Telefon dolandırıcılığı kurbanları arasına İyi Parti Mersin Milletvekili Burhanettin Kocamaz da katıldı.
Kendilerini Mersin Emniyeti’nde Terörle Mücadele Şubesinde görevli polis memurları olarak tanıtan dolandırıcılar, Kocamaz’ın 10 kilo altınını ve nakit olarak da 2 milyon 375 bin lira, 68 bin dolar ve 1900 Euro’sunu aldılar.
Dolandırıcılar, İstanbul’daki bir takside para ve altınlar ile yakalanmışlar.
Ama herkes Kocamaz kadar şanslı değil tabii. Para gitti mi, gidiyor. Evini bile satıp, parasını dolandırıcılara kaptıranlar var.
“Sizleri telefonla arayarak kendilerini, polis, asker veya savcı olarak tanıtıp adınız veya banka hesabınız FETÖ / PDY vb. terör örgütü soruşturmasına karıştı diyerek sizden para, altın isteyen şahıslara inanmayın. Böyle bir durumda hemen 155 Polis İmdat ihbar hattını arayın.”
Cennet vatanımızda, cep telefonuna yukarıdaki mesajdan gelmemiş tek bir Allah’ın kulu kalmamış olduğunu tahmin etmek zor değil.
Emniyet Genel Müdürlüğü bu tür mesajlar için SMS ücreti ödemediği için, operatörler bunu faal her telefon hattına yollamış olmalılar.
Ayrıca televizyonlar, haber siteleri, gazeteler her gün bu tür dolandırıcılık haberleri yayınlıyorlar.
Buna rağmen bu dolandırıcılık türünün önü bir türlü alınamıyor.
Aslına bakarsanız başka bir ülkede yaşanması kolayca mümkün olmayacak bir dolandırıcılık yöntemi bu.
Ve nedeni Türklerin kolayca kandırılacak kadar saf olmaları değil.
Birileri cep telefonunuzdan sizi arıyor, adınızı biliyor, hangi bankada hesabınız olduğu ile ilgili bilgisi var ve biraz da oyunculuk yeteneği varsa karşısındakini kolayca ikna edip, bankadaki parasının “soruşturma bitene kadar” falanca hesaba gönderilmesini sağlayabiliyor.
“Türkiye’den başka bir yerde olmaz” diye iddialı bir söz söylemiş olmamın nedeni Türkiye’de yaşıyor olmam!
Çünkü böyle bir dolandırıcılık için kişisel verilerinizin birtakım çetelerin eline geçmiş olması lazım.
Bu da yetmez, kişisel verileriniz ile telefonunuzu eşleştirebilecek bilgiye sahip olmaları da gerekiyor.
Bu da yetmez, bankadaki hesabınızı da biliyor olması lazım.
Bunların hepsinin bilinebilmesi ancak bizim memlekette olur çünkü bizim memlekette kargocu çocuk bile vatandaşlık numaranızı isteyebilir, siz de gönül huzuru içinde verebilirsiniz.
Devletimizin kişisel verilerimizin korunması konusundaki beceriksizliği bu dolandırıcılık türü için uygun bir iklim yaratıyor.
Ancak bu dolandırıcılığın hâlâ yürütülebiliyor olmasını sağlayan esasen en önemli kurum Türkiye’nin adalet sistemi.
Bu dolandırıcılığı deyim yerindeyse “endemik” yapan katalizör bu.
Çünkü Türkler biliyorlar ki isimleri gerçekten herhangi bir nedenle böyle bir soruşturmaya karışırsa dertlerini anlatacak kimseyi bulamazlar.
Ve yine Türkler bilirler ki isimlerinin böyle bir soruşturmaya karıştırılması için hiç tanımadıkları ve “adı savcıda gizli” birisinin ihbarı bile yeterlidir.
Polis hemen göz altına alır, savcı delil toplamaya filan gerek görmeden tutuklama ister, hâkim tutuklama evrakını bile okumaya gerek duymadan tutuklama kararını yapıştırıverir.
Bu en basitinden iki ay sorgusuz sualsiz hapiste kalacağınız anlamına gelir, o da şansınız yaver giderse.
Ekrem İmamoğlu’na açılan casusluk davasına bakın: İddianame diye bir şey ortada kalmamış ama “sanıklar” tutuklu yargılanmaya devam ediliyor.
Müdebbir her Türk bunu bilir; başını devlet ile belaya sokmak istemez, bu yüzden dolandırıcılara kolay av olur.
Onun için de cep telefonlarına istediğiniz kadar uyarı mesajı gönderin, kendisini polis ya da jandarma diye tanıtıp, “terör örgütü hesaplarınızı ele geçirdi” dediğinizde her Türkün yüzü sararır, eli ayağına dolanır.
Adalet sistemine güvenin yerlerde sürünüyor olması, bu dolandırıcılığın temel nedenidir.
————————————-
