Mehmet Yakup Yılmaz Body Wrapper

Başbakan’ı kutluyorum

MEMLEKETİMİZE hayırlı olmasını diliyorum. Bir seçim daha yaptık ve AKP halkımızın yarısının oyunu aldı, Başbakan’ı ve siyaset arkadaşları kutluyorum.

Elbette bu seçim sürecinde bana bol miktarda mektup yollayıp AKP’nin seçimi kazanacağını ve benim moraracağımı söyleyenleri de kutlarım.
Bugün sabah ortaya çıkan tabloda Başbakan’ın etrafında “Padişahım çok yaşa” diye bağıracak hayli kalabalık sayıda insan olacaktır.
Ben ise öbür taraftayım: “Mağrur olma sultanım, senden büyük Allah var” demesi gerekenlerden!
Recep Tayyip Erdoğan’ın şu anda en çok ihtiyaç duyduğu şey de benim söylediğim söz olmalı.
Kafasının bir kenarında mağrur olmaması gerektiği fikri bulunmalı ki ülkemizde adam gibi bir demokrasi işlesin, seçimle gelen seçimle gitsin, ama seçimle gelemeyenin hakları da yok sayılmasın.
Başbakan bugün sabah, seçim sonuçlarını gösteren grafiklere bakınca önce kuşkusuz ki “sarı” ile işaretli yerleri görüyordur. Algıda seçicilik bunu gerektirir.
Ama ben yine tersini söyleyeyim, Başbakan elindeki grafikte başka renklere de bakmalı.
Evet, halkımızın yarısı ona oy verdi, ama öteki yarısı da vermedi.
Devlet olanaklarının sonuna kadar kullanıldığı bir seçimde oldu bu tablo.
Başbakan bu ülkeyi huzur içinde yönetmek istiyorsa öteki yüzde 50’nin var olduğunu bilmeli ve hiç aklından çıkarmamalı.
Bu iş “balkonda” hamaset yapmaktan ibaret değildir.
Evet, o da gereklidir, morali bozuk insanların geleceğe daha ümitle bakmalarını sağlar ama kişisel olarak benim bu tür konuşmalara karnım tok.
Ben icraata bakarım.
Başbakan, bu ülkede farklı düşünen insanların varlığını içine sindirecek mi?
Eleştirileri kişiliğine yönelik olarak değil de sistemin işleyiş tarzına yönelik olarak algılayabilecek mi?
Önemli olan budur.
Evet, çoğunluk iktidarı olarak kendi programını uygulamak, düşündüğü icraatları yapmak, anasının ak sütü gibi kendisine helaldir. Bunu yapmalıdır. Ama bunu yaparken kendisinden farklı düşünenleri bir düşman olarak görmemelidir.
Biliyorum ki Başbakan, benim gibi sorunlara daha çok eleştirel gözle bakanlardan pek hazzetmiyor.
Olsun, bizleri sevmek zorunda değil zaten.
Ama bizim varlığımızı kabul etmek ve ona saygı göstermek zorunda.
Demokrasi dediğimiz rejim zaten budur. Farklı olanın farklılığını kabul etmek ve ona saygı göstermek!
Önümüzdeki günlerde Allah ömür ve “köşe” verirse ben buna devam edeceğim.

Hande Ataizi’nin telefon konuşması

HANDE Ataizi ile Cihan Ünal arasındaki “cinsel taciz” suçlamasını gazeteden izlerken Türkiye’nin genel ruh durumunu yansıtan bir detaya rastladım.
Hande Ataizi, Ayşe Arman’a yaptığı açıklamada, Gencay Gürün ile telefonda 21 dakika 41 saniye süreyle konuştuğunu ve taciz olayını ona açıkladığını anlatıyor ve şöyle söylüyor:
“Savcılık vasıtasıyla o konuşmanın çıkarılmasını ve tüm Türkiye’nin de bunu dinlemesini istiyorum.”
Demokrasimizin bugün geldiği noktada Hande Ataizi’nin böyle söylemesinde yadırganacak bir durum yok.
Belli ki o da her Türk vatandaşı gibi birileri tarafından telefonlarının dinlendiğine inanıyor. Konuşma kayıtlarının bir yerlerde tutulduğundan emin, savcılığın devreye girerek bu kaydı bulup çıkarmasını ve yayımlamasını istiyor!
Normal bir memlekette kimsenin aklına gelmeyecek bir şey bu. Ama bizde ne yazık ki öyle değil.
İlk bakışta bunun bir tür toplumsal paranoya olduğunu da söyleyebiliriz ama paranoyak olmamız, telefonlarımızın dinlenmediği anlamına da gelmiyor.
Haberleşme özgürlüğü temel bir Anayasal hakkımız. Sadece Anayasa tarafından değil, bu iş için çıkarılmış özel yasalar tarafından da korunuyor olmalı, ama korunamıyor!
Geçmiş hükümetler vatandaşlarının bu özgürlüklerini korumayı başaramadılar.
Yeni kurulacak hükümet de büyük olasılıkla eskisinin bir devamı niteliğinde olacak, ben bu yazıyı yazdığımda henüz seçim sonuçları belli olmamıştı.
Elinde her türlü yasal olanak varken vatandaşların temel özgürlüklerini koruyamayan bir iktidarın, seçim vaadi olarak özgürlükçü anayasa vaat etmesi de dünkü seçimin tebessümle hatırlanacak anılarından biri olmalı!