t24.com.tr

“Plan değil pilav” ama pirinç de yok

Yükseköğretim Kurulu (YÖK) Başkanı Erol Özvar, üniversite eğitiminin üç yılda tamamlanabilmesine olanak sağlayacak bir sistem üzerinde çalıştıklarını açıkladı.

Özvar’ın açıklamasına göre 14 haftalık sömestr “biraz kısalacak” ve bir yılda üç dönem eğitim yapılmasının yolu açılacak.

Ders saatlerinin azalmayacağını da söylüyor ama “biraz kısalacak” takvim içinde bu nasıl sağlanacak, bilemiyoruz.

Özvar “3 yılda mezuniyet imkânı, hem mali açıdan ciddi bir tasarruf sağlayacak hem de öğrenciler daha kısa sürede hayata atılabilecek” dedi.

Bu sözlerini okuyunca Özvar’ın hangi ülkede yaşadığının farkında olup olmadığını merak ettim.

Türkiye’de üniversite gençliğinin temel sorunu eğitim 4 yıl sürdüğü için hayata bir yıl geç atılmak değil. Mezun olduğunda iş bulamamak!

Bu tablo eğitim süresini üç yıla indirince de değişecek değil.

OECD’nin 2024 rakamları da gösteriyor ki üniversite mezunlarının işsizlik oranının genel işsizliğin üstünde olduğu tek ülke Türkiye.

Türkiye’de üniversite mezunu olmak iş gücü piyasasında bir avantaj değil.

Erdoğan rejiminde partiden bir kartvizite sahip olmak, iş bulmak için üniversite diplomasından daha değerli.

Öte yandan YÖK’ün düzeltmesi gereken bir numaralı mesele de eğitim süresi değil.

Öğrenci başına düşen akademisyen sayısında OECD’nin çok gerisindeyiz.

Öğrencilere hiçbir beceri ve bilgi kazandırmayan bir lise eğitiminin ardından hiçbir bilgi ve beceri kazandırmayan bir üniversite eğitimi veriyoruz.

Üniversitede okuyan genç sayısını arttırmanın doğal sonucu ekonominin hiç ihtiyaç duymadığı alanlarda mezunlar işsizler ordusuna katılıyor.

Özvar, gençlerin daha kısa sürede hayata atılabilmeleri için eğitim sisteminde değişiklik gerektiğini düşünmekte haklı.

Ancak bulduğu yol bir çare değil.

Sorun orta eğitimden başlayarak çözülmesi gereken bir sorun.

Büyük ölçekli bir planlamayı gerektiriyor.

Türkiye gelecekte hangi alanlarda büyümeyi hedefliyor, bu hedefe ulaşabilmek için gerekli insanlar nasıl ve kimler tarafından eğitilecek, bunların kaçı üniversite mezunu olmalı, kaçı meslek okullarında eğitilmeli gibi büyük bir planlama.

Bu planlamaları eskiden DPT yapardı.

Tek adam sisteminde artık böyle bir kurum yok. Önce bakanlığa çevrilmişti, ardından o bakanlık da kapatıldı.

Hesapta bu işleri yapacak olan Strateji ve Bütçe Başkanlığı diye bir kurum var ama ortada elle tutulur strateji filan yok ki herkes kafasına göre takılıyor.

Millî Eğitim Bakanlığı kendisini imam hatip kurmaya adamış. YÖK bir an önce mezun olsunlar da işimize bakalım havasında. İş bulma kurumunun yerini de partinin dağıttığı kartvizitler aldı.

Plandı, stratejiydi kimsenin derdi değil.

———————————

Serin gel!

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, niye partisinden istifa edip de AKP’ye girmiyor diye merak ediyorum.

Çünkü kendisi en hızlı Erdoğancıdan bile daha hızlı olmak gibi bir gayret içinde.

En son olarak Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı, Kanuni Sultan Süleyman’a, Çevre Bakanı Murat Kurum’u da Mimar Sinan’a benzetti.

Erdoğan ile Kanuni arasında nasıl bir benzerlik kurdu, bilemiyorum. Ortada ne Pargalı var ne Hürrem. Kapitülasyonlar filan ile bugünün ekonomi yönetimi arasında bir benzerlik mi kurdu acaba diye tereddüt ettim.

Ama Murat Kurum’u, Mimar Sinan ile karşılaştırması yok mu?

Biraz serin gel be abi diye aklımdan geçirdim!

———————-