t24.com.tr

Erdoğan değişmez ki partisi değişsin

Venezuela Başkanı Maduro’nun yargılanmak üzere ABD’ye götürülmesinin ardından eski TBMM Başkanı Bülent Arınç, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a, iç cepheyi güçlendirmesi için “siyasi tutukluların, gazetecilerin, hasta mahkumların serbest bırakılması çağrısı” yaptı.

“Ak Parti’nin ilk yıllarındaki reform ruhuna dönmesini” istedi.

Arınç’ın çağrısından bir hafta önce de AKP’nin eski TBMM Grup Başkanvekili ve şu anda İçişleri Bakanı Yardımcısı Bülent Turan, Yeni Şafak’ta “hukukçu” sıfatını kullanarak bir yazı yayımladı.

Turan, yazısında AKP’nin kendisini “taşıyan omurgadan ‘inanç-ahlâk-dava şuuru’ aksından yeni bir sınamayla karşı karşıya” olduğunu yazdı.

“Kapımızın önüne bırakılanlar olduğu gibi, maalesef üstümüze yapışan parazitler veya çizgisinde sabit duramayanlar da var elbet” dedi.

“23 yıllık iktidar partisi de bu kişilerle birlikte, adeta sanık sandalyesine oturtuluyor” diye yakındı.

İkisi de iktidar partisi içinde önemli mevkilerde bulunmuş, Erdoğan’a çok yakın olmuş isimler. Arınç “partinin en önemli üç kurucusundan biri” sıfatını da haiz.

Normal olarak bir randevu alıp Erdoğan’ı ziyarete gidebilirler, bir çay içerken endişelerini dile getirebilirler.

Bunun yerine açıklamalarını hepimizin duyacağı şekilde yapıyorlar; “kol kırılsa da yen içinde kalır” demiyorlar.

Belli ki Erdoğan’a erişimlerinin önünde bazı engeller var; çareyi kamuoyuna açık olarak konuşmakta bulmuşlar.

Bunu hesaba katmış olabilirler mi bilmiyorum ama bu yakınmalarının Erdoğan’ın kulağına kadar ulaşmayacağını da ben söyleyebilirim.

Erdoğan’ın gazete okumak gibi bir alışkanlığı yok, yakın çevresinde de Erdoğan’a bu tür bilgileri eğip bükmeden iletebilecek kimsenin kaldığını zannetmiyorum.

Erdoğan gibi otokrat eğilimleri güçlü liderlerin duymak istemeyeceği şeyleri söyleyebilecek yakınları yoktur çünkü.

Arınç ve Turan’ın bu partide “tek başlarına” olmadıklarını biliyoruz.

Kuşkusuz ki partinin içinde gidişattan memnun olmayan, oylarındaki dramatik çöküşten rahatsız olanlar vardır.

Ve onlar da büyük ihtimalle tıpkı Arınç ve Turan gibi “partinin köklerine dönerek içine girdiği sarsıntıyı atlatabileceğini” düşünüyorlar.

Ama artık bunun mümkün olamayacağının da farkında değiller.

Çünkü bu parti Adalet ve Kalkınma Partisi adını taşıyor olsa da artık Recep Tayyip Erdoğan Partisi.

Troçki, 1904’te yazdığı bir risalede Lenin’in parti anlayışını eleştiriyor ve o yolda gidilirse, “parti örgütünün yerini merkez komitesinin, merkez komitesinin yerini de Genel Sekreterin alacağını” söylüyordu ki öyle de oldu. Merkez Komitesi Genel Sekreteri Stalin, tek başına bir partiye dönüştü; sonrası malum.
AKP’de yaşanan budur.

O partide artık bir tek kişi var: Recep Tayyip Erdoğan. Merkez Yönetim kurulu da o, hükümet de o, milletvekili de o, il, ilçe başkanı da o.

Bu tür tek adam partilerini neyin beklediğini tarihteki örneklerinden biliyoruz.

Arınç ve Turan’ın beklentilerinin gerçekleşmesi için Erdoğan’ın değişmesi ve “kendisi gibi olmaması” gerekiyor ki bu da mümkün olabilecek bir şey değil.

————————

Her Türk “soruşturma” tadacak!

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı Kebapçı Bedri Usta (Bedrettin Aydoğdu) hakkında resen soruşturma başlatıldığını açıkladı.

Bilmiyorum takip etmiş miydiniz: Bir müşteri gelen hesabı yüksek bulup, tepkisini sosyal medyadan duyurunca Bedri Usta da sosyal medyada kendisine yanıt vermiş, olaylar böylece gelişmişti.

Bu arada Ticaret Bakanlığı da “haksız fiyat artışı” gerekçesiyle Bedri Usta işletmesine yönelik işlem yapmıştı. Zaten Perakende Ticaretin Düzenlenmesi Hakkındaki Kanun’un uygulanması görevi bu bakanlığın.

İlgimi çeken konu Cumhuriyet Başsavcılığının onca işinin arasında bu işe neden müdahil olduğu konusu.

Bu gidişle, günün birinde hakkında soruşturma açılmamış bir tek Tük kalmayacak!

Başsavcılık açıklamasında “yüksek fiyat uygulamalarına ilişkin içeriklerin yayımlandığı iddiaları kapsamında, “Bedri Usta Kebap” adıyla faaliyet gösteren işletme ile işletme sahibi Bedrettin Aydoğdu hakkında yapılan ihbar ve şikâyetler üzerine resen soruşturma başlatılmıştır” deniliyor.

Bildiğim kadarıyla “fahiş fiyat artışı” denilen olayın gerçekleşmesi için artışın, ekonomik dengeleri etkileyebilecek boyutlarda olması gerekiyor. Piyasanın dengesini ve serbest rekabeti bozacak bir artıştan söz ediyoruz.

Demek ki Bedri Usta’nın içli köfte fiyatı bile Türkiye ekonomisinin genel dengelerini sarsacak etki yaratabiliyormuş.

İktisat teorisyeni bir Dünya Lideri’nin yönettiği bir ülkede olacak şey değil bence!

Türkiye ekonomisini sarsacak adisyona göre bir lahmacun 290 lira, bir çorba 380 lira, bir içli köfte 230 lira, 1 porsiyon yağlı kara kebap 1310 lira.

Müşteri valeye de 400 lira ödediği için şikayetçi ama vale için soruşturma açılmamış.

Şikayetçi müşteri büyük ihtimalle İstanbul’a uzaydan gelmiş olmalı ya da uzun süredir ilk kez bir lokantaya gitmiş.

Şu anda İstanbul’un önde gelen bütün kebapçılarında fiyatlar bu düzeyde. Soruşturma “kebap çetesi kurarak ekonomiyi felç etme girişimi” nedeniyle bütün kebapçılara da yayılır mı acaba?

Ve bir işletme problemi: Bir kilo dana bonfilenin zincir marketlerde bile 2300 liraya satıldığı bir ülkede, bir porsiyon kebap lokantada kaç liraya satılabilir?

Mekân kirası, mutfak ve servis personelinin ücretleri, bozulup atılmak durumunda kalan ürünler ve işletmecinin kârı derken olacak olan şey budur.

Sorun lokantaların pahalı olmasından daha çok Türklerin fakirleşmesi; gelirlerinin fiyat artışlarının gerisinde kalması.

Şikayetçi müşterinin de ne iş yaptığını merak ettim haliyle.

Ücret geliriyle yaşıyorsa karşısına çıkan fiyat nedeniyle dehşete kapılmış olabilir elbette. Çünkü ücretler, piyasada yaşanan gerçek enflasyon kadar artmıyor.

Asgari ücret bile açlık sınırının altında kaldı.

Ama serbest ticaret ile uğraşıyorsa, kendisi sattığı mal ya da hizmetlere son bir yılda ne kadar zam yaptı acaba?

——————————-