Adalet Bakanı Akın Gürlek bazen insanın içine su serpen açıklamalar yapıyor.
Mesela en son olarak Muhsin Yazıcıoğlu’nun helikopter kazasında ölümüyle ilgili dosyanın yeniden açılması vesilesiyle “şunu özellikle belirtmek isterim: Soruşturmanın ucu nereye uzanırsa uzanırsın, devletimiz hukuk içinde sonuna kadar gidecektir” dedi.
Tabii biz Türkler böyle açıklamalarda “sonuna kadar gidilecek” sözlerinin tutulduğunu gayet iyi biliriz.
Hele o “hukuk içinde” ayrıntısı yok mu? Duyduğumda, duygularımın dolup, taşmasına engel olamıyorum diyeyim de anlayın bendeki etkisini!
Hukuk içinde sonuna kadar gidilecek! Nokta!
Hatta diyebilirim ki Türk kamu yönetimi ve siyasi iktidarlar için bu olmaz ise olmaz bir düsturdur.
Bir de Latince yapıştırayım ki devlet büyüklerimize yakışacak havalı bir ifade olsun: Sine qua non! Olmazsa olmaz!
Hatırlar mısınız, Sinan Ateş cinayetinde, KPSS hırsızlığında, depremde un ufak olan binaların müteahhitleri ve göz yuman belediye görevlileri hakkında ve şimdi aklıma gelmeyen başka her konuda büyüklerimiz bu sözleri verdiler.
Sadece “son” adı verdikleri menzilin olması gereken yer konusunda aramızda bir uyumsuzluktan söz edebiliriz, hepsi bu kadar.
Sanırım “sonuna kadar gidilecek” yerin neresi olduğunu tanımlama farkından kaynaklanan bir durum!
Ahbap Derneği ile ilgili yasal takibat başladığında da Adalet Bakanı Akın Bey, “bağışçıların güvenliğini koruma hassasiyetinin somut bir yansıması olarak konunun daha geniş bir çerçevede ele alınması gerektiğini” söylemişti.
“Çerçevenin genişlemesi” önemli bir metafor!
Yani soruşturmanın sonunda “sorumlular aile fotoğrafı” çekilecek olsa, o fotoğrafta olması gereken herkes o fotoğrafın içinde yer alacak anlamına geliyor.
Ama dedim ya bazen biz vatandaşlar, devlet büyüklerimizin söylediklerini tam anlamayabiliyoruz.
Bu durum salak olduğumuz için değil, onların “herkes” tanımıyla, bizlerin “herkes” tanımının farklı olmasından kaynaklanıyor.
Ahbap Derneği soruşturmasında da sanırım böyle bir durum var.
Daha ilk günden Haluk Levent’in bazı ifadeleri tutanağa geçirilmedi; bazı siyasilerden söz ediyor diye!
İddiaya göre savcılar “sorduğumuz soruyla alakası yok” demişler, tutanağa geçirmemişler, bunun üzerine Levent de cevap vermeme hakkını kullanmış filan.
Savcıların böyle bir hakkının olduğunu bilmiyordum. Savcı sorar, sanık yanıt verir, savcı yanıtı yeterli bulmaz ise başka sorularla istediği yanıtı almaya çabalar, hepsini tutanağa bağlar, alakalı mıdır, alakasız mıdır hâkim karar verir.
Soruşturmada tutuklanan kişilerden biri derneğin yeminli mali müşaviri.
Dernek hesaplarında usulsüzlük iddiaları ile ilgili olarak tutuklandı.
Bu dernek “kamu yararına çalışan dernek” statüsünde olmadığı için aslında yeminli mali müşavir ya da bağımsız denetleyici kurum ile çalışmak zorunda değil ama bu bizi ilgilendirmez.
Derneğin hesaplarını denetlemekle görevli olan Denetim Kurulu var ve bunlar yılda en az bir kere bunu denetlemiş olmalılar.
Ancak denetim sorumluluğu böyle bitmiyor.
İçişleri Bakanlığı’na gönderilen yıllık raporları, denetleyen bir bakanlık görevlisi olmalıydı.
Bu denetimlerin yapılıp yapılmadığını bilmiyoruz.
Kanuna göre bakanlık bir “risk değerlendirmesi” yapmalıydı. Bu risk değerlendirmesine göre denetlemek için üç yıl bekleyip, beklememeye karar verebilirdi.
Bunca yardım ve şartsız bağış toplayan böyle bir dernek hakkındaki “risk değerlendirmesini” kim yaptı?
MASAK, böyle yoğun bir para giriş çıkışı yaşandığını nasıl olup da fark etmedi?
Soruşturmanın ilk evresinde “sivil” kişiler tutuklandılar.
Ancak bu süreçte herhangi bir kamu görevlisi hakkında “soruşturma izni” istendiğini de duymadık.
E hani “mesele geniş bir çerçevede” ele alınacaktı?
Kamu görevlileri sıkıştırılırsa, ucu siyasete gider diye mi tereddüt hasıl oldu?
Buna ihtimal vermek istemem doğrusu.
Ben büyüklerin verdikleri söze bakarım: Hukuk içinde kalınarak sonuna kadar gidilecek!
Bu sözün tutulup, tutulmayacağını denetlemek de benim görevim sayılır, görevini ihmal eden birisi olmak istemeyeceğim için takip edeceğim.
Darılma, gücenme yok, baştan söyleyeyim.
———————————
