Mehmet Yakup Yılmaz Body Wrapper

Çankaya’ya verdiğim rahatsızlık nedeniyle özür!

CUMHURBAŞKANI Abdullah Gül’ün, Suudi Kralı’nın hediyeleri ile ilgili sorulara neden yanıt vermek istemediğini geçtiğimiz hafta Fatih Çekirge’nin yazısından öğrendim.

Cumhurbaşkanı’nı rahatsız eden şey soruların soruluşundaki “üslup” imiş ve bu nedenle yanıt vermiyormuş. Ama bir siyasi parti bunu ciddi olarak sorarsa, elbette yanıtlarmış!

Bu soruyu Türk basınında ilk kez ben sordum.

Bu soruyu sormama neden olan şey, Suudi Kralı’nın, Ekvador Devlet Başkanı’nın eşine değeri yüz binlerce doları bulan mücevher hediye ettiğinin açıklanması oldu.

Daha sonra başka yazarlar da sordular ama ısrarla ve düzenle bu soruların yanıtlarını bekleyen yazıları ben yazdım.

Demek ki rahatsızlık yaratan üslup da bana ait olmalı.

“Çevreye verdiğim rahatsızlık için özür dilerim!”

Ancak saygısızlık yapmadığımı, makama ve makamlardan da önce her bireyin kişilik haklarına duyduğum saygı nedeniyle, böyle bir şeyi aklımdan bile geçirmediğimi belirtmek isterim.

Beni tanıyanlar, bu köşeyi düzenli izleyenler bunu bilir.

Cumhurbaşkanı’nın beni tanıması gerekmiyor ama okuduğunu anlayabilecek kadar Türkçe bildiğine de kuşkum yok. Bu nedenle, daha inandırıcı bir gerekçe bekliyorum kendisinden.

Öte yandan, diyelim ki benim sorumu seviyesizce buldu. Bu durumda da yanıtını bana vermek zorunda değil, bir başka gazeteci arkadaşımız aracılığıyla da kamuoyuna duyurabilir.

Ve en sonuncusu bu konuda verilmiş 4 soru önergesi var. Başbakan’a rica etse, o bu soru önergelerini yanıtlasa aynı sonuca ulaşırız.

Birbirimizin kalbini kırmamız gerekmez.

Unutulmuş olabilir diye sorumu tekrarlıyorum:

Suudi Arabistan Kralı Abdullah, Türkiye ziyareti sırasında Cumhurbaşkanı ve Başbakan’ın eşlerine, değerleri yüz binlerce dolarla ölçülebilecek mücevher, takı vs hediye etti mi? Ettiyse bunlar için nasıl bir işlem yapıldı?

Bir özgürlük sorunu olarak ’türban’

ÜNİVERSİTE öğrencilerinin, herhangi bir kılık kıyafet kısıtlamasına maruz kalmadan, diledikleri giysiyle okullarında okuyabilmeleri gerektiğini kendimi bildim bileli savunuyorum.

Bu sadece türbanlı öğrencileri kapsamıyor.

Sokaklarda dolaşabildiğiniz her türlü kıyafetle üniversiteye de devam edebiliyor olmanız gerekir ve bunu talep etmek gerçekten bir özgürlükler meselesidir.

Sorun daha çok, türbanın egemen olduğu bir ortamda, kadınların “namus yargılamalarına” karşı koyabilip, koyamayacakları ile ilgili.

Sizlere geçen hafta bu köşede sözünü ettiğim “Namus için neler çektik” isimli film için yapılan araştırma, “namus” kavramıyla “başını örtme” kavramının çoğu kez birlikte değerlendirildiğini ortaya koyuyor.

Ve türban ya da adına her ne denirse bir kumaş örtü, “namusun” geçerli tek koşulu olarak algılanıyor.

Böyle bir toplumsal ortamda, başını örtmek istemeyenlerin özgürlüklerini nasıl koruyacağız?

Türban, kamu hizmeti verenler açısından da serbest olduğunda, sırf başı açık diye bazı kadınların itilip kakılmalarını, kamu hizmetinden yararlanırken sorunlar yaşamalarını nasıl engelleyeceğiz?

Reşit olmamış kız çocuklarının yaratılan aile ortamı nedeniyle başlarını örtmek zorunda kaldıklarını, bunun gereğini sorgulama olanaklarını bile bulamadıklarını biliyoruz.

Bu kız çocuklarının özgürlükleri ne olacak? Reşit olmamış kız çocuklarının, kendi iradeleri dışında türbana sokulmaları konusu nasıl çözümlenecek?

CHP’de işler yolunda

CHP’nin İstanbul İl Kongresi “olaysız” geçmiş. Tek aday varmış, başka kimse de aday olmaya cesaret edememiş ve o aday da seçilmiş.

Uzaydan gelmiş ve gazetede bu sonucu okumuş olsam şöyle düşünürdüm:

Demek ki bu CHP’de işler tıkırında! Parti iktidarda, oyları sürekli artıyor, muazzam bir örgütlenme var ve parti üyeleri de bu nedenle hallerinden memnunlar ki aday bile çıkmıyor, tartışma hiç yaşanmıyor!

Ama uzaydan gelmedik ve gerçeğin böyle olmadığını da biliyoruz!

CHP, son yıllarda ne yapıyorsa, onu yapmaya devam ediyor.

Parti, Genel Başkan’ın iki dudağının arasında ve onun yarattığı, uygun gördüğü bir klik kendi içinde particilik oynamaya devam ediyor.

Ve ana muhalefet partisinin böyle olduğu, siyasi canlılığını kaybedip, dar grup partisi haline dönüştüğü bir ülkede, iktidarda rejimin temellerini tartışmaya hazırlanan bir parti var.

Geleceğini koruyabilmek için gerçekten ne kadar şanssız bir ülkede yaşıyoruz!