Mehmet Yakup Yılmaz Body Wrapper

Bakan Bey’in özgürlük anlayışına bakın!

ULAŞTIRMA Bakanı Binali Yıldırım’ın “Dünya Hak ve Özgürlükler Tarihi”ne geçmesi gereken cümlesi şöyle:

“Eğer yanlış işiniz yoksa dinlenmekten korkmayın, istediğiniz kadar konuşun!”

Bu sözün bir anlamı da şu elbette: “Dinlenmekten korkanlar, yanlış yollara sapanlardır!”

Böyle düşünen bir kişiye (bakanlık makamına kadar da yükselmiş, yani bu ülkeyi yönetenlerden biri) bu işin yanlışlığını nasıl anlatabilirsiniz ki?

Sorunun, temel kişilik hakları ve haberleşme özgürlüğü ile ilgili olduğunu, yanlış işler yapmıyor olsak bile iletişimimizin gizliliğini koruma hakkımız bulunduğunu ona ne yapsak da anlatabilsek, bilemiyorum.

Medeni ülkelerde, vatandaşa suçlu gözüyle bakılmaz.

Suç işlediğine ilişkin çok ciddi ve elle tutulur kanıtlar var ise ancak mahkeme kararıyla temel kişilik hakları görmezden gelinebilir: Telefonu dinlenir, haberleşmesi izlenir, kimlerle düşüp kalktığı takip edilir.

Güçlü bir kanıt yok ise bunların hiçbirini yapamazsınız.

Ama bizim ülkemizde Emniyet içinde yuvalanmış ve en az Ergenekon çetesi kadar tehlikeli dinci bir çete, bu işi fütursuzca yapabiliyor.

Ve bu çeteyi, en başta iktidar partisi koruyor.

Çetenin önemli adamları, olaylar beceriksizliklerini tescil etmiş olsa bile Emniyet içinde kolayca yükseliyor.

Türkiye, bu çetenin faaliyetleri nedeniyle giderek bir korku ülkesine dönüşüyor.

Bunları yazdığım için şahsımın ve yakınlarımın telefonlarının nasıl taciz edileceğini de tahmin ediyorum.

Ama bugün bu çeteye karşı sesimizi yükseltmez isek yarın dört bir yanımızın sarılacağını ve kımıldayamaz hale geleceğimizi de biliyorum.

“Bu ülkede, bu çeteyle mücadele edecek cesaretli bir tek savcı elbette çıkar” diye düşünüyorum.

Umarım, yanılmıyorumdur!

Haram paranın izi kolay bulunur

GEÇEN gün gazetelerde İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin yatırımlarının 150 küsur milyar doları geçtiğini anlatan bir haber vardı.

Kaba bir hesapla 50 milyar dolara yakın bir paranın belediyeyle iş yapan müteahhitlerin, tedarikçilerin kárı olduğunu varsayabiliriz.

Ve bildiğimiz bir konu da şu ki, bu belediye döneminde “AKP’den olmayanlar” sadece avuçlarını yaladılar.

Recep Tayyip Erdoğan ile başlayıp Ali Müfit Gürtuna ve Kadir Topbaş ile devam eden süreçte İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nde iş alabilmenin tek yolu buydu: AKP’li olmak, AKP’ye yakın olmak!

Bugün Nişantaşı’nın, Kanyon’un, İstinye Park’ın lüks butiklerini dolduran türbanlı kadınların sırrı budur. “Korumalı sitelerde” oturan, büyük arazi araçlarıyla kent içinde gezen, üzerinde nal kadar markalar olan çantaları kullanıp gözlükleri takanlar da bunlardır.

Elbette hepsinin “haram para kazandığını” iddia edecek değilim. İçlerinde dürüst iş yapan, yasaların dışına çıkmayanlar da elbette vardır. Sözünü ettiğim insanlar onlar değiller!

Ancak içlerinde önemli bir bölümünün bir yandan beş vakit namaz kılarken, diğer yandan çalıp çırpma hesapları yaptığını da gönül huzuru içinde söyleyebilirim.

AKP, siyaseti kendinden önceki bütün partiler gibi bu yöntemle finanse etti.

Şimdi, Kemal Kılıçdaroğlu’nun adaylığı nedeniyle paniğe kapılmış olmalarının nedeni budur.

Müteahhitlere, tedarikçilere giden o 50 milyar dolar içindeki haram paranın kolayca gizlenemeyecek olması korkusu!

Genelleme yapmak doğru değil

GEÇENLERDE eski ANAP’lıların AKP ve CHP tarafından yerel seçimlerde aday gösterilmesi yarışıyla ilgili bir yazı yazmıştım.

Bu kişilerin kendilerine bir hayırları olsa ANAP’ın bugünkü durumda olmayacağını düşündüğümü belirtip, ANAP’ın erime sürecinde çokça konuşulan yolsuzluklara da bir gönderme ve genelleme yapmıştım.

Ertesi gün gazetede yazımı okurken, ANAP içinde siyaset yapan dürüst insanlara karşı bir haksızlık yaptığımı hissettiğimi söylemeliyim.

Evet, ANAP’ı bitiren bu yolsuzluklar ve o yolsuzlukların boyutunu da aşan söylentiler oldu ama ANAP içinde yer aldıkları halde bugün eskisinden daha zengin olmayan birçok değerli insan da var.

Tek tek isimlerini saymama elbette olanak yok.

Ancak şunu biliyorum ki böyle genellemeler yapmak doğru değil.

AKP belediyeleriyle ilgili bugün yazdığım yazıda da böyle bir genelleme yapmamaya bu nedenle dikkat ettim.

Söz konusu yazım nedeniyle kırdığım dürüst insanlardan özür dilerim.