Mehmet Yakup Yılmaz Body Wrapper

Bu kadarına ancak ‘pes doğrusu’ denebilir

DÜN sabahın erkence bir saatinde kapıya bırakılan gazetemi elime aldığımda bir an öylece kalakaldım.

Bir masa dolusu erkek bir tarafta oturmuş, sohbet edip yemek yiyorlar. Hemen yanlarındaki masada bir kadın tek başına oturmuş, o da yemek yiyor.

Názım Hikmet’in ‘Kadınlarımız’ şiiri aklıma geldi ilk anda. ‘Soframızdaki yerleri öküzümüzden sonra gelen kadınlarımız’dan söz ettiği şiir.

Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım’ın eşini bir masada tek başına bırakarak, 20 kişilik bir masada yemek yediğini gösteren Hürriyet’in manşeti, ‘İslam’da kadının yeri’ tartışmalarına ışık tutacak nitelikteydi diye düşünüyorum.

Gazetedeki haberi okurken zaman içinde nelere alıştığımızı tekrar düşündüm.

Ama sanırım artık bu kadarına da alışmak zorunda değiliz.

Ne Bakan Bey’in karısını bir masada terk etmesine alışmak zorundayız, ne de Bakan Bey’in hanımının o ‘türban şıklığı’ kılıfına bile sokulamayacak kılığıyla kaderine razı olmuş bir şekilde çorbasını kaşıklamaya devam etmesine alışmak zorundayız.

Bu fotoğraf, ‘İslami değerlere göre yaşadığını’ iddia edenlerin dünyasında, kadının gerçek yerinin neresi olduğunu hiçbir tartışmaya meydan bırakmayacak şekilde hepimizin gözünün içine sokuyor.

Masada tek başına bırakılan, sonra da yarım saat bir otomobilin içinde tek başına oturmaya terk edilen hanım, Bakan Bey’in üç çocuğunun annesi.

Belki Semiha Yıldırım Hanım halinden hiç şikáyet etmiyor da olabilir. Bunu ‘eşinin yaşam anlayışının bir sonucu’ olarak içine sindiriyor ve bu durumda bir tuhaflık görmüyor olabilir.

Bütün bunların hiçbir değerinin olmadığını düşünüyorum.

Ne gördüğünün farkına varan akıllı bir gazetecinin objektifinden sayfalara yansıyan bu tabloya karşı çıkmak, Türkiye’de yaşayan kadınların ‘ikinci sınıf’ varlıklar olmadığını savunan herkesin görevi olmalı.

Benim gazetedeki bu haberden sonra merak ettiğim bir şey var: Emine Erdoğan, o fotoğrafı görünce ne hissetti?

Bunu gerçekten çok merak ediyorum.

Başbakan kitapları görmemiş!

BAŞBAKAN Recep Tayip Erdoğan, İspanya’ya giderken mutad olduğu gibi uçakta gazetecilerin sorularını yanıtlamış. Bir yerde şöyle diyor: ‘Umut Kırtasiye’de (Şemdinli’de bombalanan kitapçı) enteresan, hiç kırtasiye malzemesi yok.’

Başbakan bunu söylerken kırtasiye dükkánının sahibinin ‘dosyasının kabarık olduğundan’, bir süre hapiste yattığından da söz ediyor.

Dünkü Sabah’ta Perihan Mağden’in yazı dizisinde yayınlanan bir fotoğraf var. Fotoğrafta, kitabevinin bombalanması sırasında hayatını kaybeden Zahir Korkmaz’ın kanıyla boyanmış bir kitap görülüyor: Sağlıklı Zayıflamanın Yolları.

Mağden, yazısında ‘raflarda kan içinde kalmış kitaplardan’ da söz ediyor.

Her iki haberi okuduktan sonra şöyle düşündüm: Acaba Başbakan’a başka bir yer mi gezdirdiler?

Bir insan çok şeyi değiştirebilir

ETRAFINDA olup bitenlere karşı duyarsız kalmayan, ‘bunlarla uğraşmak bana mı düştü’ demeyen bir insanın öyküsünü bugünkü Hürriyet’te okuyacaksınız.

Balıkesir’in Edremit İlçesi’ndeki devlet hastanesinde temizlik görevlilerinin sorumlusu olarak çalışan Murat Dönmez, bir hafta içinde 64 kişiyi organ bağışı yapmaya ikna etmiş.

Dönmez şöyle diyor: ‘Önce kendi organlarımı bağışladım. Sonra aileme ‘Belki ben öldükten sonra benim gözlerim başka bir vücuttan bakacak, kalbim başka bir insana hayat verecek’ diyerek onları ikna ettim. Ardından çalışma arkadaşlarımla konuştum. Organ bağışının çaresiz insanlara hayat vereceğini anlattım. 6 günde 63 arkadaşımdan 44’ü, akrabalarımdan da 20’si organlarını bağışladı. Kendimle birlikte organ bağışlayanların sayısı 65 oldu.’

Bir tek insanın, insanca bir çabasının neleri değiştirmeye yetebileceğinin çok güzel bir örneği bu olay.

Etrafınıza şöyle bir bakın bugün. ‘Boş vermezseniz’ değiştirmeye gücünüzün yetebileceği birçok şey görebilirsiniz.’