OKSİJEN, t24.com.tr

Yürürken bile kaydır, dizi izle

Moliere’nin Kibarlık Budalası isimli oyunun kahramanlarından Mösyö Jourdain, oyunun bir sahnesinde hayatı boyunca kurduğu cümlelerin “nesir” olduğunu öğrendiğinde “aman Tanrım, 40 yıldır farkında olmadan nesir konuşuyormuşum” der.

Mizahi edebiyatın en çok bilinen hikayelerinden biri olmalı.

Instagram ve Tiktok neredeyse her akıllı telefonda kendisine bir yer edindiğinden beri zaman zaman Kibarlık Budalası’nın farklı versiyonlarını izlediğim zehabına kapılıyorum.

Mösyö Jourdain bir kere hep başrolde.

Oyunun bir diğer kahramanı Argan ise hemen yan masanızda oturuyor bile olabilir.

Molliere bu karakteri mizah için yaratmıştı; avuç avuç kimyasallar yutarak uzun yaşayacaklarını düşünen insanların gün gelip gerçek olacaklarını nereden bilebilirdi?

Geçenlerde katıldığım bir davette bir an kendimi Mösyö Jourdain gibi hissettim.

Meğerse “dik dizi” izlediğimi bilmeden, “dik dizi” izliyormuşum!

Kaç tane whatsapp grubuna üye olduğumu bilmiyorum. Birileri beni de gruplara sokuyor, sonra çık çıkabilirsen.

Ayıp olur endişesi, arkadaşlığa sığmaz düşüncesi derken hiçbirinden çıkamıyorum.

Ancak Türkiye’de yaşadığım ve “çevresine tehlikeli meslek mensubu” olduğum için bu gruplarda yazılıp, çizilenleri belli aralarla siliyorum. “Arkadaş arasındayız” diye olmadık şeyler yazıp çizenleri riske atmak istemediğim için!

Her whatsapp grubunda bir iki kişi var ki ne izleseler ne dinleseler bundan başkalarının yoksun kalmasına gönülleri razı olmuyor.

Onların sayesinde sosyal medyada çok vakit geçirmeme gerek kalmadan, sanal alemde neler dönüyor, bugünlerde nelere gülünüyor, hangi acayipliklere tanık olunuyor; takip edebiliyorum.

Laf aramızda komik bulduğum bazı videoları ben de sağa sola yönlendiriyorum; iyilik yap denize at düşüncesiyle!

Seyrettiğim ve başkalarına da yönlendirdiğim o videolardan bazıları meğerse “dikey dizi” imiş; bunu yeni öğrendim.

Eda Ece ile Sumru Yavrucuk’un oynadığı Yeni Nesil Aile dizisinin bazı bölümleri var ki her izlediğimde sanki ilk kez izliyormuşum gibi güldürüyor beni.

Her biri, iki dakikalık bölümlerden oluşan 58 bölümlük bu dizi, çocuklarını modern yöntemlerle yetiştirmek isteyen genç bir çift ile geleneksel yöntemlere inanan aile büyükleri arasındaki çelişkiden mizah üretiyor. Gelin – kaynana dinamiği de cabası!

Pelin Karahan, Erdal Özyağcılar, Nurseli İdiz ve Seçkin Özdemir’in oynadığı Düşes ise bugün (15 Mayıs) yayına giriyor. Tanıtımda izlediğim bölümde Karahan’ın, “ayakkabınla halıya basma” diyen annesine verdiği “bu ayakkabı değil, Chanel” yanıtını vermesine çok güldüm.

Yeni Nesil Aile dizisi, sadece Instagram’da 200 milyon görüntülenme, 24 milyon etkileşim, 650 binden fazla paylaşım almış. TikTok ve youtube yayınları ile izlenme sayısı 400 milyonun üzerine çıkıyor.

Dizileri üreten 2 Dakika Creative House’un kurucusu İlkin Kavukçu eski bir meslektaşım. CNN Türk’te başlamıştı, bir dönem Sky TV’de yaptığı haber programlarından da hatırlarsınız.

Dikey diziler aslında yeni bir icat değil.

Çin ve Güney Kore’den başlayıp, dünyaya yayılan bir konsept bu.

Özellikle Asya’da üretilenler daha çok yetişkinlere yönelik içerikleri ile öne çıkıyor.

Geçenlerde NY Times’da okuduğum bir haber Çin’de işlerin iyice ilerlediğini, artık dikey dizilerin yapay zekayla üretilmeye başlandığını anlatıyordu.

Senaryosundan tutun, yönetmenine ve oyuncusuna kadar her şeyiyle yapay zekâ ürünü bir dizi! Doğal olarak bu işten geçimini sağlayan oyuncular, senaristler ve yönetmenler isyan ediyorlardı.

Kavukçu’nun konsepti ise bunlardan ayrışıyor. Ece Yosmaoğlu’nun yazıp, Mustafa Kotan’ın yönettiği bu dizilerde aile komedileri öne çıkıyor.

Normal bir dizi ya da film çekiliyor gibi özenli ve pahalı prodüksiyonlar bunlar.

Aslına bakarsanız çok zor bir iş.

2 dakikalık bir bölümde her izleyiciyi telefon ekranında tutabilmek, hem gelişmekte olan bir olayı anlatmak hem de izleyiciyi bir sonraki bölüme hazırlamak gibi zor bir matematiği var.

Matematiğinin zorluğu ise büyük ölçüde izleyicinin “tahammülü” ile ilgili.

İzleyicinin cep telefonunda karşısına çıkan bir videoyu izlemeye devam edip etmeme kararını vermesi 1,5 ile 3 saniye arasında gerçekleşiyor.

2 dakikalık bir dikey dizi bölümünde izleyicinin ortalama ekranda kalma süresi 20 – 25 saniye civarında.

Elbette aritmetik ortalamadan söz ediyorum; bölümü sonuna kadar izleyen bir kişi ile birinci saniyede izlemekten vazgeçen bir kişinin ortalama ekran süresinin 2 dakikalık bir dizide 1 dakika olacağına dikkatinizi çekmek isterim.

Günümüzde normal bir sosyal medya kullanıcısının her gün 5 bin civarında bir içerik ile karşılaştığı tahmin ediliyor.

Türkiye’de günlük sosyal medya kullanımının 3 saate ulaştığını da belirteyim ki “5 bin” rakamı size çok hayali bir rakam gibi gelmesin!

Telefonlarında sosyal medya ve youtube üzerinden video izleyenlerin yüzde 94’ü dikey içerik izliyor.

3 milyar 300 milyon kişinin aktif olarak mobil video izlediği hesaplanıyor.

Küresel dikey video pazarı 2025 yılında 250 milyar dolar düzeyine ulaştı. 5 yıl sonra pazarın 500 milyar doları geçeceği hesaplanıyor.

İlkin Kavukçu’ya göre günümüzde ABD’den sonra en büyük dizi film ihracatçısı olan Türkiye için dikey diziler yeni bir fırsat penceresi açıyor.

Bu tür diziler genellikle kendilerine özel uygulamalar içinde yayınlanıyorlar.

2 Dakika CH’un dikey dizileri ise sadece youtube, TikTok ve Instagram üzerinden yayınlanıyor. Reklam geliri ile finanse ediliyor.

İngiltere’de bu tür dizileri yayınlayan FlickReels isimli uygulamanın verileri gösteriyor ki talep yön değiştiriyor.

İngiltere’de Amazon Prime’ın günlük izlenme süresi 21,47 dakika iken, FlickReels’inki 22,39 dakika.

Meksika’da da DramaBox, 27,9 dakika izlenirken, Disney + 22,5 dakika.

Netflix ise rekabeti aynı silaha başvurarak sürdürüyor. Platformun yeni mobil tasarımı, dikey gezinmeye daha fazla önem veriyor ve akıllı telefon kullanımıyla uyumlu hale getiriyor.

Netflix Ürün ve Teknoloji direktörü Elizabeth Stone, “yeni dikey video akışı ile her ruh haline ve ana uygun, giderek daha çok kişiselleştirilmiş deneyimler sunduklarını” söylüyor ve “bu sadece başlangıç” diyor.

Güney Kore’de faaliyet gösteren Y + X Entertainment’in kurucusu Vivian Yin dikey dizilerin geleceğini “artık mevcut dağıtım kanallarına değil, TikTok’a güveniyoruz. Algoritmaya güveniyoruz. TikTok’un etkisi, belki çoğumuzun fark ettiğinden daha önemli ve derin. Dikey, yeni sinematik dil. Genç nesil yürüyor ve kaydırıyor. İnsanların davranışları değişti, bu yüzden hikâye anlatımı da değişmeli” diye anlatıyor.

Küresel olarak hızla yayılan bu “mikro dramalar”, yayıncılar, içerik oluşturucular, telekom şirketleri ve reklamcılar açısından yepyeni bir ufuk açıyor gibi görünüyor.

Türkiye, televizyon dizisi ihracatında bazı raporlara göre ABD ve İngiltere’nin ardından üçüncü, bazı raporlara göre ABD’nin ardından ikinci sırada.

170’ten fazla ülkede Türk dizileri gösteriliyor, ihracat gelirinin 750 milyon dolara ulaştığı tahmin ediliyor.

Ancak sanırım artık bundan söz ederken “di’li geçmiş zaman” kullanmamız gerekecek.

Bir yandan RTÜK’ün abuk uygulamaları, diğer yandan kamu kaynaklarının sadece belli kanallara yönlendirilmesi nedeniyle Türk dizi sektörü ciddi bir sıkıntı yaşıyor.

Ekonomik kriz nedeniyle düşen reklam gelirlerinin bir de siyasi baskıyla belli kanallara yönlendirilmesi, dizi üreticilerinin gelirlerini düşürdüğü gibi birçok dizinin beş altı bölümü görmeden yayından kalkmasına neden oluyor.

Partizanlık ve nepotizm, devlet yönetiminde hangi sonuçları veriyorsa, bu sektör için de aynı sonucu doğuruyor.

Türkiye’nin yumuşak gücünü gösterebileceği bir alanda, deyim yerindeyse kendi ayağımıza sıkıyoruz.

————————————–