Mehmet Yakup Yılmaz Body Wrapper

Danışman, hükümete haddini bildirdi

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın, Anayasa Mahkemesi’nin Can Dündar ve Erdem Gül ile ilgili kararını “kabul etmek durumunda değilim. Verdiği karara da uymuyorum, saygı da duymuyorum” sözleriyle eleştirmesinin artçı sarsıntıları hükümete kadar ulaştı.
Hatırlarsınız AKP sözcüleri de ilk gün mahkemenin kararını memnuniyetle karşılamıştı.
Ama Cumhurbaşkanı, karardan memnun olmadığını ifade edince onlar kolayca çark edebildiler.
Fakat hükümet aynı hızla çark edemedi çünkü Başbakan’ın neredeyse her dış temasında bu konu önüne bir eleştiri olarak getiriliyordu.
Nitekim Başbakan Yardımcısı Numan Kurtulmuş da Cumhurbaşkanı’nın eleştirisi kendisine sorulunca şöyle demişti:
“Sayın Cumhurbaşkanımız AYM’nin kararıyla ilgili kendi kişisel konumunu orntaya koymuştur. AYM’nin bireysel başvurulara karşı bir müracaat mercii olmasını ortadan kaldıracak bir görüş değildir.”
Kurtulmuş’un bu sözlerine yanıtı Cumhurbaşkanı’nın “baş danışmanlar ordusundan” Mustafa Akış verdi.
Cumhurbaşkanı’nın sözlerinin “kişisel konumlanma değil, devletin ve hükümetin başı sıfatıyla yapılmış bir açıklama” olduğunu vurguladı.
Ve deyim yerindeyse Numan Kurtulmuş’un kaderi de eski Başbakan Yardımcısı ve hükümet sözcüsü Bülent Arınç gibi oldu.
Başdanışman Akış’ın bu yanıtı verirken “hükümete haddini bildirdiğini” de dikkatten kaçırmamak gerek.
Şöyle diyor: “AYM’nin hukuk ihlali yapmaması için yapılacak bir düzenleme; hükümetin tasarrufunda değildir. Düzenlemeyi yapacak olan yasamadır, TBMM’dir. Cumhurbaşkanı, Anayasamıza göre devletin ve hükümetin başıdır ve Anayasa’nın uygulanmasını gözetir.”
Bu sözlerden sonra nelerin olabileceğini tahmin edebiliriz.
Anayasa Mahkemesi’nin kuruluş kanununda bir gece ansızın bir değişiklik yapılabilir.
Muhtemelen Başbakan’ın haberi bile olmadan hem de!
Hatırlayalım, Milli Eğitim’deki 4 + 4 + 4 uygulaması, bir gece yarısı Milli Eğitim Bakanı’nın karşı çıkmasına rağmen yasalaştırılmıştı.
AKP grubunun, Başbakan’ın değil, Erdoğan’ın kontrolünde olduğunu ve o ne isterse o yönde davranacağını da unutmayalım.
—————————-
 
Mizah yazarı olabilirdi
 
Cumhurbaşkanı Başdanışmanı Mustafa Akış’ın attığı tweette “Cumhurbaşkanı, Anayasamıza göre devletin ve hükümetin başıdır ve Anayasa’nın uygulanmasını gözetir” yazdığını okuyunca, sabah sabah tebessüm ettim, güne neşe ile başladım.
Cumhurbaşkanı’nın bu “Anayasa’nın uygulanmasını gözetme” işini nasıl yapacağını merak ettiğim için!
Kendisi seçildiği günden itibaren Anayasa’yı çiğnemekte bir sakınca görmedi, her hangi bir engelle de karşılaşmadı.
Seçildiği gün partisiyle ilişkisini kesmesi gerekiyordu, yemin edene kadar bunu yapmadığı gibi arada bir de parti kongresini topladı.
Seçim döneminde mitingler bile düzenledi, AKP’ye 400 milletvekili istemekte bir sakınca görmedi.
“Anayasa’yı bekleme odasına aldık” sözleri de biliyorsunuz kendisine ait.
Anayasal rejimin “fiilen değiştiğini” de defalarca tekrarladı.
Ve şimdi Başdanışman, Cumhurbaşkanı’nın, Anayasa’nın uygulanmasını gözeteceğini söylüyor.
Ne diyeyim, başdanışmanın gerçekten gelişmiş bir mizah anlayışı var!
———————————
 
Bahçeli’nin korkusu
 
MHP’de, olağanüstü kongrenin toplanması için imza veren il örgütlerinin tasfiyesinde artık son aşamaya gelinmiş.
Kongre toplanmasını isteyen 18 il teşkilatının 16’sı kapatılmış durumda.
Böylece Devlet Bahçeli, partisine karşı kurulduğunu iddia ettiği “kumpası” önlediğini düşünüyor.
Kongreden neden bu kadar korktuğunu aslında anlayabilmek kolay değil.
Karşısında zaten tek parça bir muhalefet yok ve kongre toplanmasını isteyen örgütlerin sayısı da imza vermeyenlerin sayısından az.
Ama yine de atını sağlam kazığa bağlamak istiyor.
Bunun bir tek nedeni var: Bahçeli, korkuyor!
Bahçeli, DSP – ANAP – MHP hükümetinin bozulmasına sebep olup, erken seçim yoluyla AKP’nin iktidara gelmesinin yolunu açtığından beri hiç bir zaman doğru bir politika izleyemedi.
O günden beri bir kez barajın altında kaldı, sonraki hiç bir seçimi de kazanamadı.
Haziran seçiminden sonra izlediği politikayla yenileme seçimine neden oldu ve o seçimde de milletvekillerinin yarısını kaybetti.
Bütün bu başarısızlığın faturasını kongrede ödeme olasılığı onu ürkütüyor.
Bugün muhaliflerle beraber görünmemek için imza vermemiş olan parti teşkilatlarının da kongredeki rüzgara kapılabileceklerinden endişe ediyor.
Onun için de parti içinde zaten olmayan demokrasiyi iyice rafa kaldırmaktan da çekinmiyor.
Bunun MHP’nin de, Türkiye’nin de hayrına olmadığını ilk genel seçimde göreceğiz.
————————–