Mehmet Yakup Yılmaz Body Wrapper

Ağlayan bir çift göz bıraktın arkanda

ÇAĞAN Irmak’ın yeni vizyona giren filmi Issız Adam’dan çıkarken, dilime takılmış bir şarkının nakaratını tekrarlamadan duramadım.

Ayla Dikmen’in eski bir şarkısı, Irmak’ın filmi sayesinde yeniden hayatıma girdi ve eminim ki bu eski güzel şarkıyı önümüzdeki aylar boyunca birçok yerde dinleyeceksiniz.

Yarım kalmış bir aşkın ardından gözyaşı dökenler için söylenmiş bir şarkı. Beynimin içinde yankılanıp duran nakarat bölümü şöyle:

“Dilerim ki mutlu ol sevgilim / Ben olmasam bile hayat gülsün sana / Günahın boynumda / Ağlayan bir çift göz bıraktın arkanda.”

“Kendini ve hayatı tükettiğine inanan” orta yaşlardaki bir erkek ile genç bir kızın aşkını anlatıyor film.

Sıradan bir aşk filmi olmaya son derece yatkın bir konuyu böyle şurup gibi bir film haline getirdiği için Çağan Irmak’ı kutlamam gerek.

Ve içi gülen şahane gözleriyle zarif bir oyun çıkaran Melis Birkan’ı da unutmamalıyım.

Filmin hikáyesini burada anlatıp, seyretme zevkinizi mahvetmek istemem elbette.

Ama şunu söyleyebilirim:

Aşk, insanı “uyandıran” ve yaşadığını fark etmesini sağlayan bir durum!

Kendi yaşamının sahibi olamamış ve günlük zevkler peşinde hayatını hızla tüketen filmin erkek kahramanında da bu etkiyi yaratıyor.

Issızlığın ortasında bir gün uyanıveriyor ve bu durum onu kaçınılmaz olarak korkutuyor.

O ana kadar varlığını bilmediği bu duygunun yarattığı korku, benliğini kavuruyor.

Bilemediği şey ise aşktan kaçamayacağı!

Evet, böyle bir durum var insanoğlunun hayatında.

Kaçmaya çalıştıkça derinleşen bir duygu bu.

Fiziksel olarak kaçabilirsiniz belki, ama duyduğunuz her şarkıda, birlikte gezindiğiniz her yerden geçerken, hayatta güzel herhangi bir şeyle karşılaştığınızda kendisini bir burun sızısı olarak hissettirecek bir şey.

Bu hafta sonu bir fırsat bulup Issız Adam’ı seyretmenizi öneririm.

Filmden ağlayarak çıkmaya da korkmayın. Erkekler ağlamaz derler ama gözünden sessiz yaşlar boşalan bir erkeğin, her kadının içinde bir şeyleri harekete geçirebileceğini unutmayın.

Ağlamayı bilmek, aşkı da bilmek demektir çünkü.

Aşkın gücü bu olsa gerek

SÖZ Çağan Irmak’ın aşk filminden açılmışken sizlere Türk gazetelerinde okuyamayacağınız bir haber vereyim:

Rusya’nın Astrakhan bölgesinde küçük bir kentte yaşayan Viçeslav Grigoryev, geçtiğimiz şubat ayında nehirde cesedi bulunan Yuri Kamagin’in ölümünden sorumlu tutuluyordu.

Ancak delil yetersizliği nedeniyle tutuklanamamıştı.

27 yaşındaki güzel polis dedektifi Regina Park, olayı soruşturmuş, ama bir kanıta ulaşamamıştı.

Geçtiğimiz günlerde katil zanlısı Grigoryev, polis merkezine geldi, Park’ın önünde dizlerinin üzerine çöktü ve iki şeyi itiraf etti:

Regina Park’a áşık olmuştu ve cinayeti kendisinin işlediğini söylüyordu!

Bu haberi bir toplantı için geldiğim Moskova’da yayımlanan bir İngilizce gazetede okudum.

Oturmakta olduğum kafede, gazeteden başımı kaldırdım ve sarı saçlarını sallayarak etrafta dolaşan ve soğuk havaya hiç aldırmayan kızlara şöyle bir bakınca Grigoryev’in başını nasıl birisinin yakmış olabileceğini daha iyi anladım!

“İşte aşkın gücü, insana en olmadık şeyi bile yaptırabiliyor” diye düşündüm.

Başbakan acaba Moskovalı mı?

MOSKOVA’da dünyanın dört bir yanından gelmiş dergi yayıncıları ile konuşurken içimi derin bir sıkıntının kapladığını fark ettim.

Herkes ekonomik krizden bahsediyor!

Eskiden bu tür toplantılarda hep yeni projelerden söz edilirdi, baktım şimdi “biraz bekleyip görelim” havasındalar.

Ama herkes de böyle sanmayın!

Gazetedeki fotoğrafından anlaşıldığı kadarıyla bir film yıldızına benzeyen gazeteci Darya Çernişova da Moskova sokaklarında “ekonomik krizin nabzını” tutmuş.

İzlenimi şu ki Moskovalıların önemli bölümü bu krizin “kendi problemleri olmadığını” düşünüyormuş!

Evet, düşen petrol ve hammadde fiyatları bu ülke için önemli bir gelir kaybına neden olmuş, işsizlik artma eğilimine girmiş. Ama geçmişte bankaların çoğunun bir gecede battığına tanık olmuş ve beş parasız o krizi yaşamış olanlar, şimdi bu krizin sadece “bankacıları” ilgilendirdiğini düşünüyorlarmış.

Bana hiç yabancı gelmedi bu durum.

Çernişova ile sokaklarda karşılaşsaydım şöyle derdim: “Bizim Başbakan da aynen Ruslar gibi, krizin kendi problemi olmadığını düşünüyor!”