Dünya Kupası final maçının devre arası gösterisini tüm dünyada 1,5 ila 2 milyar kişi, televizyonların canlı yayınından izledi.
Madonna’dan tutun da BTS’ye, Shakira’ya, Justin Bieber’e kadar 27 sanatçının yer aldığı muazzam bir gösteri yapıldı.
Gösterinin belli bölümlerinden yaratılan videolar, dün bu yazıyı yazdığım öğlen saatlerine kadar sosyal medya platformlarında 1 milyar gösterime ulaşmıştı.
Bu işlerden anlayanlara sordum, kısa sürede gösterim sayısının 10 milyarı da geçebileceğini söylüyorlar.
Tüm dünyanın izlerken eğlendiği bu otuz dakikalık gösteriyi bir tek biz izleyemedik.
TRT, devre arası gösterisini yayınlamadı, onun yerine reklam ve maçın ilk yarısını yorumlayan yorumcuları izledik.
TRT, vergilerimizle finanse edildiği için kamu yayıncısı olarak reklam bile yayınlamıyor olması gerekirken reklam yayınlıyor. Kendine icat ettiği platformda, bizlerin vergileriyle çekilen filmleri izlemek için ayrıca para istiyor.
Ve Pazar gecesinin en önemli yayıncılık olayına sıra gelince yan çiziyor.
Yayınlamama nedenini de elbette açıklamadılar. Hatta tüm dünya bu gösterinin nasıl olacağını konuşurken kendi vatandaşlarını “biz yayınlamayacağız, haberiniz olsun” diye bilgilendirme gereğini bile duymadılar.
Kibirleri buna izin vermemiş olmalı.
Bizler kimiz ki gösteriyi niye yayınlamıyorlar diye hesap versinler? Böyle düşünmüş olmalılar.
Kim bilir, belki de bu kararın gerekçesini açıklamakta zorlanacaklarını da düşünmüş olabilirler.
24 yıllık AKP iktidarı tecrübesinden sonra ben gösteriyi yayınlamama kararının neden verildiğini söyleyebilirim sanıyorum.
Nedeni basit: Madonna’nın bacağı görünür; Shakira’nın memesi sallanır, Bieber ile BTS’deki oğlanlar, kızların kalbini yerinden oynatır diye yayınlamamış olmalılar.
Çünkü, iktidar olmanın kendilerine verdiği güç ile kimin neyi izleyip, neyi izleyemeyeceğine karar verme hakkının kendilerinde olduğunu düşünüyorlar.
Bir yandan bizlerin günaha girmemizin önüne geçtiklerini düşünürler, diğer yandan da son derece hassas bir bünyeye sahip olan “Türk aile değerlerini” böylece koruduklarını zannederler.
Beğenmedikleri esprileri yapanları hapse atabildikleri gibi beğenmedikleri gösterilerin izlenmesine izin vermeme hakkına sahipler.
Afganistan’daki benzerlerinden farkları var elbette ama kuşkunuz olmasın ki bu arkadaşlar, günün birinde Afganistan’daki benzerlerinin sahip olduğu yetkilere kavuşurlarsa aynı şekilde davranırlar.
Çünkü bu rejim, esasen vesayetçi bir rejim.
Vatandaşların kendi özgür kararlarıyla bir şeyi izleyip izlememe, okuyup okumama kararı veremeyeceğini düşünüyorlar.
Başı boş bırakılırsak dinden kolayca çıkabileceğimizi, milli kimliğimizi kaybedeceğimizi varsayıyorlar.
Onun için de bizler adına karar verebiliyorlar.
Onu izleyebilirsin, bunu izleyemezsin, onu oku, bunu okuma, onu yaz, bunu yazma gibisinden!
Türkiye, çeyrek yüzyıldır, “Müslümanların çoğunlukta olduğu bir ülkede demokrasi olabilir mi” sorusuna aranacak cevap için bir laboratuvar gibi oldu.
Sorunun yanıtını henüz bulduğumuzu söyleyemem.
Ancak şunu artık kesinlikle söyleyebilecek durumdayız: Siyasal İslamcı zihniyetin egemen olduğu bir ülkede demokrasi, kişisel hak ve özgürlükler, farklılıkları koruyarak bir arada yaşamak gibi kavramlara hayat hakkı filan beklemeyin.
———————————
Kurtulmuş, CHP için kimi ziyaret edecek?
TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş, Meclis tatile girmeden önce çıkarılması planlanan “çerçeve yasa için” siyasi partileri ziyaret etme kararı verdi.
Söz konusu “çerçeve yasa”, PKK’nın silah bırakmasından sonra “demokratik siyasetin önünün açılması için” yapılması gereken yasal düzenlemelere zemin oluşturma amacı taşıyor.
Daha açık bir Türkçe ile ifade edecek olursak, bu çerçeve yasa, PKK yönetici ve üyelerinin hangi koşullar altında normal hayata dönebilecekleri meselesini düzenleyecek.
PKK’lılar yargılanacak mı, bir tür af mı çıkacak, yöneticileri Türkiye’ye dönebilecek mi gibi siyasi bedelleri de olabilecek sorulara verilecek yanıtlar yani.
TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş’un parti temsilcileriyle görüşerek taslağa ilişkin görüşleri alması bekleniyor.
Amaç, Erdoğan rejiminin, “Terörsüz Türkiye” olarak adlandırdığı yeni çözüm sürecinde hazırlanacak çerçeve yasa için TBMM’de geniş mutabakat sağlamak.
Bu gerçekleşmediği takdirde teklifin AKP, MHP ve DEMP’in ortak imzasıyla Meclis’e sunulabileceği belirtiliyor.
Bunu da özellikle AKP’nin hiç istemediğini, açıkça söylemese bile ayak sürüdüğünü biliyoruz.
AKP istiyor ki herkesin altında imzası olsun, ileride kimse çıkıp bu yüzden Saray’ı eleştiremesin.
Bugünkü TBMM’nin yapısına bakınca sözü edilen “geniş mutabakatı” sağlayabilmek için kritik mesele CHP’nin bu işin neresinde yer alacağı konusu.
CHP’nin içinde olmadığı bir mutabakatı “geniş mutabakat” diye niteleyebilmek mümkün olmaz.
Numan Bey’in sorunu burada ortaya çıkıyor: CHP adına kiminle görüşecek?
CHP adına kim “tamamdır, biz bu kanun tasarısıyla mutabıkız, getirin Meclis’e oy verelim” diyecek?
TBMM Grubuna gelemeyen, insan içine çıkamayan kayyım Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu ile mi yoksa TBMM Grup Başkanı sıfatını haiz, seçilmiş Genel Başkan Özgür Özel’i mi?
Numan Bey’in kimi tercih edeceğini bilmiyorum tabii ama zaten onun böyle bir tercih hakkının olabileceğini de zannetmiyorum. Saray, kiminle görüş derse, gidip onunla görüşecektir.
Saray, yargı marifetiyle yürütülen bunca çabadan sonra Özgür Özel’i yeniden “CHP’nin asıl sahibi” gibi gösterecek bir jestten kaçınmak isteyecektir.
Bekleyip, görelim bakalım.
———————————–
