Mehmet Yakup Yılmaz Body Wrapper

Alın verin, ABD’ye can verin!

OBAMA yönetimi, Türkiye’ye 12 milyar liralık Patriyot füzesavar sistemlerini satabileceğini açıkladı.

İş bu noktaya kadar geldiğine göre, konu Türkiye ile ABD arasında müzakere edilmiş demektir.

Bu satış gerçekleşirse Türkiye, ABD’nin en büyük silah müşterilerinden biri konumuna geri dönüyor.

Bizde silahlanma ile ilgili harcamaların kamuoyunda tartışılması pek alışıldık bir şey değil.

Milyarlarca dolarlık silah ya da savunma sistemi alınıyor, kamuoyunun bundan haberi ancak her şey bittikten sonra oluyor.

Türkiye gibi kıt kaynaklarını iyi kullanmak zorunda olan bir ülke için tuhaf bir durum.

Füzeler Türkiye-İran sınırına yerleştirilecekmiş.

Bu durumda şöyle düşünmek gerek: Türkiye’nin en önemli güvenlik sorunu İran ile olmalı. 1639 yılındaki Kasr-ı Şirin Anlaşması’ndan beri hiç değişmeyen bir sınırda tehlike var demek ki!

Yani Türkiye, İran’dan bir füze saldırısı ihtimaline karşı 12 milyar lirasını eğitimden, sağlıktan vs. kesecek ve füze savunma sistemi alacak.

Ama hükümetin İran politikasına bakınca böyle bir tehlikenin olduğunu düşünmemiz için bir sebep de yok!

ABD ve İsrail başta olmak üzere Batı dünyası İran’ın nükleer silah geliştirmek üzere olduğuna inanıyor ve ambargolarla, tehditlerle İran’ı bundan vazgeçirmeye çalışıyor.

Türkiye ise İran’ın böyle bir niyeti olduğunu düşünmediği gibi, İran’ın barışçı amaçlarla nükleer deneyler yapmasına ve santrallar kurmasına karşı da değil.

Bir tuhaflık var gibi görünmüyor mu?

Hükümet hem İran’ın barış için bir tehlike oluşturmadığını düşünüyor hem de kendisini İran’dan korumak için füze savunma sistemine milyarlar yatırmak üzere.

Ya da Türkiye’nin parası o kadar çok ki krizin ABD hazinesinde açtığı deliklerin bir bölümünü tıkamak için dost elini uzatıyor.

Alıyor, veriyor, ABD ekonomisine can veriyor!

 

Helikopterden arsa seçmek!

 

BAŞBAKAN Recep Tayyip Erdoğan, helikopterle İstanbul üzerinden bir tur atarak üçüncü boğaz köprüsünün ve çevre yollarının nerelerden geçeceğini inceledi.

Bakanlıktan yapılan açıklamada da Başbakan’ın güzergâha karar vermek için değil, alternatiflerin nerelerden geçtiğini görebilmek için bu uçuşu gerçekleştirdiği bildirildi.

Haritaya bakınca görülebilecek bir şeyi görmek için havadan bakmanın neden gerekli olduğunu anlayamadım.

Başbakan değil miydi, İstanbul’u herkesten daha iyi bildiğini söyleyen?

Ortaya çıkıyor ki Başbakan üçüncü köprünün Boğaz’ın kuzeyinden geçmesinde kararlı. Demek ki bugüne kadar bu konuda yapılan bütün bilimsel çalışmalar kaldırılıp, bir kenara atılacak.

Başbakan’ın bindiği helikopterde olmak isterdim.

Yol nereden geçecek, geçeceği yerlerde arazi kapatmak mümkün mü gibi sorulara yanıtı birinci elden alabilmek için!

Acaba şöyle konuşmalar da oldu mu: “Aaa bakın bizim Murat’ın kapattığı yer burası” ya da “Bizim Çalık’a söyleyelim buradan bir yerler alsın, ileride lazım olur.”

Çünkü biliyorsunuz Başbakan, sevdiği insanların yatırım yapıp büyümesini teşvik ediyor ve bundan mutlu da oluyor.

Hayırlısıyla şu yollar bir yapılsın biz de öğreniriz, bu talihliler kimlermiş diye!

 

Elmalar ile armutlar kıyaslamaz

 

ÖZGÜR basını susturmak için vergi cezalarının devreye sokulmasından sonra değişik yazarlar aşağı yukarı şu anlamda şeyler yazdılar: “Star ve Sabah’a el konulurken, Akşam’a el konulması gündemde iken Doğan Grubu’ndan ses çıkmıyordu, hatta bu eylemler alkışlanıyordu.”

Geçmişteki olayları unutmuş olmanın tipik bir örneği bu.

Star’a el konuldu, çünkü sahibi bankasını soymuştu ve o bankanın yarattığı zarar devlet hazinesinden karşılanmıştı. Uzanlar’ın mal varlıklarına el konulmasının nedeni buydu, muhalefet etmesi değil!

Sabah’a ve Atv’ye iki kere el konuldu. Birisi Dinç Bilgin’in batık Etibank’tan doğan borçlarının karşılanması için, diğeri ise TMSF ile anlaşarak bu gazeteyi ve televizyonu alan Turgay Ciner’in, Dinç Bilgin ile yaptığı bir muvazaa anlaşması ortaya çıktığı için!

O günlerde kişisel olarak şunu savundum: El konulan gazete ve televizyonlar, bu işi yapabilecek olanlara, piyasa değeri ne ise o değer üzerinden satılsın!

Sabah ve Atv’nin satışında fiyatın düşmesi için Başbakan’ın bizzat devreye girerek, taliplileri caydırdığını da unutmayalım.

Gazete ve televizyonların kapanmasını değil, hazinenin uğratıldığı zararların kapanmasını savundum, punduna getirip ucuza medya grubu kapatmak isteyenlere karşı çıkmamın nedeni budur.

Akşam’a el konulmasına gerek kalmadı, çünkü sahibinin mal varlıkları TMSF’ye olan borcunu karşılayabildi.

Bugün Doğan Grubu’nu vergi cezaları yoluyla batırma çabası ise bir tek nedenden kaynaklanıyor: Hükümetin, muhalif yazarlara tahammülünün olmaması, Deniz Feneri başta olmak üzere yolsuzlukların yazılması!

Birinde diktatörlüğe doğru gidiş özlemi var, ötekilerde yasalara uygun olarak yapılmış işlemler.

Elmalar ile armutları kıyaslama çabası da herhalde sureti haktan görünüp, yapılanlara için için sevinmenin bir tezahürü olsa gerek!