Mehmet Yakup Yılmaz Body Wrapper

Biz burada olacağız

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve Başbakan Ahmet Davutoğlu’nun seçim kampanyasındaki son hedefi Doğan Grubu yayınları.
Bizi adeta bir siyasi parti gibi görüyorlar, mitinglerdeki konuşmalarında hedefe koyuyorlar.
Bunu neden yaptıkları aslında çok açık.
Türkiye’de özgür basının varlığından rahatsızlar çünkü.
Demokratik sistemin olanaklarından yararlanıp iktidara geldikleri halde, bir türlü demokrat olmayı başaramadılar.
İstiyorlar ki herkes onlar gibi düşünsün, onlar gibi konuşsun, aykırı bir ses çıkmasın.
İktidarları medyanın denetiminde olmasın, bildikleri gibi at koşturabilsinler.
Kurdurdukları havuzlarla, devletin el koyduğu yayın organlarını yandaş sermayelere satın aldırttılar ve medyayı böylece kontrol altına alabileceklerini ümit ettiler.
Ama kapalı kapıların ardında yaptıkları hesap, bizim çarşıya uymadı.
Bu konudaki “milli irade” onların istedikleri gibi şekillenmedi.
Televizyonları seyredilmiyor, gazeteleri okunmuyor.
Bütün gazetelerinin toplamı bir Posta etmiyor.
Gazetelerine doldurdukları yazarlar, Hürriyet’in onda biri kadar okunmuyor.
Paralel yapı ile el ele verip, televizyon reyting sistemiyle oynadılar, o da işe yaramadı.
İstedikleri gibi tek sesli, tek sahipli bir medya ortamına kavuşamadılar.
Verdiğimiz rahatsızlık nedeniyle özür dileyecek değiliz elbette.
Bir demokrasinin en önemli kurumlarından biri özgür basının varlığıdır ve biz bu konuda ayak diremeye devam edeceğiz.
——————————-
Saldırganlar hükümetten cesaret alıyor
Başbakan Ahmet Davutoğlu, HDP’nin Adana ve Mersin il başkanlıklarını hedef alan bombalı saldırılar ile ilgili olarak “başından beri bu tür provokasyonları bekliyorduk” dedi.
Kendisi şu anda Başbakan sıfatını taşıyor ve “başından beri beklediği şeyi” önlemek de görevleri arasında yer alıyor, önce bunu bir hatırlatmış olayım.
Efe Kerem Sözeri’nin “HDP’ye yapılan saldırılar ve cezasızlık sistemli mi?‏” başlıklı yazısı, Punto 24’te yayınlandı.
Sözeri’nin bağımsız kaynaklara dayanarak verdiği rakamlara göre, YSK’nın resmi seçim takvimini açıkladığı 1 Şubat 2015 günü ile 17 Mayıs 2015 arasında seçim güvenliğini tehlikeye düşüren 161 saldırı gerçekleşti.
Bu saldırılardan 19’u AKP, 11’I CHP, 9’u MHP ve 122’si HDP’nin seçim bürolarını ya da seçim kampanyasını yürütenleri hedef almış.
Görüldüğü gibi “hedefte HDP” var.
Sözeri’nin tespitlerine göre saldırılar, hükümetin söylemini sertleştirmesiyle birlikte tepe noktasına çıkıyor.
11 Nisan’da Ağrı’daki operasyon ile birlikte hükümetin kullanmaya başladığı söylem, saldırıların sıklığını da şeklini de değiştiriyor. Bu tarihin öncesinde, seçim çalışmalarına yapılan saldırılar daha çok darp ve yaralama (örneğin HDP afişi asanlara fiziki saldırı) türündeyken, 13 Nisan’dan itibaren bayrak yakma gibi daha sembolik eylemler başlıyor.
Nisan ayının sonuna doğru sertleştirilen bu söylem, eylemlerin sıklığını da şiddetini de artırıyor.
Sözeri’nin şu tespitine dikkat: “Ülkücüler HDP’ye karşı bir eylem yaptıklarında bunun suç olduğunu düşünmüyorlar bence, Fethiye’de olduğu gibi, vatan savunması yaptıklarına inanıyorlar. Eylemlerini saklamıyor, Facebook’tan duyuruyorlar. Bu yüzden HDP’ye yapılan “kimliği belirsiz” saldırıların ardında başka bir kimlik olduğuna, başka bir organizasyona ait olduklarına inanıyorum.”
Ve örnekler veriyor:
“Örneğin, 28 Nisan gecesi Elazığ’da HDP’nin farklı iki mahalledeki ofisine ve bir seçim aracına yapılan saldırının, veya 6 Mayıs gecesi Ankara Mamak’ta yine iki farklı seçim bürosuna yapılan saldırının plansız gerçekleşmiş olması akla yatkın değil. 200 kişilik bir grubun saldırısı sonrasında polisin kimseyi yakalayamamış olması da keza.”
Öte yandan muhalefet partilerine yönelik saldırıları gerçekleştirenlerin yakalanamıyor olması da bir başka gerçek.
“AKP’nin seçim çalışmalarına yönelik 15 saldırıya dair haberlerde, daha saldırının olduğu gün gerçekleşmiş 4 gözaltı ve 4 tutuklama var. Haber sitelerinde bu saldırılara dair konulan fotoğraflarda mutlaka bir polis ekibi bulunuyor.”
Oysa Ankara’da, HDP Genel Merkezi’ne yapılan silahlı saldırıda, olay yeri inceleme ekibi saldırıdan altı saat sonra olay yerine gelebilmiş.
HDP’ye yönelik 119 saldırıda ise sadece 6 gözaltı, 1 tutuklu ve 1 adli kontrol ile salıverilen saldırı zanlısı var.
Hükümet, emrindeki polisi, jandarmayı ve istihbarat örgütünü, seçim güvenliğini tehdit eden bu tür saldırılara karşı yeterince uyarmıyor olmalı ki bunlar ardı ardına gelişebiliyor, Adana ve Mersin’deki gibi “profesyonel kokusu” da ortaya çıkıyor.
———————————
Dost kim, düşman kim?
Mısır diktatörü Sisi’nin bölgedeki en iyi dostu kim?
Hiç kuşkusuz ki Suudi Arabistan Kralı.
Mısır diktatörü Sisi’nin bölgedeki ikinci en iyi dostu kim?
Hiç kuşkusuz ki Katar Emiri.
Bunlar Mısır’a oluk gibi para akıtıyorlar, Sisi’nin ayakta kalmasına yardım ediyorlar.
Peki Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın bölgedeki en iyi dostu kim?
Hiç kuşkusuz ki Suudi Arabistan Kralı.
Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın bölgedeki ikinci en iyi dostu kim?
İkinci demek ne kadar doğru onu da bilemiyorum ama birincilikte Suudi Kralı ile yarışacak olan Katar Emiri.
Peki Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın bölgedeki en büyük düşmanı kim?
Hiç kuşkusuz ki Mısır diktatörü Sisi.
Mısır diktatörü Sisi, bölgede en çok kimden nefret ediyor olabilir?
Hiç kuşkusuz ki Türkiye Cumhurbaşkanı!
Bu tabloya bakınca insanın kafasının karışmaması mümkün değil.
Neydi o atasözü: Düşmanımın dostu, düşmanımdır, dostumun düşmanı düşmanımdır, dostumun dostu dostumdur, düşmanımın dostunun düşmanının dostunun düşmanı, düşmanlar, düşmanlar. Yetişin dostlar aklımı kaçırıyorum galiba!
—————————–