Mehmet Yakup Yılmaz Body Wrapper

Başbakan için ‘diktatörlük’ testi!

BAŞBAKAN Recep Tayyip Erdoğan, “diktatörleşme” eleştirilerine şöyle yanıt verdi:

“Ben diktatör olacağım, siz bana bu şekilde hakaret edeceksiniz ha, mümkün mü? Diktatörün olduğu yerde böyle konuşabilir misiniz, kaçacak delik ararsınız.”
Yakın bir gelecekte bunu da göreceğimize ilişkin işaretler de var ama şimdilik bu bahsi geçelim.
Başbakan için bir test hazırladım. Bir boş vaktinde oyalanmak için bu testi yaparsa kendisinin diktatörlük ile suçlanmasının haksızlık olup olmadığını daha iyi anlayabilir.
Aşağıdaki sorulara vereceği yanıtlarda “evet”lerin sayısı “hayır”ların sayısından fazlaysa dönüp, kendisine bir bakmalı ve yanlışlarını düzeltmenin çarelerini aramalı.
Soruların hepsine “evet” yanıtı veriyorsa bilmeli ki “diktatör” suçlaması yersiz bir suçlama değildir.
Öyle rejimlere “demokrasi”, o rejimlerin yöneticilerine de “hukuka saygılı, demokrat lider” diyemiyoruz çünkü.
Soruların hepsine “hayır” yanıtı verebileceği gün de zaten kendisini bir demokratik lider olarak alkışlarız.
1– Hukukun egemen olduğu demokratik bir ülkede başbakanlar ihale pazarlıklarının doğrudan içinde yer alırlar mı?
2– Hukukun egemen olduğu demokratik bir ülkede başbakanlar vatandaşlarının nasıl giyinip, ne içtikleriyle ilgilenirler mi?
3– Hukukun egemen olduğu demokratik bir ülkede başbakanlar gazete patronlarını arayıp, beğenmediği haberleri, yorumları yazan gazetecilerin işten atılmasını isterler mi?
4– Hukukun egemen olduğu bir ülkede, başbakanlar devletten ballı ihaleler verdiği müteahhitlere havuz kurdurtup gazete, televizyon satın alırlar mı?
5– Hukukun egemen olduğu bir ülkede kanunları uygulamakla görevli olan polisler, savcının emrini yırtıp atabilirler mi?
6– Bir demokratik hukuk devletinde başbakanlar, adalet bakanlarını arayıp, yargıçların üzerinde baskı kurulmasını isteyebilirler mi?
7– Bir demokratik hukuk devletinde, başbakanların ve çocuklarının evlerinde dağıta dağıta bitirilemeyecek miktarda nakit para bulunur mu?
8– Bir gerçek demokraside, başbakanların hiçbir geliri olmayan çocukları vakıflar kurup, devletle iş yapan işadamlarından yüz milyonlarca lira bağış kabul edebilirler mi?
9– Bir demokratik rejimde, başbakanlar interneti ve sosyal medya sitelerini yasaklamayı düşünebilirler mi?
10– Bir demokratik hukuk devletinde, başbakanlar mahkemenin durdurma kararına rağmen “Hayır o inşaat yapılacak, ben de girip içinde oturacağım, gücü yeten gelsin yıksın” demeyi akıllarından geçirebilirler mi?
11– Bir gerçek demokraside yargıç ve savcı atamalarını adalet bakanı yapar mı?
12– Bir demokratik hukuk devletinde, yolsuzluk suçlamalarından aklanma yeri “sandık” olarak gösterilir mi?

Yabancılarca yalanlanan bir başbakan

BU ilk kez olmuyor, daha önce de “Hükümet İngiltere’de gazete kapattı” demiş, Birleşik Krallık Büyükelçiliği tarafından yalanlanmıştı.
En son olarak da ABD Başkanı Obama’ya “Ülkemdeki huzursuzluğun kaynağındaki kişi sizdedir, gerekli tavrı koymalısınız” dediğini ve Obama’nın da kendisine “Mesaj alınmıştır” dediğini iddia etmişti.
Yalanlama gecikmedi tabii!
Beyaz Saray yönetiminden yapılan açıklamada “Sayın Gülen ile ilgili Başkan Obama’ya atfedilen cevap doğru değildir” deniliyor.
Bir yabancı ülke yönetimi tarafından yalanlanan kişi bu ülkenin Başbakanı!
Böyle doğru olmayan bir şeyi bile gerçekmiş gibi anlatabildiğine bakarak, kasetler hakkında ileri sürdüğü “Hepsi montaj, dublaj” iddiasını ne kadar ciddiye alabileceğinizi görebilirsiniz.

‘Utanma duygusu’ önemli bir insani vasıftır

ESKİ Ekonomi Bakanı ve AKP Mersin Milletvekili Zafer Çağlayan, “Nasıl bir zihniyetle mücadele ettiğimizi bu millet çok iyi görüyor. Sizlere anlatacağım çok şey var. Ama bunları bize bir Yahudi, bir ateist, bir Zerdüşt yapsa anlarım. Ama bunları yapan Müslümanım diye geçiniyorsa yazıklar olsun” dedi.
Böylece hakkındaki suçlamalara bir de “nefret suçu” eklenmesi gerekiyor!
Bu sözleriyle halk arasında kin ve düşmanlık yaratmaya çalışıyor, dini grupları aşağılayarak Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarının bazılarının dini inançlarına hakaret ediyor.
Fazıl Say’ı bir tweet nedeniyle 3 yıla mahkûm eden adalet sistemimizde bakalım bir eski bakan için bir fezleke hazırlayıp, TBMM’ye yollamaya cesaret edebilecek bir savcı çıkacak mı?
Doğrusunu isterseniz, hiç sanmıyorum! Yargıyı istedikleri gibi kendilerine bağladılar, kımıldamaya cesaret edecek savcının vay haline!
AKP Milletvekili Zafer Çağlayan’ın, Ekonomi Bakanlığı’nı bırakmak zorunda kalmasına neden olan olayları hatırlıyorum da bunun Müslümanlıkla ya da başka dinlere inanmakla ne alakası var, onu anlayamıyorum ama.
Mesela, işadamı Reza Zarrab kendisine 700 bin lira değerinde bir saat hediye etmişti.
Bakan da bu “hediyeyi” kabul etmiş, deyim yerindeyse cebe de indirmişti! Ahlaken, zaten böyle bir hediyeyi hiç kabul etmemesi gerekiyordu, hadi etmek zorunda kaldı, beyan edip, bağlı olduğu kuruma devretmesi gerekiyordu. Ama yapmadı!
Bakanın kod adının yazılı olduğu bir rüşvet belgesine göre de kendisine ayrıca 52 milyon dolar ödenmiş görünüyor.
Bununla da kalmamış, aynı işadamı özel uçağını bakanın emrine vererek, onları ailece umreye de göndermişti!
Böyle bir umre ziyaretinden nasıl bir sevap kazandı bilemem tabii ama yaptığı ahlaken de onaylanabilecek bir durum değildi ve yine bu da “hediye” sayıldığı için beyan edilmesi ve bedelinin de bağlı olduğu kuruma ödenmesi gerekiyordu!
Çağlayan, hakkındaki bu suçlamalardan Başbakan’ın kendi aile fertlerini kurtarmak istemesi sayesinde kurtulacak gibi görünüyor.
Ama kamu vicdanında nasıl aklanabilecek, sağa sola hakaret edeceğine bunu düşünmeli.
İnsan içine nasıl çıkacak, insanlar onu her gördüklerinde neleri hatırlayacak, bir düşünmeli. Ve önce hakaret ettiği insanlardan, sonra da güvenlerine ihanet ettiği seçmenlerinden özür dilemeli ve gidip mahkemeye hesabını vermeli.