Mehmet Yakup Yılmaz Body Wrapper

“Renksiz kampanya” mı dediniz?

“Renksiz kampanya” mı dediniz?

Cumhurbaşkanı adayı Kemal Kılıçdaroğlu’nun seçim kampanyası “renksiz” olacak.

CHP’de konuyla ilgili yetkililerin açıklamasına göre “renksiz kampanya”, kararı verilmesinin nedeni Kahramanmaraş merkezli ikiz deprem.

Diken’in kulis haberine göre kararsız seçmenin hedefleneceği bu kampanyada “tarafsızlık” vurgusu öne çıkarılacak.

Habere göre mitingler ikinci planda olacak, vatandaşlarla yakın temas tercih edilecekmiş.

Millet İttifakı üyesi altı partinin liderleri, miting düzenlenecek kentlerin sosyolojisine göre Kemal Kılıçdaroğlu ile birlikte, düzenlenecek “az sayıda” mitingle seçmenin karşısına çıkacakmış.

Kampanyanın “renksiz” olmasına kim, nasıl karar verdi bilmiyorum ama doğru bir karar olmadığını söyleyebilirim.

Birincisi “renkli mitingler”, depremden zarar gören, yakınlarını kaybeden, kalıcı sakatlıklarla malul olan vatandaşlarımızın acılarını yaşamamıza, hissetmemize neden engel olsun?

Çünkü her şeyden önce, miting adını verdiğimiz siyasal propaganda aracı bir eğlence biçimi değil.

Miting, seçmenden oy isteyen adayın ya da partinin ismi etrafında bir heyecan dalgası yaratmayı hedefler.

Bu heyecanın miting meydanlarından dalga dalga sokaklara, evlere ve nihayet kentlere, bütün ülkeye yayılması hedeflenir ki seçim saatine kadar seçmen diri kalsın, seçimde oy kullanacağı anı iple çeksin ve sabah da ilk iş koşup, oyunu kullansın.

Meydanları, sokakları donatacak bayraklar, kent halkının afişlerle, gezici propaganda birimleriyle miting alanına çağrılması, marşlar, şarkılar, sloganlar, izleyicilere dağıtılacak pankartlar vs. ihtiyaç duyulan bu heyecanı yaratmak için kullanılır.

Böyle bir heyecanı seçmenine geçiremeyen lideri ya da partiyi bekleyen şey hüsrandır.

Öte yandan bizim siyasal geleneğimizde seçim öncesi kentlerde, kasabalarda düzenlenen mitinglerin tek izleyicileri de zaten oy vermeye kararlı kitleler değildir.

Başka partilere oy vermeyi düşünen ya da henüz kararını verememiş seçmenler de bu mitinglerin izleyicisi olurlar.

Kimisi merak duygusuyla, kimisi kente gelmiş tanınmış bir kişiyi görme saikiyle, bazısı kentteki heyecanın bir parçası olma içgüdüsüyle miting alanında yerini alır.

Ve bu yolla etkilenecek seçmen sayısı, sanılanın her zaman çok üzerinde olur.

En azından liderin mesajının miting meydanından çıkıp, farklı kitlelere yayılmasını sağlar.

Türkiye’de yaygın olarak miting yapmadan seçim kazanılmaz, bunu bilirim, bunu söylerim.

Nitekim geçmiş seçimlerde Erdoğan tüm ülkeyi karış karış gezerken rakiplerinin örgütsel yetersizlikler ya da miting alanını dolduramamak endişesiyle miting yapmaktan vazgeçmesi, seçimlerin kaybında rol oynadı, bunu da akılda tutmakta yarar var.

Öte yandan mitingler ve benzeri etkinlikler, parti örgütlerinin diri tutulmasına da hizmet eder.

Tansiyonu yükseltici bir etki yaratır, örgütün lidere ve kazanabileceğine olan inancını arttırır.

Sokaklarda, pazar yerlerinde, halkın kalabalık olduğu çarşılarda dolaşmak, vatandaşla işyerlerinde, evlerde birebir temas kurabilmek de kuşkusuz ki çok etkili bir yöntem ancak bu asıl mesajın verileceği mitingler ile birlikte yürütülürse işe yarar.

Seçmen elbette liderin elini sıkmaktan hoşlanır ancak bu kararını vermesine ya da kararını kesinleştirmesine yetmez.

Asıl olan liderin ya da partinin halka ne vaat ettiğidir ki onu da duyabileceği yer mitinglerdir.

AKP iktidarının medyanın önemli bölümünü kontrol ettiğini de hesaba katarsanız, projelerinizi, vaatlerinizi birinci elden duyurabileceğiniz siyasal propaganda etkinliklerinin başında mitingler gelir.

Sosyal medyanın sağladığı iletişim avantajlarını elbette yok saymıyorum ancak unutmayalım ki algoritmalar nedeniyle sosyal medya iletişimi, yankı odalarına dönüştü.

Deyim yerindeyse bununla ulaşılabilecek kitle “sen, ben, bizim oğlan” olabilir.

Testi kırılmadan önce hatırlatayım.

Hiçbir seçim, Ankara’da masa başında kazanılmaz.

————————–