Yaptığım bu işin hem iyi hem de kötü tarafı şu ki önüme çıkan her şeyi okumak istiyorum: Bakarsın bir yazı konusu için beynimde bir yerleri uyarır diye!
Bugün de öyle günlerden biri, sohbete oradan başlayacağız.
RTÜK diye bir kurum var, biliyorsunuz.
Bu arkadaşlar TBMM tarafından bu göreve seçiliyorlar ama aslına bakarsanız buna seçim demek de normal seçimlere hakaret olur.
Tayin ediliyorlar demek daha doğru. Kurumun günümüzdeki üyelerinden birini gerçekten severim, çok eski bir arkadaşım. Bunu özel olarak belirtmek istedim ki RTÜK ile ilgili yargılarım kişisel değil, kurumsal temellere dayanıyor.
Kurulun “ruhu” biraz tuhaf, bunu belirtmek zorundayım.
Biliyorsunuz Türk dizileri, gerçek bir “yumuşak güç” aracı.
Dünyanın her yerinde tiryakileri var, onlar üzerine şakalar yapan komedyenler bile türedi.
RTÜK sayesinde dünyanın dört bir köşesindeki televizyon izleyicileri Türklerin “eşeysiz ürediklerine” inanıyor.
Eşeysiz üremede bildiğimiz anlamda bir “sevişme” yaşanmıyor. Bir organizma kendi genlerinden yeni bir canlı yaratıyor.
Bu Türklere özgü bir durum! Kürtleri, Ermenileri, Rumları, Arapları, Boşnakları, Arnavutları, Pomakları, Lazları, Gürcüleri, Çerkezleri dışlıyor değilim: Akdeniz’e doğru bir kısrak başı gibi uzanan bu topraklarda yaşıyorlarsa onlar da eşeysiz ürüyorlar. Tabii RTÜK’e göre!
“Yahudileri” niye saymadın, ırkçı mısın diye sormayı aklından geçirenler için söyleyeyim ki Yahudi olmak bir ırk aidiyetine işaret etmez.
Bir Ermeni, Müslüman ya da Katolik Hristiyan olunca nasıl Ermeniliğinden bir şey kaybetmiyorsa, bir Yahudi de Türk de olabilir, ne bileyim Rus da!
Bu daha derin bir mevzu, bir fırsat yaratıp bunun üzerine sizlerle sohbet etmek isterim.
Dediğim gibi RTÜK’e göre Türkler sevişmeden üreyebilen bir canlı türü.
Eşeyli üremek, bizim yerli ve milli ahlak anlayışımıza uymadığı için dizilerdeki sevgililer öpüşmüyorlar, sevişmiyorlar.
Birbirlerine bağırabiliyorlar, tokat atabiliyorlar, çaylarına zehir koyabiliyorlar ama asla öpüşmüyorlar, sevişmiyorlar.
Genetik malzemelerini bir araya getirerek yeni bir canlı yaratmak için elbette kapalı bir ortamda bile olsa bir takım ritmik hareketler yapmıyorlar. Bu RTÜK’e uymuyor çünkü.
“Dr. Psychmom” adıyla maruf Dr. Samantha Rodman Whiten’ın bir makalesini okurken aklıma RTÜK’ün ve Türk dizilerinin gelmesinin nedeni yazının başlığı oldu: “Uzun süreli ilişkilerde öpüşme ne zaman sona erer?”
Bu yazının başlığını da oradan yürüttüm; kabul edin ki bu yazıyı buraya kadar okumanızı sağlayan da bu oldu!
Dr. Rodman Whiten “uzun süreli ilişkilerde öpüşme eksikliği, özellikle genel olarak tatmin edici olmayan cinsel yaşamları olan çiftlerde, tahmin edebileceğinizden daha yaygındır” diye anlatmaya başlamış ama sonra anlıyoruz ki bunun cinsel yaşamın tatmin edici olup olmamasıyla da çok uzun boylu bir ilgisi yok.
Cinsel olarak aralarında çok önemli sorunlar olmayan çiftler arasında da derin bir öpüşme eyleminin yaşanmayabileceğini, yıllar içinde çift terapisine gelen danışanlarının hikayelerini dinlerken bizzat tespit etmiş.
Beş parmağın beşi nasıl bir değilse çiftler arasındaki cinsel istek düzeyi de aynı olmayabiliyormuş.
Libidosu daha düşük olan eş için öpüşme eylemi, giderek bir tiksinti duygusu yaratabiliyormuş.
Ancak en önemli neden şu: Yıllar içinde çiftin birbirlerine karşı duyguları değişmiş, artık aşktan ve tutkudan söz edilemiyor ama insanlar aralarındaki her şeyin bitmediğini hem kendilerine hem de partnerine göstermek için seyrek de olsa bir cinsellik yaşıyorlar.
Ama buna gerçek bir öpüşme eşlik etmiyor çünkü öpüşmenin çok daha “intim” bir şey olduğu ile ilgili içselleştirilmiş duyguları var ve kendilerini eşlerine “o kadar da yakın” hissetmiyorlar.
Oxford Üniversitesi’nde bir grup psikolog romantik ilişkilerde öpüşmenin fonksiyonu üzerine bir araştırma yaptı.
18 – 63 yaş arası Kuzey Amerikalı ve Avrupalı 308 erkek ve 594 kadın ile yapılan araştırma, öpüşmenin hem yeni eşi bulmak için hem de mevcut ilişkiyi korumak için çok önemli bir eylem olduğunu gösteriyor.
Araştırmayı yürüten Dr. Rafael Wlodarski, öpüşmenin kalıcı bir ilişki için vazgeçilmez olduğunu söylüyor.
Cinsel ilişki öncesinde zannedildiği kadar çok önemli bir rolü yok ama romantik bir öpücüğün birbirine iki uzaylı kadar yabancı olan kişileri bile yaklaştırabildiğini belirtiyor.
Araştırmacılar romantik öpücüğün, sevişme eylemi sonlandıktan sonra değiş tokuş edildiğini de tespit etmişler.
Kadınlar, erkeklere göre kendilerini bu sırada daha çekici hissediyorlarmış.
Burada öpüşmek derken dudaklara kondurulmuş bir “muck”tan söz etmiyorum.
Bizim ilk gençlik yıllarımızda “bademcik ameliyatı” diye tabir edilen, şimdilerde “Fransız öpücüğü” diye tesmiye edilen eylemden söz ediyorum.
Böyle öpüşmek, birçok kadın için cinsel ilişki kadar önemli ve hatta “daha mahrem” sayılan bir davranışmış.
Parayla cinsel ilişkiye giren fahişelerin önemli bölümünün müşterileriyle asla öpüşmemelerinin nedenini de araştırmacılar bu “his” ile açıklıyorlar.
Dr. Samantha Rodman Whiten, birlikte olmaya devam etseler de öpüşme konusunda isteksiz çiftlerin aslında “ruhsal olarak boşanmış durumda olduklarını” söylüyor.
İlişkideki öpüşme eksikliğinin aslında tam yakınlık eksikliği olduğuna işaret ediyor.
“Bu konuyu derinlemesine düşünün” diyor: “Çok kopuk ve tatmin edici olmayan bu ilişki, gerçekten her iki partnerin de hayatı için istediği şey mi? Partnerler, birlikte kalmanın (bu durumda genellikle “çocuklar için”) gerçekten ayrılmaktan ve yalnız veya daha uyumlu bir partnerle gerçekten mutlu olmaktan daha üstün bir seçenek olduğundan emin mi? Ben, sadece bir hayatınız olduğuna ve bunun uzak ve kopuk bir ilişkide heba edilmemesi gerektiğine inanıyorum. Bu durumda, neden birlikte kaldığınızı ve diğer seçeneklerin neler olduğunu anlamak için danışmanlık almanızı öneririm; bu seçenekler evliliğinizi dönüştürmek veya sonlandırmak anlamına gelebilir.”
Ben hayatta böylesine “kestirmeci” davranışların çok doğru olmadığına inanırım.
Bana göre sinema tarihinin en güzel oyuncuları içinde tartışmasız ilk 10’da yer alacak “cool kadın” Ingrid Bergman şöyle demişti:
“Öpüşmek, sözcükler kifayetsiz olduğunda konuşmayı kesmek üzere doğa tarafından tasarlanmış çok hoş bir oyundur.”
Hayat kısa, tadını çıkarın arkadaşlar, Yunus Emre’nin dediği gibi: Dört kitabın manası, budur eğer var ise!
—————————-
