Mehmet Yakup Yılmaz Body Wrapper

Maliye’ye mi, ‘iliştirilmiş’ yazarlara mı inanalım?

MALİYE’nin açıklamasına göre, Doğan Grubu’na kesilen vergi cezaları normal bir uygulama imiş.

Başka kurumlara da benzer cezalar verilmiş, bu vergi cezalarının “basını cezalandırma” amacı yok imiş.

Okuyunca insanın Türkiye’nin bir hukuk devleti olduğuna olan inanası geliyor!

Öte yandan gazetelerde “iyi haber alan yazarlara” bakıyorum, Maliye’nin söylediğinin tam tersini yazıyorlar.

Fehmitahakorukıvanç ve Akif Beki gibi “iliştirilmiş yazarlara” göre bu cezalar esasen biz gazetecilerin hükümet ile olan kavgasından kaynaklanıyor.

Bugüne kadar bu arkadaşların “özel konumları” iktidar partisinden ve hükümet içinden bilgileri “birinci elden” almalarından kaynaklandı.

Ve onlar günlerdir hatta bu cezalar gelmeye başlamadan önceden beridir aynı şeyi yazıyorlar.

Aydın Doğan ile hükümet arasında husumete neden olan bir kavgayı yarattığımızı ve sürdürdüğümüzü iddia ediyorlar. Demeye getiriyorlar ki “O haberleri yayımlamasaydınız, o yazıları yazmasaydınız patronunuz da bugün vergi cezaları ile karşılaşmayacaktı.”

Bu durumda iki olasılık var:

Ya Maliye’nin açıklaması gerçeği yansıtmıyor, durumu kurtarmak için öylesine yapılmış bir açıklama.

Ya da bu arkadaşlar çevreye bastıkları havanın tam tersine hükümet ve iktidar partisinin içinden doğru haber alamıyorlar.

 

Doğrusunu isterseniz, birçok konuda aynı fikirde olmasak da bu konuda meslektaşlarımın daha doğru söylediklerine inanıyorum!

 

‘Haber alma özgürlüğü’ güvende!

 

Doğan Grubu’na kesilen vergi cezasının “basın özgürlüğü” ile ilgili yönü olduğu kadar “halkın haber alma özgürlüğü” ile de ilgisi var.

Bizler, bu gazetelerde çalışan gazeteci ve yazarlar kafamızın bir kenarında hep bu ceza ile yaşayacağız.

Bu iki yönlü çalışacak bir sürece neden olabilir:

1- Patronun başını daha fazla belaya sokmayalım diye “otosansür” yapacağız, özgürce yorum yapamayacağız. Bu işin “basın özgürlüğü” kısmı ile ilgili.

2- “Madem hükümet bize düşmanlık yapıyor, biz de ona düşmanlık yaparız” diyerek hükümetin olumlu işlerini de görmezden geleceğiz veya önemli haberleri “hükümeti kızdırmayalım” diye bir kenara iteceğiz. Bu da halkın haber alma özgürlüğü ile ilgili.

Elbette bu kurumlarda çalışan gazeteciler için birinci öncelik halkın haber alma özgürlüğünü korumaktır.

Ancak çalıştığımız kurumlar da bizlere babamızdan miras kalmadı, onları da korumak zorundayız.

Yani oldukça zor bir durum!

Ceza verildiğinden beri gazetelerdeki haberleri dikkatle izliyorum, hükümetin uygulamalarını “sansür etmek” gibi bir hataya düşülmemiş. Tam tersine, hükümet, hangi konuda ne dediyse, ne yaptıysa hepsi gazetelerde yayımlanmış.

Yorumlara gelince, çokseslilik eskisi gibi sürüyor.

Doğan Grubu gazetelerinde her görüşten insan var ve onlar istediklerini serbestçe yazmaya devam edebiliyorlar.

Halkın haber alma özgürlüğü, öyle görünüyor ki güvence altında.

Bu zor dönemde gazeteleri yöneten arkadaşlarıma kolaylıklar diliyorum.

 

Dayanışmacı yazara tavsiye

 

YENİ Şafak gazetesinde Salih Tuna dünkü yazısını şöyle bitirmiş. İmlâsına dokunmadan aktarıyorum:

“Bu arada, hazır laf Ertuğrul Bey’ciğimden açılmışken, Doğan Yayın Grubu’na kesilen 3.7 milyarlık cezaya üzüldüğümü belirtmeliyim.

“Hatta, üzülmekle kalmayıp, kendi çapımda mütevazi bir eylem de yaptım.

“O gün gazete bayiine gittim ve 5 adet Hürriyet satın aldım.

“Gelgelelim, Mehmet Yakup Yılmaz mı, Özdemir İnce mi, tam hatırlamıyorum, ikisinden birinin ( pekala, ikisi birden olsun) yazısını okuyunca kızdım ve 5 Hürriyet gazetesinden 4’ünü çöpe attım; birini okudum.”

Salih Bey’e, Hürriyet çalışanları adına teşekkür ederim.

Gösterdiği bu dayanışmaya istinaden kendisine bir uyarıda bulunmak istiyorum.

Gazeteleri çöpe atması iyi olmamış.

Böyle devam ederse, çöp kutusu, kendisinden daha akıllı ve daha bilgili olacak, ben söylemiş olayım!