Irak – Türkiye “korsan” ham petrol boru hattından petrol kaçırılmasına göz yumduğumuz için Irak hükümetine 1 milyar 471 milyon ABD Doları ödeyeceğiz.
İyi para tabii ama dert değil, el ele verirsek, Türkleri kim geçebilir?
Memleketin 2 milyon 469 bin 179 asgari ücretlisi, bir aylık maaşlarını bağışlasalar toplanan parayı Irak hükümetinin yüzüne çarpabiliriz!
“Bizde kimsenin parası kalmaz” diyerekten tabii!
2 milyon 469 bir 179 asgari ücretli maaşlarını bağışladıklarında bir ay nasıl geçinecekler derseniz, Allah herkesin rızkını verir derim!
Bu cezayı ödememize sebep olan şirket olan Powertrans, 18 Temmuz 2011 tarihinde Resmî Gazete’de yayımlanan bir Bakanlar Kurulu Kararı ile Irak Kürt Bölgesel Yönetimi’nden Türkiye’ye karayoluyla ham petrol ve jet yakıtı taşıma ve ithal etme konusunda imtiyazlı bir tekel haline getirildi. Başka bir şirkete izin verilmedi.
Buna niye gerek görüldüğünü ben bilmem, büyüklerimizin her işine karışacak değilim.
Dün de yazmıştım, bu şirket Singapur merkezli bir yatırım fonu ve bir dönem çok havalı olan bir şirketin Türkmenistan’daki CEO’su tarafından kuruldu.
CEO Bey, nedense şirket tekel haline gelirken hisselerini bir başka Singapur merkezli fona devretti. Ticari konularda bu kadar öngörüsüz bir insan nasıl CEO olabilmiş, o da ayrı mesele.
Yani arkadaşlar, malı esasen Irak Kürdistan’ının “sahibi” Barzaniler ile bu “Singapurlu yatırımcılar” götürdü.
Yerli ve milli konularda çok hassas olan hükümetimizin bunu nasıl yapabildiğine, bir Müslüman kardeşimizin de bu işten sebeplenmesine neden yol vermediğine hâlâ bir anlam veremiyorum.
Onun için de meraktayım.
Bu Singapurlular kimlerdi?
Gözleri çekik miydi?
Yoksa siyah bıyıkları ve siyah sakalları mı vardı? Belki sakalları, bıyıkları eskiden siyahtı da sonradan ak mı düşmüştü?
Söz konusu şirkete bu imtiyaz verildiğinde Enerji Bakanı Taner Yıldız idi.
Taner Bey her halde Bakanlar Kurulu’nda bu konu konuşulurken ya da karar imza için diğer bakanlara gönderilirken benim merak ettiklerimi araştırmış olmalı.
Boru değil, Türkiye bir şirkete tekel imtiyazı veriyor, Bakan Bey uyumamış olmalı.
Kendisi şu anda Rönesans Holding’e bağlı Tepebey Madencilik’in yönetim kurulunda.
Seyfe Gölü koruma alanının yarıya indirilmesinin altında bu şirketin altın madeni faaliyetlerinin yattığı söyleniyor ama kesin bir bilgim yok.
Taner Bey, bu Singapurlular kimlerdi?
Bakan olarak bilginiz var mıydı, yoksa grevinizi ihmal edip bunların kim olduğunu araştırmadan mı ithalat tekelini verdiniz?
Belki yazar yazar unutur diye düşünebilirsiniz diye söyleyeyim, unutmam.
Bunu düzenli olarak soracağım ama henüz gününe kadar veremedim.
Pazartesi desem, tez gelir. Salı, sallanır. Çarşamba için “çarşafa dolanır” derler. Perşembe, Bitez pazarı, o gün olmaz. Mübarek Cuma günü mü sorsam? Cumartesi Oksijen’deki yazım yayınlanıyor. Pazar ise tatil.
Karar veremedim henüz.
Bir de Adalet Bakanı Akın Gürlek’e güveniyorum tabii. Soruşturulmamış hiçbir şey kalmayacak diyordu, bakalım bu konu ilgisini çekecek mi?
——————————-
Lambayı tutanı unutma!
Maç ve vurdulu kırdılı film olmazsa televizyon izlemiyorum. Normal olarak TRT kanallarını da hiç izlemem.
Ancak Dünya Kupası maçları nedeniyle üç haftadır TRT 1’e bakıyorum.
TRT, 15 Temmuz ile ilgili bir “doküdrama” yapmış, “Asrın Gecesi” diye reklamını yapıp duruyorlar.
Bu dizinin reklamlarında her şey var, hatta aziz Cumhurbaşkanımız bile.
Arkadan bir görüntü olduğu için gerçekten kendisi midir, bir artist onun yerine rol mu kesiyor bilemiyorum.
Filmde onu görünce aklıma Hint şair Tagore’un bir sözü geldi:
“Aleve aydınlığı için teşekkür et; ama tükenmeyen bir sabırla gölgede durarak lambayı tutanı da unutma.”
Umarım, Erdoğan’ın bütün uyarılarımıza rağmen bir dönem için de olsa “Fetullahçılar ile aynı menzil – i maksuda yürüdüklerini zannettiği” de filmde anlatılıyordur.
Ne de olsa, tükenmez bir sabırla Fetullahçılara yol veren ben değildim!
Cumhurbaşkanı bu hatası nedeniyle hem milletin hem de Allah’ın kendisini affetmesini diledi; umarım dilekleri kabul olur.
Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’nın 15 Temmuz darbe girişiminin sonrasında Genelkurmay Karargâhı iddianamesinde şöyle bir cümle var:
“Örgüt kanuni düzenlemeleri siyasi otoriteye yaptırabilmiştir.”
Savcılık, bu işlerin “FETÖ ile mücadelede milat” olarak kabul edilen 17 – 25 Aralık 2013 tarihinden sonra gerçekleştirildiğine de dikkat çekiyor.
İddianamede yazılanlara göre “örgüt, TSK komuta kademesini en kısa sürede ele geçirmek maksadıyla generalliğe terfi için albaylıkta bekleme süresini 4 yıla indirip, henüz sırası gelmeyen mensuplarını da terfi sırasına dâhil etmiştir.”
Savcılığın “karargâh” iddianamesine göre, FETÖ’nün AKP iktidarını yönlendirdiği kanun değişikliklerinin amaçları şöyle özetlenebilir:
1 – Kendisine bağlı olmayan generalleri TSK dışına çıkarmak.
2 – Kendisine bağlı subayların en az olduğu 1988 ve öncesindeki yıllarda mezun olan albayları topluca emekli etmek.
3 – Kendisine bağlı albayları bir an önce general yaparak ordu üst kademesini ele geçirmek.
Şimdi FETÖ örgütünün bu işi adım adım nasıl gerçekleştirdiğini hatırlayalım:
1 – 9 Mayıs 2012: TBMM’de AKP’liler tarafından verilen bir kanun teklifi ile, askeri personelin 15 yıllık mecburi hizmet süresi 10 yıla indirildi.
Fetullahçı çete, böylece kendi mensubu olmayan subayların ordudan ayrılmasını kolaylaştırmayı hedeflemişti, başarılı da oldu.
2 – 11 Şubat 2014: Kanun’da bir değişiklik daha yapıldı. Tarihe dikkatinizi çekerim: FETÖ ile mücadelede “milat” kabul edilen tarihten iki ay sonra!
Bu kez yapılan değişiklik, Silahlı Kuvvetlerdeki terfilerin 1 yıl öne çekilmesini hedefliyordu.
Böylece Fetullahçı çete mensubu 4 yıllık albaylar ve 3 yıllık generaller Yüksek Askeri Şura’da görüşülecek terfi listesine eklendiler.
Fetullahçı olmayan albay ve generaller emekli edilirlerken 4 yıllık albaylar ve 3 yıllık generaller terfi ettiler.
Nitekim, 2014’teki YAŞ’ta 10 albay bir yıl erken terfi ederek general olmuş ve hepsi de darbe girişimine katılmış.
Bunlar arasında Özel Kuvvetler Komutanlığı’nı basan Semih Terzi ile Marmaris’e Erdoğan’ı öldürmeye giden Gökhan Şahin Sönmezateş de bulunuyor.
3 – 12 Nisan 2014 (Milattan 4 ay Sonra): Subay Sicil Yönetmeliği’nde yapılan değişiklikle, irticai faaliyetler nedeniyle ordudan ihraçlar engellendi.
4 – 30 Aralık 2015 (Milattan 2 yıl sonra): Kanunda yapılan değişiklikle albaylıktan generalliğe terfi için bekleme süresi 4 yıla indirildi. Böylece Fetullahçı çete mensubu albayların daha kısa sürede general olması hedeflenmişti.
5 – 23 Haziran 2016 (Milattan 3,5 yıl Sonra): TSK Personel Kanunu’nda AKP’lilerin teklifi ve oylarıyla yapılan değişiklik, orduda hizmet süresini 28 yıla indirdi.
Böylece 1988 ve önceki yıllarda harp okullarından mezun olan subayların topluca emekliliğinin yolu açıldı.
1988 öncesi, ordudaki Fetullahçı örgütlenmenin en düşük olduğu dönemdi.
Kanun, TBMM Genel Kurulu’nda kanunun görüşülmesi sürerken AKP’lilerin verdiği önergeyle kanunun yayınlandığı anda yürürlüğe girmesi de sağlandı.
Böylece Fetullahçı olmayanların emekli edilerek tasfiyesi hızlandırılmış oldu.
Bu sürecin nasıl işlediğini de bilebiliyoruz.
Bu değişiklik teklifleri Millî Savunma Bakanlığı’nda (MSB) hazırlanmış olmalı.
Orada hazırlandığı için de Genelkurmay Başkanlığı ile kuvvet komutanlıklarının görüşlerinin de alındığını varsaymalıyız.
Sonra bu değişiklik teklifleri MSB tarafından hükümete getirilmiş olmalı. Ardından da bazı AKP’li milletvekillerinin imzalarıyla kanun teklifi halinde TBMM Başkanlığı’na verilmeli. Sonrası komisyon ve genel kurul görüşmeleriyle tekliflerin kanunlaşması.
Söz konusu değişikliklerin MSB teklifi haline gelmesi sırasında bakanı bu işe ikna edenler kimlerdi?
Darbeden sonra Milli Savunma Bakanı da olan Hulusi Akar, önce İkinci Başkan olarak, sonra da Kara Kuvvetleri Komutanı olarak bu süreçlerin içinde yer almış olmalı.
Kara Kuvvetleri Komutanı olarak bu teklifleri kimin verdiğini, kimin kimi ikna ettiğini çok iyi biliyor olmalı.
Kara Kuvvetleri Komutanı olarak bu değişiklikleri de onaylamış olmalı.
O gün hangi saik ile hareket ederek bu değişikliklere yol verdiğini daha önce çok sormama rağmen açıklamadı.
Bütün bu kanun tekliflerinin altında AKP milletvekillerinin imzası vardı.
Bu tür kanun tekliflerinde tekrarlanan imzalar kimlere aittir, buna bir bakmak “siyasi ayak” konusunda da fikir verebilir.
Bazı isimlerin tekrarlanıyor olması bir tesadüf olabilir mi?
15 Temmuz darbe girişiminin 10. Yılına geldik.
“Siyasi ayak” konusunda en küçük bir gelişme bile olmaması kimsenin dikkatini çekmiyor mu?
Erdoğan yönetimi, akla gelebilecek her alanda ince ince örgütlenen bir suç organizasyonunun, siyasette örgütlenmeyi ihmal ettiğine inanmamızı mı istiyor?
Türkleri bu kadar saf zannetmek biraz ayıp olmuyor mu?
———————————-
