t24.com.tr

Milli güvenlik riskiymiş!

ABD ve İsrail’in, İran’a saldırmalarının ardından ANKA Ajansı, İncirlik Hava Üssü’nü uzaktan gören bir binadan televizyon için görüntü alınca, Savcılık da harekete geçti.

ANKA Haber Ajansı Genel Yayın Yönetmeni Kenan Şener, Koza TV Genel Müdürü Mehlika Bilen, Koza TV muhabiri Sergen Ölçer ve Adana Büyükşehir Belediyesi personeli Güral Bıçakçı gözaltına alındı.

Gazetecilerin gözaltına alınma nedeni, İncirlik’in uzaktan da olsa görüntülerini çekmenin “milli güvenlik riski” oluşturmasıymış.

Bölgede ne zaman bir askeri hareketlilik olsa, televizyon haberlerine İncirlik’e inip kalkan uçak görüntülerinin eşlik etmesi sıradan bir olay.

Bugüne kadar bu iş defalarca yapıldı ve kimse de gözaltına alınmadı.

Bildiğimiz kadarıyla bu yüzden milli güvenliğimiz de sıkıntı yaşamadı.

Gözaltı haberini ilk okuduğumda savcılığın hangi dönemde takılı kaldığını merak ettim.

Devletlerin sahip oldukları teknoloji artık askeri üslerde çalışan bir temizlikçinin elbisesinin üzerindeki tozu bile görmelerine imkân veriyor.

Nitekim İran’a saldırı vesilesiyle bunu bir kez daha gördük.

İncirlik’te ne olup bittiğini diğer devletlerin öğrenmesi için üsse uzaktan bakan bir binadan çekilen görüntülere ihtiyacı yok.

Gazetecilerin bu uyduruk suçlamayla gözaltına alınmalarından iki gün önce internet sitelerinde ve gazetelerde Milli İstihbarat Akademisi’nin bir raporunun sonuçları yayınlandı.

Bu akademi, MİT bünyesinde faaliyet gösteriyor, istihbarat ve güvenlik konularında yüksek lisans eğitimi veriyor.

27 Şubat günü yayımlanan raporda çok cepheli çatışma ihtimalinde “uzun menzilli hava ve füze savunma sistemlerinde seri üretim ihtiyacı, 5. nesil taktik askerî havacılık kabiliyetinin henüz envantere girmemiş olması, uzay alanında Avrupa ile benzer bağımlılıkların sürmesi” Türkiye’nin stratejik eksiklikleri olarak gösteriliyor.

Rapora akademinin internet sitesinden ulaşabilirsiniz, herkese açık.

Şimdi bir durup düşünmeyi öneriyorum: Gazetecilerin uzaktan çekilmiş İncirlik videosu yayınlaması mı daha önemli bir istihbarat, Milli İstihbarat Akademisi’nin raporundaki bilgiler mi?

Kuşkusuz ki bunların ikisi de “milli güvenlik riski” yaratacak bilgiler değil.

Açık kaynaklardan kolayca ulaşılabilecek bilgiler.

Ama gazeteciler gözaltına alınıyor.

Bunu sadece “milli güvenlik endişesi” ile açıklamak mümkün değil.

Alican Uludağ’ın tutuklanmasından sonra bu gözaltılar da gösteriyor ki hedef gazeteciler.

Serbest gazetecilik faaliyetinden korkulan bir ülke olmak, milli güvenlik açısından daha büyük bir risk oluşturmuyor mu?

——————————————–

RTEP!

İçişleri Bakan Yardımcısı Bülent Turan, AKP’nin İstanbul İl Başkanlığı’nın Kızılcahamam’da düzenlediği bir toplantıda konuşma yaptı.

Turan parti içinde önemli görevler üstlenmiş bir politikacı.

Dört dönem milletvekilliği, AKP Genel Sekreter Yardımcılığı, AKP Grup Başkan Vekilliği gibi görevlerde bulundu, 3 yıla yakın bir süredir de İçişleri Bakanı Yardımcısı.

Onun için söylediklerinin bir önemi olduğunu varsayabiliriz.

Turan, konuşmasında makamların kişisel veya ailevi çıkarlar için kullanılmasına tepki gösterdi.

Partinin önündeki sorunların nasıl aşılacağını şöyle anlattı:

“Çare belli: 2002 ruhu. Giyeceğimiz elbise, takınacağımız tavır 2002 tavrı. Anadolu’nun kalbinde Erdoğan hâlâ büyük olarak var. Erdoğan da bizim meselemizin tam göbeğinde. Toparlanın, gitmiyoruz. Daha çok işimiz var. Rüzgâr sert eserse bırak söğüt ağacı düşünsün, çınara bir şey olmaz!”

Toplantı ile ilgili olarak yayımlanan haberlerin hepsinde Turan’ın sözlerinin partililer tarafından büyük bir tezahürat ile karşılandığı anlatılıyor.

Sosyal medyada da bu konuşmanın videosu izlenme rekorları kırmış, “nihayet birisi çıkıp doğruyu konuştu” gibi yorumlar yapılmış.

Bunları okuyunca Turan’ın siyasi geleceğini de merak ettim.

Doğru söyleyeni dokuz köyden kovmak gibi bir adetimiz var ve AKP kadroları da bundan vareste değil.

Partinin üst kademelerine kadar tırmanmış bir politikacının bu konuda yakınması elbette anlamlı ancak bundan daha da anlamlı olan sözlerinin partinin bir toplantısında büyük tezahürat ile karşılanması.

Belli ki parti üyeleri de Türkiye’de yanlış giden şeylerin farkındalar.

Kayırmacılık, liyakatsizlik gibi yanlışlıklardan “2000 ruhuna” geri dönüşle dönülebileceğini düşünüyorlar.

Acı haberi benden duymalarını istemezdim ama o köprünün altından çok su aktı. O noktaya geri dönüş mümkün değil çünkü artık aktörler de Türkiye de aynı değil.

AKP artık bir tek adam partisi ve adını aslına bakarsanız RTEP diye değiştirse daha anlamlı bir isme sahip olmuş olur.

——————————–