Recep Tayyip Erdoğan’ın bir daha seçilememe korkusunu yenebilmesi için CHP’nin başına tayin edilen Kemal Kılıçdaroğlu’nun televizyonda gazetecilerin sorularını yanıtlarken halini tek kelimeyle tanımla deseler, “acıklı” derdim.
Belli ki parasını kimin ödediğini hâlâ açıklamadığı “özel ofisinde” pusuda beklerken sürekli ahaber, tgrt filan seyretmekten dumura uğramış.
Bir yandan “butlan kararının verileceğinden haberim yoktu” diyor, diğer yandan “mahkeme kararında kayyım yazarsa kabul etmeyeceğimi söyledim” diyor.
Belli ki ruh durumu biraz karışık.
Bana eski bir halk deyişini hatırlattı; terbiye seviyesini bir tık yükselterek yazayım: İnsanoğlu gariptir her lafı kaldırmaz, inek dersin kızar da sağarsın aldırmaz!
Kayyım denilmesine kızıyor ama o görevi yerine getirmek için CHP’ye tayin edilmeye itirazı yok!
Tabii insan şunu da merak ediyor haliyle: “Mahkeme kararında kayyım yazarsa kabul etmem” sözünü kime söyledi?
Saray’dan kendisine gelen aracılara mı?
Savcıya mı, hâkime mi?
Keşke onu da söyleseydi, Türkiye’de yargının ne kadar bağımsız olduğunu bir kez daha idrak etmiş olurduk.
Tabii kararı veren hâkim de ilginç bir karakter.
Hukuka uyarak bir karar verdiğini düşünmemizi istiyor ama diğer yandan “partinin başına tayin edeceği” isimle oturup pazarlık yapıyor: Öyle mi desem, böyle mi desem!
Adalet Bakanlığı bu konuyu açıklamalı diye düşünüyorum. Kılıçdaroğlu doğru mu söylüyor, hâkimle pazarlık mı yaptı? Yoksa yalan mı söylüyor bu konuda?
Hakkındaki “13 seçim kaybetti” eleştirilerine verdiği yanıt da siyasi mizah örneği: “Hiçbir zaman 13 seçim kaybedilmedi. Aralarında referandumlar da var.”
Kılıaçdaroğlu’nun genel başkan olduğu dönemde iki kere referandum yapıldı.
Bu konuda övgü mü bekliyor, anlayamadım: “Tebrikler sadece 11 seçim kaybettiniz” diye.
Kaybettiği ikinci referandumda oylama sürerken, YSK’nın çok açık kanun hükmünü yok saymasına sesini çıkarmadığı gibi sandık görevlilerine talimat verip “mühürsüz kaç oyun geçerli sayıldığını” tespit ettirmeye gerek görmediğini de belirteyim.
Ekrem İmamoğlu ve İBB çalışanları ile bazı ilçe belediye başkanlarının yargılandığı davayla ilgili “arınma” çağrısı yaparken, iddianameyi okumadığını da söylüyor.
İddianameyi okumamış çünkü “hukukçu değilim” diyor.
Bilmesek inanabilirdik ama Hesap Uzmanlığına giriş sınavını kazanmak için ciddi bir hukuk sınavından da geçmek gerekiyor.
Anayasa Hukuku, İdare Hukuku gibi dallardan tutun da İcra İflas Hukukuna, Ticaret ve Borçlar Hukukuna kadar bir dizi hukuk alanından sınava girip, geçer not alan birisinin okuduğu iddianameyi en azından anlayabilecek kadar hukuk bilgisine sahip olduğunu varsaymalıyız aslında.
Ama belli ki işine gelmemiş, “okudum” dese bu kez onunla ilgili soruları yanıtlayamayacak çünkü.
İddianameyi okumayı bir kenara bıraktım, belli ki dava ile ilgili bütün bilgileri de Saray medyasından almış.
Oysa çevresindeki tiplerden birisini duruşmaları izlemek için görevlendirse, o iddianamenin duruşmalarda nasıl bir paramparça edildiğini de kolayca öğrenebilirdi.
Kılıçdaroğlu, dokunulmazlıkların kaldırılarak Kürt politikacıların hapse girmesinden de pişman değilmiş.
Bunu yaparak “kutuplaşmayı önlediğini” söylüyor.
Oysa yaptığı şey Erdoğan’ın, Selahattin Demirtaş’tan intikam almasının yolunu açmaktı.
Önümüzdeki Kasım ayının başında Demirtaş ve Figen Yüksekdağ bu nedenle hapse gireli 10 yıl olacak!
Çıplak arama iddiasıyla ilgili soruyu dinlerken tebessüm etmesi ise bunların hepsinin üzerine tüy diken acıklı bir görüntüydü.
Pişkinliğin bu kadarına ne demek gerekir, bilemiyorum.
—————————-
Didim’den çıkan ders!
Kılçdaroğlu’nun televizyondaki perişan halini izlediğimin ertesi günü Didim’e gittim.
Didim Belediyesi ile Livaneli Vakfı’nın düzenlediği Akdeniz Edebiyat Günleri panellerini izlemek için.
Etkinliğin açılışı ünlü Apollon Tapınağında yapıldı.
“Teodarakis’in sesi” olarak tanınan Betty Harlafti’nin Ferhat Livaneli Orkestrası eşliğinde küçük bir konser de verdiği açılışta Didim Belediye Başkanı Hatice Gençay da bir konuşma yaptı.
Gençay, konuşmasının sonunda “CHP’nin seçilmiş Genel Başkanı Özgür Özel’in Didim’e gönderdiği mesajını” da okudu.
Her partiden insanların bulunduğu o etkinlik alanından yükselen kitlesel alkış, Kılıçdaroğlu ve takım arkadaşlarını gelecekte neyin beklediğini gösteren bir işaretti diye düşündüm.
Etkinliğin konuşmacıları arasında yer alan Murat Karayalçın’a her yaştan ve kesimden vatandaşın gösterdiği saygıyı izlerken de Kılaçdaroğlu adına değil ama Kılaçdaroğlu’nun çocukları ve varsa torunları adına üzüldüm.
İnsan bunu kendisine niye yapar, çözemedim.
————————–
Yok kanun, yaz iddianame!
Enver Paşa’nın “yok kanun, yap kanun” sözünü, günümüze böyle uyarladım.
Bu söz, kanunların hukuk öyle gerektirdiği için değil, günlük siyasetin ihtiyaçlarını karşılamak için çıkarıldığı bir devrin özeti gibidir.
Türkiye’nin artık bir Savcı Cumhuriyeti’ne dönüştüğünün her gün bir başka örneğini görüyoruz.
Geçtiğimiz hafta sonu “CHP’li belediye silkeleme” operasyonlarında sıra İstanbul Adalar Belediyesi’ne gelmişti.
Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığı’ndan yapılan açıklamaya göre; “Adalar Belediye Başkanı Ali Ercan Akpolat, Belediye Başkan Yardımcıları Hüseyin Yılmaz ve Fırat Durak ile bazı birim amirleri ve personelin, doğal ve arkeolojik sit alanı statüsündeki bölgede usulsüz işlemlere imza attıkları yönündeki ihbarlar üzerine” soruşturma başlatıldı.
Soruşturma dosyasındaki detaylara göre, “şüphelilerin tarihi eser statüsündeki yapılara yapılan esaslı müdahalelere, rüşvet karşılığında ‘basit onarım’ adı altında izin verdikleri” iddia ediliyor.
Bilmiyorum Savcılık bununla ilgilenir mi ama bildiğimiz kadarıyla İstanbul Adaları “karma SİT” tabir edilen bir alan.
Yani Adalar’ın bir bölümü “doğal SİT alanı” kabul edilen ormanlık alan.
Buralara ilçe belediyesi değil, İBB bile karışamıyor; söz Orman idaresinde.
Nitekim Orman Bakanlığı izin vermediği için İBB, Adalar’daki doğal gaz hatlarını döşeyemedi.
Adalar’da orman olmayan, yani üzerinde bina bulunan yerler ise “kentsel SİT” alanı.
Kentsel SİT alanı ile Arkeolojik SİT alanı birbirinden faklıdır, Adalar’da savcılığın iddia ettiği gibi bir Arkeolojik SİT alanı yok.
Kentsel SİT alanlarında yapılaşma yasağı olmaz.
Yapılaşma izni verilir ama bir tek şartla: Yeni yapılacak binalar, bölgenin mimari özelliklerini taşımalıdır.
Bina “tarihi eser olarak tescilli” değilse tamir ve onarım izni verme yetkisi İlçe Belediyesine aittir.
Yani rüşvet vardır, yoktur bilemem ama Belediye “tamir ve onarım izni” verdiyse, yetkisini kullanmış demektir.
Savcılığın gözaltına aldırdığı isimler arasında biri 70 diğeri 80 yaşında iki kız kardeş de var.
“Suçları” evlerine tadilat ruhsatı almak.
Bu bir suç olmadığına göre bu iki yaşlı insanın kötü koşullarda nezarette tutulmasındaki amaç “etkin pişmanlık ifadesi” almak mıdır?
———————————
