Mehmet Yakup Yılmaz Body Wrapper

Cumhurbaşkanı'nın görev süresi

BAŞBAKAN Binali Yıldırım’ın açıklamasına göre “Türk usulü başkanlık sistemine” geçirecek Anayasa değişikliği 12 maddelik bir paket ile çok sayıda geçici ve geçiş maddelerinden oluşuyor.
“Geçici ve geçiş maddelerinin” çok sayıda olmasının nedeni, sisteme bugünkü Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile geçme isteği.
Böyle olmasaydı, değişiklik referandumla kabul edildiği takdirde yeni anayasaya göre yeni bir seçim yapılır, “çok sayıda geçici ve geçiş maddesine” gerek kalmazdı.
Şimdi Anayasa değişikliği önce TBMM’de, sonra referandumda kabul edilirse Recep Tayyip Erdoğan görevine yeni sistemin Cumhurbaşkanı olarak devam edecek.
Ama unutmamak gerekiyor ki kendisi “eski sisteme göre” seçilmişti. Şimdi “otomatikman” yeni sistemin Cumhurbaşkanı olacak.
Peki görev süresi ne olacak?
Bir kez seçildiği için bir kez daha seçilme hakkı mı olacak, yoksa yeni anayasaya göre de iki kez seçilmeye hakkı olduğu için “yeni bir iki kez seçilme hakkı” mı kazanacak?
Burası belirsiz. Öyle görünüyor ki zaten bu konu kasten gündeme getirilmiyor ki tartışılmasın, oldubittiye getirilsin.
Abdulkadir Selvi, Hürriyet’te değişikliklerle ilgili bilgi verirken şunu yazdı:
“Seçimler 5 yılda bir yapılacak. Başkan üst üste iki kez aday olabilecek.”
Mevcut Anayasa’da ise cumhurbaşkanı seçimlerinin beş yılda bir yapılacağı ve “bir kimsenin en fazla iki kez cumhurbaşkanı seçilebileceği” yazılı.
Aradaki fark şu: Mevcut sistemde iki kez seçilen cumhurbaşkanı bir daha aday olamaz. Ancak “Cumhurbaşkanı üst üste iki kez aday olabilir” hükmü getirilirse şu mümkün: İki kez seçilen cumhurbaşkanı üçüncü dönemde seçime girmez ama isterse dördüncü dönemde seçime girebilir, bir kez daha seçilebilir, hatta beşinci dönemde de seçilebilir.
Putin ile Medvedev arasındaki tahterevalli işbölümünü hatırlayalım, öyle bir düzen! Böyle mi olacak?
Belki MHP yöneticileri de merak edip ortak olacakları Anayasa değişikliğini hazırlayanlara sorarlar.
‘MALİ KUMPAS’ DAVASI AÇILMALI
DOĞAN Grubu’na Türkiye Cumhuriyeti tarihinin en ağır ve en haksız vergi cezalarını kesen 11 maliyecinin hepsinin Fetullahçı olduğu ortaya çıktı.
O günlerde bu vergi cezalarının haksızlığını, kanunlara aykırı olduğunu çok yazıp çizdik ama duyan kimse olmamıştı. Hatta için için sevinenler olduğunu, Fetullahçıların sırtlarının sıvazlandığını da biliyorum.
Şimdi çıplak bir gerçek var ki o da Doğan Grubu’na büyük bir kumpas kurulduğu.
Eğer grup, o ağır vergi cezalarının altından kalkabilecek güçte olmasaydı, 1.1 milyar lira cezayı götürüp vergi dairesine yatırmasaydı, nelerin olabileceğini de görüyoruz.
Kayyumlar, el koymalar derken bağımsız bir medya grubu yok edilecekti. Şimdi savcıların bu kumpası da araştırması gerekiyor.
Tıpkı Balyoz gibi, Ergenekon gibi, askeri casusluk davaları gibi bir kumpastı bu da. Bu çetenin maliye hücresi, mahkemelerde hesap vermeden, sadece memuriyetten atılarak paçayı kurtaracak mı?
BU ÜLKEYİ KİM YÖNETİYOR?
ÜLKEMİZİ yönetenlerin iddiasına göre uluslararası bir saldırı altında bulunuyoruz. “Ekonomi silahını” bize doğrultmuşlar ve ateş ediyorlarmış.
Önce ihracat ve turizmi vurmuşlar. Şimdi de döviz spekülasyonu aracılığıyla ekonomimiz çökertilmeye çalışılıyormuş. “Bazı mahfiller tarafından pompalanan olumsuz hava” suni bir kur yükselişine neden olmuş.
“Türkiye’nin, AB ile ilgili önemli kararlar almak üzere olduğu şu dönemde ekonomi silahını bir kez daha doğrulttular” diyor Cumhurbaşkanı.
AKP’nin iktidarda olduğu 14 yılın ilk beş-altı yılında hava tam tersiydi, biliyorsunuz. Özelleştirmeler ve şirket alımları nedeniyle Türkiye’ye yoğun bir sermaye akışı vardı.
1 doların, 1 Türk Lirası’na eşitlenebileceğini bile konuştuğumuzu hatırlayalım. Acaba o vakit de bu uluslararası güçler Türkiye’ye karşı bir saldırı mı düzenlemişlerdi?
AKP iktidarını destekleyip yerleşmesini sağlayarak Türkiye’nin kötü yönetilerek bugünlere gelmesini mi hedeflemişlerdi?
Eğer şimdi başımıza gelenler böyle bir uluslararası saldırının neticesiyse, o yıllardaki uluslararası destek de böyle bir tür saldırı olmalı.
Bunlar deli mi, zırt pırt fikir değiştiriyorlar? Bir bakıyorsunuz AKP iktidarını güçlendirmeye çalışıyorlar, sonra fikir değiştirip yıkmaya çalışıyorlar.
Her şey dış güçlerin marifetiyle olup bitiyorsa Türkiye’yi kim yönetiyor? Bu ülkeyi 14 yıldır bu heyet yönetmiyor mu?
Her şey yolunda giderse bu AKP’nin başarısı, işler iyi yönetilmeyince bu uluslararası güçlerin saldırısı mı oluyor?
2016 yılında Türkiye’nin ihracat ve turizm gelirlerini vuran şey uluslararası güçler mi, Türkiye’yi yönetenlerin başarısızlığı mı?
Türkiye, Suriye politikasında başından beri o büyük hataları yapmasaydı, Suriye’deki ateşin üzerine Suudi ve Katarlılarla el ele benzin dökmeseydik,
Rusya ile uçak krizini yaşar mıydık?
Suriye sınırımızı Peşaver’e çevirecek gelişmelere çanak tutmayıp göz yummasaydık Batılı turistleri korkutacak terörist saldırılara maruz kalır mıydık?
Açılım sürecinde o büyük hatalar yapılmasaydı, süreç oy avcılığı için bir araç olarak kullanılmasaydı Güneydoğu’daki bazı şehirlerimiz savaş alanına döner miydi?
İhracat da turizm de işte tam da bu nedenlerle battı.
Bakın ekonomiden sorumlu Başbakan Yardımcısı Mehmet Şimşek ne diyor: “Bugüne kadar şeytan taşlamaktan, diğer problemlerle mücadele etmekten reformları arzuladığımız hızda yapamadık. Ama referandumdan sonra belirsizliği geride bırakıp reformları uygulamaya koyacağız.”
14 yıllık bir tek parti iktidarında reformları istenilen hızda yapamamanın sorumlusu yabancı güçler mi?
Bu ülkeyi 14 yıldır kim yönetiyor?