Mehmet Yakup Yılmaz Body Wrapper

Bu tabloyu Deniz Baykal’a ithaf ediyorum

ÖNCEKİ gece Capital Dergisi’nin düzenlediği “Başarıya Yürüyenler” isimli yarışmanın ödül törenine katıldım.

Bu yarışma yıllardır yapılıyor ve artık iş dünyasının her yıl heyecanla beklediği bir yarışma haline geldi.

Size birkaç rakam vereyim ki ilginin çapı daha iyi anlaşılsın.

“Başarıya Yürüyenler: Türkiye’nin 40 Yaş Altı En Başarılı CEO’ları” yarışması internet üzerinden aday toplama, oylama ve jüri değerlendirmesi ile yapılıyor.

Bu sene 4 ay süren oylamada 108 bin kişi, 40 genel müdür için oy kullandı.

Oylama sonucunda ortaya çıkan ilk 15 genel müdür, jüri değerlendirmesine sunuldu.

Jüri yaptığı değerlendirmede kişisel kariyer ve şirket performansını da dikkate alarak ilk 3’ü belirledi:

Airfel Genel Müdürü Hasan Önder, Novartis Türkiye Genel Müdürü Güldem Berkman, CMC Türkiye Genel Müdürü Başak Soykan, sırasıyla birinci, ikinci ve üçüncü oldular.

Bu yazıyı yazmamın nedeni şu: 40 yaş altı en başarılı şirket yöneticilerinin zirvesinde iki kadın var.

108 bin kişilik, özel sektör yöneticilerinden oluşan geniş jürinin internette aday gösterdiği 40 yöneticinin de 9’u kadındı.

Okuduğunuz bu gazetenin de CEO’su yine 40 yaş altında bir kadın.

Erkekler ile eşit fırsatlar bulabildikleri ortamlarda, ailelerde yetişen kadınların, neler yapabileceğinin çarpıcı bir örneği bu rakamlar.

Kadının toplumsal yaşamda yer alabilmesini belli örtünme kurallarına bağlayan, kadının toplumsal konumunu “kocasının dizinin dibi, evinin mutfağı” olarak belirleyen anlayışın olmadığı her yerde böyle bir tablo ortaya çıkabiliyor.

Kadınların gücünden yararlanmayan, sokağa çıkabilmesine bile ancak belli şartlar altında izin veren toplumlar geri kalırken, kadınların akıllarından ve eğitimlerinden yararlanmakta tereddüt etmeyen toplumlar ileri gidiyorlar.

Türbanın, çarşafın, burkanın egemen olduğu toplumlar, bu yüzden geri kalıyorlar.

Dünkü başarı tablosunu bu nedenle öncelikle Deniz Baykal’a ithaf ediyorum!

İleriye yürümekten vazgeçmemeliyiz

“BAŞARIYA Yürüyenler” yarışmasının resmi sponsoru Johnnie Walker idi.

1820 yılında, sıcak ülkelerden getirilen çayları harmanlayıp satan küçük bir dükkánın sahibi babanın oğlu Johnnie Walker.

Viski harmanlama fikrini buradan geliştirmiş ve bugün herkesin bildiği ünlü marka ortaya çıkmış.

Jonnie Walker’in sembolü “ileriye doğru yürüyen bir centilmen” figürü.

Yaratıcılığın, risk almaktan korkmamanın ve hep ileriye bakmanın bir sembolü olarak tanımlanıyor.

Bu yüz yılı geçmiş öyküyü, Capital’in yarışmasının ödül töreninde izlediğim kısa bir filmden öğrendim.

Günümüzde Türkiye Cumhuriyeti’nin 85 yıllık ilerleyişinden memnun olmamak ve bütün suçu Cumhuriyet’in kuruluşundaki hákim ideolojiye yıkmak gibi bir anlayış moda oldu.

İslamcıların bu modayı neden körüklediklerini uzun uzun açıklamaya gerek yok. Onların derdi esas olarak cumhuriyetin laiklik ilkesiyle çünkü.

Ama kendilerine “liberal demokrat” diyenlerin de bu koroya katılıyor olmaları gerçekten tuhaf.

85 yılda geldiğimiz noktadan memnun olmayabiliriz.

Ama bakın 85 yıllık cumhuriyet hiçbir şey yapmadıysa bile kadınları özgürleştirmeyi, onların yeteneklerini de toplumsal gelişme için kullanmayı başarmış bulunuyor.

Bundan sonra nereye doğru yürümeyi tercih edeceğimiz ise bize kalmış.

Geriye mi, ileriye mi?

Siemens sorularına neden yanıt verilmedi acaba

AMERİKA ve Almanya’da, uluslararası ihalelerde rüşvet dağıtmak ile suçlanan ve bu nedenle yaklaşık 1 milyar dolar ceza ödemek zorunda kalan Siemens firması ile ilgili olarak, Türkiye’de hiçbir soruşturma yapılmadığını yazmıştım.

“Muhalefet partileri uyuyor mu” diye sormuştum.

CHP İzmir Milletvekili Ahmet Ersin, bu konuyla ilgili iki soru önergesi vermiş.

Tarihleri sırasıyla şöyle: 11 Haziran 2008 ve 1 Ağustos 2008.

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan bu iki soru önergesine de TBMM İç Tüzüğü’nün açık emirlerine rağmen yanıt vermemiş.

AKP zihniyetinin “milli iradeden” anladığı bu işte! TBMM’nin Anayasa ve iç tüzükte yazılı görevlerini yapmasına bile engel oluyorlar.

Başbakan’ın bu soru önergelerine yanıt vermemiş olması, bana bir tek şeyi düşündürtüyor: Siemens soruşturması ile ilgili olarak belli ki Türkiye’de siyasi sonuçları da olabilecek durukların ortaya çıkmasından çekiniliyor.

Siemens’in, Türkiye’de hangi kamu ihalelerine girdiği ve hangilerini alabildiğini bulmak, belki de rüşvet zincirinin bir ucunu yakalamak için fırsat olabilir.

Ahmet Ersin aynı soruları bir de Milli Savunma Bakanı’na ve Ulaştırma Bakanı’na sorsa belki onlar yanıt verme gereğini hissedebilirler.

Adalet Bakanı’na da savcıların neden bu konuda harekete geçirilmediğini, neden Almanya ve ABD’den soruşturma dosyalarının istenmediğini sormak da elbette yanıt alınabilirse ilginç olur.