Mehmet Yakup Yılmaz Body Wrapper

“Tahsilat mafyası”!

“Tahsilat mafyası”!

Paralarını aşırı faiz hevesiyle bir ponzi dolandırıcılığına kaptıran futbolcular, Denizbank’tan paralarının ödenmesi için Cumhurbaşkanı’nı aracı yapmak istemişler.

Bu aramanın “Cumhurbaşkanlığından yapıldığı” ile ilgili haberler okumuştuk ancak anlaşılıyor ki Cumhurbaşkanı bu işe girmeye heves etmemiş.

Ne kadar tuhaf bir ülke haline geldiğimizin küçük bir örneği bu.

Normal olarak dolandırıldığını düşünen bir T.C. vatandaşının izlemesi gereken yol, çok açık.

Avukatı varsa avukatıyla, yoksa bizzat savcılığa gidecek ve bir suç duyurusunda bulunacak.

Bu suç duyurusuna elinde varsa belge vs. ekleyecek. Parasını kurtarabilmek için suçladığı kişiye yurt dışına çıkış yasağı konulmasını, mal varlığına tedbir konulmasını filan isteyecek. Savcı da bu şikâyeti değerlendirip ya takipsizlik kararı verecek ya da işlemi başlatacak.

Bu yasal sürecin içinde “Cumhurbaşkanı’nı araya koyacak, Cumhurbaşkanı’ndan parasının ödenmesi için aracılık etmesini isteyecek” gibi şeyler yok.

Ama gördüğünüz gibi bu arama olmuş, Cumhurbaşkanı da “hadi git işine” deyip suç duyurusu yapmamış.

Cumhurbaşkanı tahsilat mafyası zannetmek gibi bir durum bu.

Yasal olarak alamıyorum paramı ama Cumhurbaşkanı kendini şöyle bir gösterse paraları getirip cebimize koyarlar gibi bir zihniyet.

Gazeteci Lube Ayar’ın haberine göre Cumhurbaşkanı’nın yapmadığı işi eski İçişleri Bakanı Süleyman Soylu üstlenmiş.

Ona nasıl ulaştılar, şu an için bilmiyoruz. Belki Fatih Terim, eski dostu Mehmet Ağar’dan rica etti, o da eski meslektaşını aradı; ancak bu bir bilgi değil, spekülasyon. Elbette Soylu’ya ulaşmak için daha başka çok aracı bulmaları kolay.

Hatırlarsınız, bu köşede 59 hafta boyunca “Mübarek Cuma Soruları” sormuştum. Yanıt alamadığım için soruların yanıtlarının düşündüğümüz gibi olduğuna karar vermiştik.

O sorulardan bir tanesi Ankara’da iş adamları ile bakanları para karşılığı buluşturan bir tür çetenin varlığı ile ilgiliydi.

Kim bilir, belki de bu yöntem ile eski Bakan’a ulaştılar, bunu da bilmiyorum. Bakan açıklarsa öğreniriz.

Yine hatırlarsınız kendisi Sezgin Baran Korkmaz olayında da işe müdahil olmuştu.

Bankayı arayıp, futbolcuların paralarının ödenmesi için aracı olan Bakan Soylu, o tarihte görevdeydi.

İçişleri Bakanı olarak şu ya da bu şekilde duyduğu bir suçu, yetkili makamlara hemen bildirmek yerine telefonu açıp, Banka yöneticilerinden para istiyor!

Bunu isterken nasıl bir üslup kullandı, “silahın ucunu” gösterdi mi yoksa “aramış gibi yapayım da başımdan gitsinler” mi diye düşündü, bunu açıklarsa, sizlerle paylaşırım.

Türkiye’nin çivisinin çıktığının bir örneği bu.

Birileri yasalara göre suç sayılması lazım gelen tefeci faizinden de yüksek faiz almak için birilerine borç veriyor. Parayı geri alamayınca İçişleri Bakanı’nı araya sokuyor. Cumhurbaşkanı’ndan medet umuyor.

Türkiye Cumhuriyeti, bu garip başkanlık sistemi yüzünden giderek bir çadır tiyatrosuna dönüşüyor, farkında mısınız?

—————————

Hamamın namusu meselesi

İktisatçı Mahfi Eğilmez’in yazısından öğrendiğime göre 2022 yılında Türkiye’ye “kaynağı belirsiz” 26 milyar dolara yakın bir para girmiş.

Eğilmez, bu paranın kaynağının araştırılması için kara para incelemesi yapılması lazım geldiğini de söylüyor.

Bu dediği normal bir ülkede yaşıyor olsaydık elbette daha bizlerin söylemesine gerek kalmadan yapılmış olurdu.

Ama artık garip bir sistemle yönetilen bir tür muz cumhuriyetinde yaşıyoruz.

“Muz cumhuriyeti” derken sadece muz kasalarında ton hesabıyla yurda sokulmaya çalışılan kokain ve eroini kastetmiyorum.

Fatih Altaylı dünkü yazısında yakalanan kokain ve eroin, yakalanmayanın yarısı kadarsa, üzerine sigara kaçakçılığı da eklenince toplam kara paranın 8 milyar dolara ulaşabileceğini hesaplamış.

Yasa dışı bahis filan da eklense, yine de bu çarpıcı 26 milyar dolara ulaşılamıyor.

Bunun önemli bir nedeni var; Türkiye’de kara para sadece mafya tipi organizasyonların ürettiği bir şey değil.

Yolsuzluk kaynaklı kara paranın, uyuşturucu ve yasa dışı bahis gibi yollarla elde edilen kara parayı iki kere suyu götürüp, susuz götürecek çapta olduğunu varsaymamız gerek.

Türkiye, her ne kadar içinde yaşayan milyonlarca insan fark etmiyor ve sıkıntı çekiyor olsa da büyük bir ekonomiye sahip ve kamunun bu ekonomi içindeki payı çok yüksek.

Milyar dolarların fıstık çekirdek parasıymışçasına kolayca telaffuz edildiği kamu yatırımları var ve bu yatırımların bir bölümünün gereksiz olduğunu, bir bölümünün fahiş fiyatlarla ihale edildiğini de biliyoruz.

Hatta son günlerde İstanbul’da neredeyse on kişiden duyduğum ve herkesin dilinde olan dedikoduya bakılırsa, tanınmış bir eski kamu görevlisinden “aldığı avantaları” geri getirmesi istenmiş, “çoluk çocuğu sefil olmasın diye” de kendisine 1 milyar dolar ayırması kabul edilmiş.

Bunu kim istemiş, getirilen 7 – 8 milyar dolar hangi odaya istiflenmiş bunu bilmiyorum. Merak ettim ama sormaya cesaret edemedim. Kimsenin günahını almak istemem.

Gerçi dinci siyasiler, hâkimler filan kul hakkı konusunda artık hiç hassas davranmıyorlar ama ben yine de hassasiyetimi korumaya kararlıyım.

Acayip bir dedikodu bu.

Ben şahsen böyle şeylere inanma eğiliminde değilim ama ateş olmayan yerden dumanın çıkmayacağı ile ilgili bilgilerimiz de atalarımızdan bize kadar ulaşmış bulunuyor.

Onun için bu kara para soruşturmaları belli bir yere kadar gider, orada durur.

Dilan Polat, eşi ve benzerlerinin kara para akladıkları için hapse girmeleri ise bir başka atasözünün gereğidir: Maksat, hamamın namusunu kurtarmaktır.

——————————