Mehmet Yakup Yılmaz Body Wrapper

Açıklama, bir şeyi değiştirmiyor!

BAŞBAKAN Recep Tayip Erdoğan’ın, Kopenhag’da yaptığı açıklamayı gazetelerde okurken şöyle düşünmüştüm: Umarım Başbakan bu konuşmasının ‘amacını aştığını’ açıklar ve durduk yere yeni bir ‘değiştim-değişmedin’ tartışmasının başlamasına yol açmaz.

Başbakan’ın sözleri gazetelere şöyle yansımıştı: ‘Mahkemenin de bu konuda (türban) söz söylemeye hakkı yoktur. Söz söyleme hakkı din ulemasınındır. Dinde bunun yeri varsa, saygı duymak zorundasınız. Ben de diyorum ki bunun dinde yeri vardır.’

Başbakanlık Sözcüsü Akif Beki dün beklediğim açıklamayı yaptı. ‘Başbakan’ın sözleri yanlış aksettirildi’ dedi.

Beki’ye göre Başbakan şunu söylemişti: Başörtüsü yasağı ile ilgili uygulama söz konusu olduğunda İslam dini bilginlerinden görüş istemeden oluşturulacak kanaat ve görüşler eksik kalacaktır. Uygulamanın muhatabı olan bireylerin dini inanç ve değerlerinin de bu düzenlemeler yapılırken dikkate alınması hukuk felsefesinin bir gereğidir.

Başbakan adına yapılan bu açıklama da yine asıl sorunu düzeltmeye yetmiyor diye düşünüyorum.

Mahkeme, yürürlükteki anayasal düzenimize atıfta bulunarak kararını verdi.

Laik hukuk düzeninin geçerli olduğu bir ülkede, mahkeme kararları verilirken dikkate alınması gereken tek şey de zaten budur: Yürürlükteki Anayasa ve yasalar!

Mahkeme kararlarını verirken, bu düzeni yok sayarak, ‘dini alimlerden de bilirkişi görüşü almak suretiyle’ hareket ederse, bu başka bir tür mahkeme olur.

Dini inançlar, toplumsal yaşamın yasal çerçevesi çizilirken ‘önemli ve tek’ belirleyici olursa bu düzenin adına ‘laik’ düzen denemez.

Bunun adı şeriat düzenidir ve mesela İran’da, tam da Başbakan’ın istediği gibi yasalar bu tür bir din alimleri heyetinden görüşler alınarak hazırlanıyor.

Sigara yasağı hayat kurtarıyor

DÜNYANIN neredeyse bütün medeni memleketlerinde uygulanan bir yasak var: Lokanta, bar, kahvehane, pub gibi yerlerde sigara içme yasağı!

Bizde de yasalara bakarsanız ‘kamuya açık yerlerde sigara içmek yasak’ ama dinleyen kim?

Kamu görevlileri, işlerini ihmal ettiklerinden bu tür yerlerde sigara içmeyenler için özel bölümler dahi ayrılmıyor.

Sigarayı bırakmış olsanız da, hiç içmemiş olsanız da pasif içici olarak bütün dumanı içinize çekiyorsunuz.

Bu tür yerlerde sigara içme yasağı uygulanmasının sağlık için ne kadar önemli olduğunu gösteren bir haber dün Hürriyet yazı işlerine geldi.

ABD’nin Colorado eyaletinde gerçekleştirilen bir çalışma bar ve lokantalarda uygulanan sigara içme yasağının, kalp krizi vakalarının sayısında azalmayı sağladığını kanıtladı. Yasak uygulanmasından sonraki 18 aylık süre içinde kalp krizi vakalarında yüzde 27’lik bir azalma var!

Sigara içme yasağının uygulandığı Pueblo bölgesinin civarında, sigara içme yasağının uygulanmadığı yerlerdeki kalp krizi vakalarında hiçbir azalma gözlenmedi.

AKP’li belediyeler, içki yasağı ile uğraşacaklarına, bu soruna biraz eğilseler aynı olumlu sonuçların ülkemizde de ortaya çıkacağını göreceğiz.

İstanbul trafiğini yöneten bir kişi var mı?

DÜN gazeteye gelirken Maslak’taki Park Orman’dan, Işık Lisesi’ne kadar olan, en fazla iki kilometrelik yolu yaklaşık 30 dakikada geçebildim.

Işık Lisesi’nin karşısındaki Boyner mağazasının önünde bir otobüs ile bir minibüs birbirlerine ‘dokunmuşlar’ ve yolun tek şeride inmesine neden olmuşlardı.

Ortada ciddi bir maddi hasar da görünmüyordu ama belli ki ‘kaza raporunu tutacak trafik ekibi’nin gelmesindeki gecikme trafiğin tamamen kilitlenmesine yol açmıştı.

Benzeri bir hafif hasarlı kaza da iki gün önce TEM üzerinde oldu. Akşam iş çıkışına rastlayan saatlerde, yolun bir buçuk şeridinin kapanması, Fatih Sultan Mehmet Köprüsü’ne giden yolda en az on kilometrelik bir araç kuyruğu yarattı. O yolu geçebilmem de yaklaşık 45 dakika sürdü.

Ben genellikle sabah işe, akşam eve giderken trafiğe çıkıyorum. Günün diğer saatlerinde de benzer sorunlar yaşandığını her gün arkadaşlarımdan dinlemeye alıştım.

Sorunun temeli öyle görünüyor ki ‘kaza raporu tutacak trafik ekibinin’ olay yerine geç gelmesinde yatıyor. Belli ki bu tür ekiplerin sayısı çok az ve ekipler her kazaya erken müdahale edemiyorlar.

İstanbul trafiğini yöneten kişiler, bu ekiplerin sayısını arttıramıyorlar mı?

Benzeri kazalara yurtdışında da rastlıyorum. Sürücüler birbirlerine telefonlarını ve sigorta numaralarını verip otomobillerini çekiyorlar ve yolun tıkanmasına meydan vermiyorlar.

Belki de sorun ‘sigorta mevzuatımızdan’ kaynaklanıyor. Böyle bir sorunu yerinde tespit edip, İçişleri Bakanlığı’nın bir yasa değişikliği için girişimlerde bulunmasını sağlaması gerekenler de İstanbul’un trafiğini yönetenler değil midir?