Mehmet Yakup Yılmaz Body Wrapper

Türk Speedy Gonzales’ler işbaşında

Türk Speedy Gonzales’ler işbaşında

Murathan Mungan şarkıya söz yazarken “biz büyüdük ve kirlendi dünya” diyor; kişisel deneyimimden çıkardığım sonuç da şu ki biz büyüdükçe dünya kirlendi belki ama daha eğlenceli oldu.

Biz mahallede tozlu arsalarda futbol ve çelik – çomak peşinde koşarken şimdiki çocuklar hayalini kuramayacağımız oyunları ellerindeki cep telefonundan oynayabiliyorlar.

Çocuk eğitimcileri bunun zararlarını filan anlatıyorlar, bilime karşı gelmek istemem ama çok da abartmamak gerekir gibi geliyor bana.

Benim kuşağım mesela, son derece sosyaldik, hava kararmadan eve girmek lügatimizde yoktu. Akşam ezanından sonra babalar evlere dönmeye başladığında mahalle, çocuklarını eve çağıran annelerin sesleriyle çınlardı.

Akşamları evde radyo dinlenir, misafir ağırlanır, sohbet edilirdi.

Ama gördüğünüz gibi onca oyuna, onca sosyalleşmeye karşın çocuklarımıza bırakmaya hazırlandığımız dünya da bu!

Büyüdük ve kirlettik!

Acaba Putin, Biden, Netanyanu, Erdoğan, Makron filan ellerinde birer tabletle, fantastik oyunlar oynayarak büyüselerdi böyle mi olurlardı?

Bunu bilemiyoruz; sonucunu 25 – 30 sene sonra öğrenebileceğiz, bu arada bir nükleer savaşa neden olup dünyayı yok etmezlerse tabii!

Hayatın giderek daha eğlenceli olmaya başladığını gösteren şeylerden birini geçen gün T24’te okudum.

Gözde Yel’in olay yerinden bildirdiğine göre İstanbul’da da “speed dating” hizmeti başlamış! Yani “hızlı çıkma”!

“Speed dating” kavramını “hızlı flört” diye çevirmişler ama flört aslında tadı çıkarılması gereken bir şeydir.

Kişisel kanaatim ve gözlemim o ki birçok erkek için ilişkinin o aşaması en eğlenceli evresine tekabül eder.

Onun için aranızda “niye hızlı edecekmişim ki flörtü” diye söylenenler varsa, onlara peşinen hak verdiğimi de belirteyim.

Eski dostumuz Ortega y Gasset, “yaşamak, daha çok yaşamaktır; insanın kendi yürek atışlarını hızlandırma arzusudur. Yaşam böyle olmadığı zaman hastadır ve kendi ölçüleri içinde bir yaşam değildir” diye yazıyor.

Flört, yürek atışlarımızı hızlandırır ve kuşkusuz ki basketbol oynayarak ya da sokakta koşturarak da yürek atışlarımızı hızlandırabiliriz ama aynı tadı alamayız.

Çünkü yürek atışlarınızı öyle hızlandırmayı başarsanız bile biraz dinlenince nabız eski haline döner, o sıkıcı tek düze hayatımız bizi bir sis gibi sarmalamaya devam eder.

Yürek atışlarınızı hızlandıracak ve uzun süre o hızda tutacak şey flört ile başlar.

Flört, insana yaşadığını hissettirir. Kendine güvenini arttırır. Beğenildiğini, arzulandığını hissetmeni sağlar ki beğenilme arzusu insanların temel arzularından biridir.

Baktın kimse beğenmiyor, sen kendini beğenirsin, arkandan kendini beğenmiş deseler de insana bir huzur verir; kabul etmek gerek.

“Speed dating” denilen şey ise gerçekten hızlı gelişen bir durum ve buna “çıkmak” değil, “merhabalaşmak” demek daha doğru olur sanırım.

Bir salonda toplanıyorsunuz, masalarda “date” arayan kadınlar oturuyor, “date” arayan erkekler sırayla bu masalara oturunca sohbet başlıyor, beş dakika içinde bir “elektrik” buldunuz buldunuz. Bulamadınız zil çalıyor ve başka masaya geçiyorsunuz.

 

Bu işi organize edenler de katılımcıların yediklerinden, içtiklerinden ve katılım için ödedikleri ücretten geçimlerini temin diyorlar.

İstanbul’daki “speed dating” etkinliği, Asmalı Mescit’te bulunan bir barda iki haftada bir düzenleniyor.

Etkinliğin organizatörü Adil Yıldırım’ın verdiği bilgiye göre etkinliğe 19 – 45 yaş arası, bekâr ve İstanbul’da mukim kişiler katılabiliyor.

Kadınlardan katılım için alınan para, etkinlik sırasında yiyip içtiklerinden düşülüyor. Erkekler ise kadınların iki katı kadar bir bedel ödüyorlar. Yeme – içme ekstra!

Hep derim zaten, bir erkeği bitiren kadın değil, kadın peşinde koşmaktır diye!

Etkinlikte kadın ve erkek sayısı eşit planlanıyor, genellikle 10 kadın ve 10 erkekten oluşuyor.

Kadın katılımcıları sözle ya da herhangi bir şekilde taciz eden erkek katılımcı, salondan çıkarılıyor.

Bu beş dakikada elektrik aldığınız birisi olursa, etkinlik sonrası düzenlenen partide arkadaşlığı ilerletmek de mümkün. Fotoğraf, video filan çekmek de doğal olarak yasak.

Normal olarak böyle bir etkinliğe gider ve izlenimlerimi yazardım ama birincisi yaş sınırına takılıyorum ikinci ve asıl sebebi ise söylememe bile gerek yok, tahmin edersiniz!

Bu beş dakika içinde birbirlerini nasıl tanıyor, nasıl bir elektrik alıyorlar bilemedim. Parmağını duvardaki prize sokmak daha etkili bir yol olabilir bu konuda.

Beş dakika içinde bir kadını ya da bir erkeği nasıl tanıyıp, nasıl etkilenebilirsiniz?

Biraz geri kafalıyım sanırım, bana beş dakika yetmez.

Gerçi Semiha Yankı’nın şarkısındaki gibi bazı insanlarla “bir dakika” bile yeterli olabilir ancak bu “beş dakika sohbet et, elektrik kap” işi o “bir dakika” ile karşılaştırılabilecek bir şey değil sanırım.

O “bir dakika” için bile ciddi bir emek gerekir.

Hem annesinin hem babasının soyadını gururla taşıyan Ortega y Gasset’in isabetle altını çizdiği gibi böyle bir kadını tanımak için onunla flört etmek gerekir:
“Kadın, ruhunu bireyselleşen erkeğe, genel bir erkek, gelip geçen biri, herhangi biri olmaktan kurtulan erkeğe açar!”

Ve arkadaşlar kimse kusura bakmasın ama beş dakikada flört filan olmaz.

Birisiyle yatmak isteyip istemediğine karar vermek için beş dakika belki yeterli olabilir, gözü şöyledir, poposu böyle ama bunun bir adım ilerisine geçebilmek için flört gerekir.

Bu alemde en sevdiğim yazarlardan biri olan Hermann Hesse, “başka nedenler bahane edilse de hayatta yapılan şeylerden pek çoğu kadınlar için yapılır” diye yazmıştı.

Başkalarını bilmem ama hayatım bunun için geçti diyebilirim.
Ne yaptıysam hep bir kadının gözüne girmek için yaptım.
Yaşamımıza giren her kadın bizde silinmez izler bırakır ama bazıları iz bırakmakla kalmaz, yaşamımızın ta kendisi haline gelirler.

O kadınlar, yeri değiştirilemez kadınlardır ve onların kafamıza çaktıkları çivilerle yaşarız.

Bunu bilir, bunu söylerim!

Bu iş beş dakikalık bir iş değildir.

“Speedy Gonzales” bir çizgi film kahramanı olarak eğlenceli olabilir.

Sylvester’dan kaçarken “Arriba… Arriba… Andale… Andale…” diye bağırır ve sizi güldürür ama bunun “yukarı… yukarı… devam et… devam et…” anlamına geldiğini hiç düşünmezsiniz, buna eminim.

Bu işler “şip şak olmaz”, akıllı olalım lütfen.

Haftanın şarkısı Pat Boone’den geliyor bu durumda: Speedy Gonzales! https://www.youtube.com/watch?v=VwTCGImkOL8