t24.com.tr

Lafla uçak gemisi yürüseydi keşke

ABD ve İsrail’in İran’a saldırısının ardından takip edebildiğim kadarıyla en mükemmel tepkiyi Türkiye verdi.

Bir kere bizim liderlerimizin belagati daha yüksek, bunu anladım.

Öyle demeçler verdiler ki gerek Washington’da gerekse Kudüs’te birileri bir an için “nereye saklansam acaba” diye akıllarından geçirmişlerdir, buna eminim.

Takip edebildiğim kadarıyla ne İslam dünyasında ne de Batı’dan Doğu’ya, Kuzey’den Güney’e böyle liderler var.

Mesela Devlet Bahçeli’nin dünkü konuşması yok mu?

İnsan göz yaşlarına hâkim olamıyor, “atlara atlayın, gidiyoruz” dese, insanın bir koşu Veliefendi’ye gidip at arayacağı geliyor.

Cumhurbaşkanının bu alanda özel bir yeri var; çok seyrek de olsa kendisini eleştiriyorum ama bu konuda hakkını teslim etmeliyim.

Geçen gün Millet Bahçesi yaptığı, eski havaalanındaki iftarda öyle konuştu ki ABD ve İsrail de dersini aldı, İran da!

Hem nalına vurdu hem mıhına!

Şu sözlerinin altını özenle çizdim:

“Savaşın daha da büyümemesi, bölgemizin daha büyük acılar yaşamaması için başta İslam dünyası olmak üzere tüm aktörlerin acilen harekete geçmesi gerekiyor.”

Gerçi “baştaki İslam Dünyası” meselesi biraz meşkuk.

Olay esasen şöyle cereyan etti:

Faşist Yahudilerin kontrolündeki devlet ile onun kuyrukçusu olarak tabir etmekte sakınca olmayan Evanjelist Hristiyanların kontrolündeki devlet, bir Müslüman memleketine saldırdılar.

Saldırıya uğrayan ülkenin komşusu olan “İslam Dünyası” ise hem hava sahalarını ve topraklarını saldırganlara kullandırmakta beis görmedi hem de kendini savunmak için sağa sola ateş eden kovboylara benzeyen İran’ı tehdit etti!

Yani Reis’in “savaşın daha da büyümemesi için” harekete geçmesini istediği İslam Dünyası, zaten hareket halinde ama ters yönde!

Yoksa bu “İslam Dünyası” bir tür yanılsama; sadece Türkiye’deki siyasal İslamcıların kafalarında yarattıkları bir hayal mi?

Çağımızda devletlerin kendi çıkarlarının öne çıktığından, böyle yüce ülküler peşinde koşan kimsenin kalmadığından haberdar değiller gibi.

Böyle homojen, ortak bir çıkar ve duygu etrafında birleşmiş bir “İslam Dünyası” gerçek hayatta yok çünkü.

Öte yandan “savaşın daha da büyümemesi için” hareket geçmeye çağırdığı “aktörler” de hareket halindeler. Ama onlar da ters yönde!

Bir bölümü kendini savunmak için ne yapacağını şaşırmış İran’ı tehdit ediyor; “kendini savunacağım derken attığın yumruk bana denk gelirse pişman ederim” diyerekten.

Diğer bölümü el yükseltiyor, nükleer denizaltının önünde nükleer silahlarını arttıracağını, Almanya’yı, Orta Avrupa’nın küçük ülkelerini filan koruyacağını anlatıyor.

Fark ettiniz mi bilmiyorum ama Fransa’nın “merak etmeyin benim nükleer silahlarım sizi korur” dediği ülkeler arasında Akdenizliler yok!

İspanyollar, İtalyanlar, Türkler, Yunanlar, Kuzey Afrikalılar Macron’un şemsiyesi altına sığmıyor.

Benim bütün gençliğim, orta yaşlılığım “milli birlik ve beraberliğe her zamankinden daha çok ihtiyaç duyduğumuz bu dönemde” nutuklarını dinleyerek geçti.

Sosyal medyada birden yayılan “İran’ın bertaraf edilmesinden sonra sıra Türkiye’de” şeklindeki komplo teorilerine pabuç bırakmam ama sanıyorum şu anda “milli birlik ve beraberliğe en çok ihtiyaç duyduğumuz bir dönemi” ilk kez gerçekten yaşıyoruz gibi görünüyor.

Ama şunu da biliyorum: Bu ülkede birileri ne zaman “milli birlik ve beraberliğe ihtiyaç duysa” kabak her zaman solcuların başına patlar!

Memlekete hâkim olan havaya bakıyorum, yine öyle olacakmış gibi görünüyor.

——————————

Örtbas eden savcı yakalandı, örtbas eden siyasetçiyi zaten biliyorduk!

FETÖ üyesi olduğu için gri listeyle aranan eski Ankara Cumhuriyet Başsavcıvekili Şadan Sakınan, Ankara’da, evindeki dolabın arkasına yapılmış bir gizli bölmede yakalandı.

Şadan Sakınan, 2010’daki KPSS’de soruların çalınması ile ilgili soruşturmayı örtbas ettiği suçlamasıyla da aranıyordu.

Sakınan’ın, Melih Gökçek ile de bir hikayesi var ama bugün o konuya girmeyeceğim; daha sonra.

Sakınan, KPSS soruşturmasını örtbas ederek, kapatmaya çalıştığı için 36 yıl hapis cezası istemi ile yargılanacak.

Hürriyet’te yazdığım yıllarda beni takip eden okuyucular hatırlayacaklardır, üç yıl boyunca her pazartesi günü KPSS soruşturmasının akıbetini sordum.

Hiç yanıt alamadığımı da belirteyim.

Olayın ortaya çıkmasının hemen ardından zamanın Başbakan’ı Recep Tayyip Erdoğan, o tarihteki Emniyet Genel Müdürü ile MİT Müsteşarı’nı makamına çağırmış, “bu olayı araştırın, suçluları bulun, dosyayı da önce bana getirin” talimatı vermişti.

Ancak o dosyayı bir daha ne gören oldu ne içindekileri okuyan.

Oysa her şey çok açıktı.

Olayın açığa çıkmasının hemen ardından soruları çalanların Fetullahçılar olduğu kuşkuya yer bırakmayacak şekilde ortaya çıkmıştı.

Olayın ertesinde yakalanan Ispartalı Baki Saçı, savcılığa verdiği ifadede cemaat bağlantılı bir arkadaşının “Sana bir hediyem var” diyerek soruların yanıtlarını kendisine gönderdiğini anlatıyordu.

Sadece KPSS değil, ALES, YGS sorularının yanıtlarının da örgüte mensup kişilere dağıtıldığını açıklıyordu.

Saçı, ifadesinde, üniversiteye hazırlanırken gittiği bir dershanede Fethullah Gülen cemaati mensuplarıyla tanıştığını, “Sana imkânlar sunarız” diyen cemaate ait evlerde 4 yıl boyunca kaldığını ve cemaati bu şekilde tanıdığını anlatıyordu.

Ankara’ya getirilerek savcılık tarafından şüpheli sıfatıyla ifadesi alınan Saçı, daha sonra serbest bırakılmıştı.

Erdoğan, soruları çalanların Fetullahçı olduğunu öğrenince, “aynı menzili maksuda gidiyoruz” diye düşünmüş olmalı ki dosyayı unutuluşa terk etti.

Oysa o gün o dosyanın gerekleri yerine getirilmiş olsaydı, 15 Temmuz darbecileri yıllar önce açığa çıkartılabilir, TSK’da yuvalanmış Fetullahçı çete mensupları temizlenebilirdi.

O yıl KPSS sorularının verildiği öğretmen adaylarının ikisinin eşi albay, 14’ünün eşi yarbay, 40’ının eşi binbaşı, 40’ının eşi yüzbaşı ve dördünün eşi üsteğmen rütbelerindeydi.

Bu subayların hepsi darbe kalkışmasında rol aldılar.

Bu suç o zaman örtbas edilmemiş olsaydı, çetenin TSK’daki uzantılarına ulaşmak son derece kolay olacaktı.

Üç yıl boyunca bu konuyu sordum, tınmadılar bile.

Bundan cesaret alan FETÖ’nün daha sonra tam 60 sınavda soruları çalarak, yandaşlarını devlet içindeki kadrolara yerleştirdiğini de hatırlayalım.

“KPSS soruşturmasını örtbas eden savcı yakalandı” haberini okuyunca, aklıma “KPSS soruşturmasını örtbas eden siyasetçinin” gelmesinin nedeni bu.

Siyasi nedenlerle soru hırsızları korunduğu için o yıllarda KPSS’yi kazanamayıp, işsiz kalan gençler, haklarını helal ederler mi, bilemiyorum tabii.

—————————–