OKSİJEN, t24.com.tr

Zayıflama iğneleri ve aşk hayatınız

70. yaş gününü kutlamaya hazırlanan Temel, toprağa doğru yokuş aşağı gitmekte olduğunu idrak edince yaşam biçimini değiştirmeye karar verdi.

Karaciğerini güçlendirecek, göbek yağlarını eritecek, spor yaparak kas kitlesini arttıracaktı.

Çok sevdiği hamsi tavadan, yanındaki iki duble rakıdan, sabah kahvaltısında kuymağa ekmek bandırmaktan vazgeçecek, brokoliye, saşimiye, avokado dilimleriyle süslenmiş haşlanmış yumurtaya dönecekti.

“Ateş suyu” da artık hayatından çıkacaktı. Bunun için gözü gibi sakladığı malt viski koleksiyonunu arkadaşlarına açmış, boşalan her şişede boğazına bir yumru gelip oturmuştu.

Ama 2 Ocak sabahı başladığı bu programa ancak 3 gün dayanabildi.

Dördüncü gün Temel’i Karaköy Lokantasında tereyağı sürülmüş kızarmış bir dilim ekmeğin üzerindeki bottargayı dişlerken gördüler. Masanın üzerinde buğulanmış bir bardakta ayran olmadığı çok belli olan beyaz renkli bir sıvı da dikkat çekiyordu.

Ertesi gün baktılar, Temel, Gün Lokantasında, mavi kuyruklu karides cevicheye yumulmuş. Yanında yine aynı buğulu bardak!

Cavit’ti, Yakup’tu derken Temel 1 Ocak günkü değerlerine geri dönmüş hatta dikkatli gözlere göre o değerleri bir miktar da aşmıştı.

Üç gün boyunca çektiği işkenceyi yakından izleyen bir arkadaşı Temel’e yeni çıkan bir iğneden söz etti.

Bu iğneyi yapıyormuşsun, bir de bakmışsın göbekteki yağlar erimiş, karaciğer cillop olmuş!

Aynı öneriyi birkaç kişi daha tekrarlayınca Temel, kendisine önerilen bir endokrinoloğa gitti.

Testler yapıldı, Temel arkadaşlarını iki üç gece meyhanede ağırlayabileceği bir bütçeye kıydı ve iğneler alındı.

Aradan iki hafta bile geçmemişti ki eski arkadaşları bile Temel’i tanıyamaz olmuştu.

Temel çok mutluydu. Zayıfladığı için gardırobunu değiştirmiş, kısa paçalı, bacaklarını saran o tuhaf pantolonlardan edinmiş, saçlarını da özendiği gençler gibi kestirmişti.

Bir sabah yürüyüşü için sokağa çıkmıştı ki kafasına bir saksı düştü.

Yardıma koşanlar, son nefesini verirken “Tanrım, bunu neden yaptın bana” diye mırıldandığını duydular.

Tanrı’nın verdiği yanıtı Temel’den başkası duymamıştı: “Kusura bakma Temel, bir an için tanıyamadım seni!”

Son günlerde kime rastlasam laf dönüp dolaşıp yeni çıkan bir zayıflama iğnesine geliyor.

İğnenin başarılarını anlatırken çaktırmadan göbeğimi süzmelerinin, görgülü insanlara yakışmayan bir tutum olduğunu söyleyemiyorum tabii.

Geçenlerde uzun süredir görmediğim bir oyucu arkadaşımı gördüm.

Sanki yolda bulduğu Alaattin’in lambasına “beni 20 yıl önceye götür” demiş ve şişedeki cin de kızın bu sözünü yerine getirmiş gibiydi.

Bir şey demek isteyip de söyleyemediğimi anlayınca “iğne şekerim” dedi, hemen bir endokrinoloğun telefonunu verdi. “Ara” dedi, “bambaşka birisi olacaksın.”

Bunun üzerine Temel’in başına gelenleri anlattım; hatayı yapacak olan Tanrı bile olsa bir hataya kurban gitmek istemeyeceğimin altını çizdim.

Arkadaşımın yarattığı bu “farkındalık” sayesinde çevremde birdenbire artan “zayıf insan figürlerini” anlamlandırabilmem mümkün oldu.

Gerçi biraz palavracı olduklarını da artık içten içe biliyorum: Spora başlamış da sadece 16 saat aç kalıyormuş da onun için zayıflamış gibi konuşuyorlar.

Oysa artık biliyorum ki hepsi iğne kullanıyor.

Nereden biliyorsun derseniz bu iğne ile zayıflayan insanlar sanki bir tornadan çıkmış gibi oluyorlar.

Hepsi değil ama büyük bölümü diyeyim ki böyle: Çöp adam gibiler ama nasıl çöp adam çizdiğinizde kafası vücuduna göre daha kocaman görünüyor, biraz öyle oluyorlar.

Niye iğne yaptırdıklarını saklıyorlar, bilemiyorum. Utanılacak bir şey değil ki.

Tabii çok tavsiye alınca bu konuda çıkan makaleleri filan okumaya gayret ettim.

İğne yapıldığında iştah da kesildiği için yeme içme biraz sorunlu oluyormuş.

Özellikle kas kaybının tehlikelerine dikkat çeken görüşlerden haberiniz olsun.

Ancak çok yararını görenler de var özellikle de insülin ile problemi olanlar.

Bu iğneler karaciğerin dostu sayılırlar, çok ender olarak erken teşhis edilebilen bir karaciğer hastalığının (MASLD) tedavisinde çok etkili olduğu da biliniyor.

“Alkolsüz yağlı karaciğer hastalığı” diye de bilinen bu hastalık, geç evrelerinde siroza da dönüşebiliyormuş. Dünya genelinde 10 kişiden dördünü etkilediği tahmin ediliyor. İnsülin direnci olanların bu konuda dikkatli olmalarında yarar var.

Yalnız 24 Aralık günü The New York Times’da yayınlanan bir haberden söz etmeden de geçemeyeceğim.

Lisa Miller’in haberinin başlığı şöyleydi: “Zayıflama ilaçları cinsel hayatlarını bitirdi. Acaba geri dönebilir mi?”

53 yaşındaki Jeanne, beşinci sınıftan beri kilo problemi yaşıyormuş. Bir gün kan testlerinde karaciğerindeki yağlanmanın tehlikeli boyutlara geldiği fark edilmiş.

Doktoru bu nedenle zayıflama iğnelerinden birini kullanmasını önermiş. Bunun sonucunda 60 kilo zayıflamış.

“Zayıflayarak güzelleşmek” Jeanne’nin içine kapanması sonucunu yaratmış.

Sekse karşı ilgisi iyice azalmış.

Javier, durumun gelip geçici olduğunu varsaymış, “biraz sabredersek yine eski günlerimize dönebiliriz” diye düşünmüş. Ama bekle bekle bir yere kadar tabii!

Jeanne ve Javier, bir kişinin vücudu ve imajı radikal bir dönüşüm geçirdiğinde ilişkilerde meydana gelebilecek dramatik değişiklikler konusunda hiçbir doktorun kendilerini uyarmadığını söylüyorlar.

Javier bunun ilacın bir yan etkisi olduğunu düşünmüş. “Yemek ve içmek gibi zevk veren istekleri bastırdığına göre cinsel isteği de bastırıyor olabilir” diye aklından geçirmiş.

Jeanne ise libidosundaki düşüşü çocuklarının doğumundan sonra ara ara kullandığı anti depresanlara bağlamış.

Bu zayıflama iğnelerinin cinsel ilgiyi azaltabileceğine ilişkin ciddi bir bulgunun olmadığı biliniyor.

2024 yılında Diabetes, Obesity and Metabolism isimli bilimsel dergide yayımlanan geniş çaplı bir araştırmanın sonuçları da bunu doğruluyor.

Hatta kan şekerini, sindirimi ve iştahı düzenlemeye yardımcı olan doğal hormonun etkilerini taklit eden ilaç sınıfı olan GLP – 1 tipi agonist ilaçların, erkeklerde cinsel isteği artırabildiği de tespit edilmiş.

Bu kadar büyük kilo kaybının ardından Jeanne bir dizi estetik operasyon da geçirmek zorunda kalmış. Göğüsleri dikleştirilmiş, kollarından sarkan deriler alınmış, karnı gerilmiş. Tam “4,5 kilo deri” kesilip, atılmış.

Bununla birlikte ilişkileri de tekrar düzelme yoluna girmiş.

“Bedenimin büyüklüğü ne olursa olsun, onu kabul ettiği için Javier’ye minnettarım” diyor.

Jeanne’nin mankenleri andıran bu yeni vücudu ikisi için de yeni bir durum ve Javier, karısının “eski dolgunluğunun sıcaklığını” özlediğini söylüyor.

“Şimdi bir şey hissedebilmek için ona gerçekten çok sıkı sarılmam gerekiyor” diyor. Jeanne’nin kendisine “biraz kemikli” geldiğini söylüyor.

Tam da burada eski bir Türk atasözünün doğruluğunu test etmiş bulunuyoruz: Seven göz, kusur görmez!

Karısı aşırı kilolarından şikayetçiyken, onu çok seven kocasının bu durum umurunda bile olmamış.

Aşırı kilo kaybı veya aşırı şişmanlamayla ilgili sorunlarda uzmanlaşmış klinik psikolog Robyn Pashby, “bir kişi değiştiğinde, sistem de değişiyor. Bu, iki taraf arasındaki sözsüz anlaşmayı bozuyor” diyor.

Doktorunuza danışmadan bu iğnelerden kullanmaya kalkmayacağınızı elbette biliyorum; Dr. Pashsby’nin sözleri de kulağınızda küpe olsun!

—————————