye verilmesinin o kimsenin kadı oluşuyla hiçbir bağlantısının bulunmaması aranır. Bu ihtiyatlı tavır, verilen hediyenin kadıyı hediye veren lehine etkileyeceği ve tarafsızlığına gölge düşüreceği, hediyenin bir tarafa mahkemede hak etmediği bir yarar sağlayabileceği veya en azından geleceğe mâtuf bir yatırım olarak görülebileceği, bütün bu ihtimaller söz konusu olmasa bile hediye almasının kadıyı halk nezdinde töhmet altında bırakacağı ve kadılık makamının itibarını zedeleyeceği gibi düşüncelere dayanır. Meselâ Serahsî konuyla ilgili olarak, “Hediye kapıdan girince görev bilinç ve sorumluluğu pencereden çıkar” darbımeselini zikreder (el-Mebsûṭ, XVI, 82). Hadiste zekât memurlarının hediye almasının yasaklanması da hâkimin aldığı hediyenin sahâbe ve tâbiîn âlimlerince haram kazanç, hatta bir nevi rüşvet sayılması da esasen böyle bir anlam taşır.”

————————————

Yargının tabutuna bir çivi daha!

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, 26. Dönem Adli Yargı ve 16. Dönem İdari Yargı Kura Töreni’ne katıldı.

“Davetli” olarak değil, “ev sahibi” olarak! Tören, Saray’da yapıldı.

Anayasa’ya göre yargı, “Cumhuriyetin Temel Organı”. Bunlardan üç tane var. Biri yasama yetkisini kullanan TBMM, diğeri de yürütme yetkisini kullanan cumhurbaşkanı.

Birbirlerinden bağımsız olmalarını da bekliyoruz ki birbirlerini denetleyip, dengeleyebilsinler.

Ama gördüğünüz gibi Erdoğan Rejiminde böyle bir şey yok.

Bağımsız olmaları beklenen yargıçların tayinleri bile Saray’daki törende yapılıyor, hepsi Cumhurbaşkanı’nın önünde teftişe hazır memurlar gibi bekleşiyorlar.

O da yetmiyor, Cumhurbaşkanı konuşma yapıyor, konuşmasında siyasi talimatlar vermekten de kaçınmıyor. Canı isterse muhalefeti eleştiriyor, mahkemelerin nasıl kararlar vermesi gerektiğini bile söylüyor.

Hakimler de bu konuşmayı dinleyip, alkışlıyorlar.

Dünkü törende de aynı şeyi yaptı. Genç – yaşlı hakimler de onu alkışladı.

Kobani davasında verilen mahkumiyetleri savundu.

“Siyasi dava denilerek, terör kalkışmasının aklanmaya çalışılması, her şeyden önce hukuka ve demokrasiye hakarettir. 6-8 Ekim olaylarını kimse mazur ve meşru gösteremez. Mahkeme kararıyla ilgili haddi aşan yorumları tasvip etmiyoruz” dedi.

Mahkeme de zaten Erdoğan böyle düşündüğü için o cezaları vermişti, o bakımdan bir sorun yok.

Bu dava, siyasi bir davaydı ve kararı siyaset verdi, orada kürsüye çıkarılmış bulunan hakimler değil.

Siyasi parti faaliyeti yürütülürken protesto gösterisi çağrısı yapmak, terör eylemi değildir.

Protesto gösterilerinin barış içinde yürütülüp, sonuçlandırılmasını sağlamak da aslında yürütme organının görevidir.

Yargılanması gerekenler, protesto gösterisi için çağrı yapanlar değil, gösterilerin güven içinde sürdürülmesini sağlamakta yetersiz kalanlar olmalıydı.

Siyasi bir davada, siyasi bir karar verildi.

Bu konuşmayı dinleyerek ilk görevlerine atanacak hakimlere böyle bir siyasi propaganda yapmak, gelecekte kararlarını verirlerken nasıl davranmaları gerektiğini anlatmayı amaçlıyor.

Bağımsız yargının tabutuna çakılan son çivilerden biri yani!

——————————-