Mehmet Yakup Yılmaz Body Wrapper

‘Derbiyi yazdım’ desem daha çok okunur mu?

TOLGA Şardan’ın Milliyet’te dün yayımlanan haberinden öğreniyoruz ki, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın çalışma odasında “böcek” bulunmasının ardından Emniyet Genel Müdürlüğü’nde başlayan çalışmalar ilginç sonuçlar veriyor.

İçişleri Bakanı Muammer Güler’in göreve gelmesinden sonra Emniyet İstihbaratının başına atanan yeni müdür geçmişe yönelik bir araştırma başlatmış.
Aralarında bazı gazetecilerin de bulunduğu “hedef kişilere yönelik” olarak yapılan dinleme ve teknik takip kayıtlarının silindiği iddia ediliyor.
Bundan daha önemlisi bu “hedef kişiler” ile ilgili olarak başta telefon görüşmeleri olmak üzere her türlü iletişim tespiti ve incelemesinin izinsiz biçimde gerçekleştirildiği iddia ediliyor. Bununla ilgili olarak müfettişler incelemelerini sürdürüyormuş.
“Aralarında bazı gazetecilerin de bulunduğu hedef kişilerin” telefon görüşmeleri, elektronik posta haberleşmeleri vs nasıl olup da izinsiz olarak dinlenebilmiş?
Bununla ilgili ipucu da haberin içinde var:
Emniyet İstihbaratında kaybolduğu iddia edilen şey sadece bazı kayıtlar değil. Bir de “cihaz” var! Bu kayıp cihaz “kimin, kimlerle, ne zaman, nerede ve ne kadar süreyle” görüşme yaptığını belirlemeye yarayan verilerin tespit edilmesinde kullanılıyor.
Adına da “kopya baz istasyonu” deniliyormuş. Gerçek baz istasyonları üzerinde görünmesi gereken iletişim sinyallerini kendisine çekerek, teknik takip yapılmasına olanak veriyormuş.
Bu cihazın alınmasına neden gerek duyulduğu ilginç. Mahkemelerden izin almaya gerek kalmadan teknik takip yapmak amacıyla alınmış olmalı.
Yasal bir dinleme olsa, sinyalleri oturduğun yerden kendine çekmene neden gerek olsun?
Alın size devletin bir kurumunun yasaları çiğnemek için devletin bütçesini nasıl kullandığına dair bir örnek!
Bunun bakandan, Başbakan’dan habersiz yapılabilmesine olanak var mıdır? Hiç sanmıyorum.
Müfettişler şimdi cihazların ve dinleme kayıtlarının nerede olduğunu bulmaya çalışıyorlarmış.
Büyük ihtimalle o kayıtları birisi aldı gitti, ileride uygun bir zamanda kullanmayı planlıyor olmalı.
Cihaz nereye gitmiş olabilir? Büyük ihtimalle o da bu işlere dışarıdan bir yerden devam edebilmek için “kalk gidelim” yapılmıştır!
Tabii daha da ilginç olanı, bu haberin, sosyal medyada, internet sitelerinde Fenerbahçe–Galatasaray maçında oynamadan sarı kart gören Sabri kadar bile ilgi çekmemesiydi!

Akılları fikirleri ‘ihale’ kapmakta!

RAHMETLİ Bülent Ecevit’in son Başbakanlığı döneminde AB’ye uyum amacıyla çıkarılan yasalardan biri de kamu ihalelerini düzenleyen yasaydı. Belki hatırlarsınız o vakitler bunlara Kemal Derviş’in isminden mülhem “Derviş Yasaları” denilirdi.
Kanunun çıktığı tarihte, bu yasanın dışında bırakılan sadece altı kamu kurumu vardı, onlar ihalelerini kanuna ve Kamu İhale Kurumu’nun denetimine tabi olmadan yapabiliyorlardı.
Sonra iktidara AKP geldi!
Bu partinin kafayı en çok taktığı yasanın ihale yasası olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz.
Bugüne kadar 10’dan fazla değişiklik yapıldı.
Başlangıçta sayıyordum, “kaç değişiklik oldu” diye, ama sonra sıkıldım, saymayı bıraktım, çünkü başa çıkılır gibi değil.
Benim son bildiğim AKP’nin yaptığı değişikliklerle şu anda 60’tan fazla kamu kurumu, ihalelerini kendi bildiği gibi yapıyor. Yasaya ve Kamu İhale Kurumu’nun denetimine tabi değiller. Artık kamu ihalelerinin sadece yüzde dörtlük bir bölümü bu kanuna tabi olarak yapılıyor, geri kalanları canları nasıl çekerse öyle yapıyorlar.
AB İlerleme Raporlarında buna dikkat çekildiğini, “kamu alımlarının şeffaf olmadığının” belirtildiğini de hatırlayalım.
AKP’li 13 milletvekili geçenlerde yeni bir kanun teklifi daha verdi. Kolayca tahmin edebileceğiniz gibi bu kanun teklifi, Kamu İhale Kanunu’nda yeni bir değişikliği hedefliyor.
Buna göre seçimlerde ve referandumlarda kullanılacak filigranlı oy pusulası, zarfı, kâğıt alımı ve basımı ihalesi, “açık ihale” yöntemi ile yapılmayacak.
İhale yerine “doğrudan alım” yapılacak, bunu istiyorlar.
Gerekçeleri, ihale sürecinin 90–120 güne yayıldığı. Sanki seçimlerin yapılacağını yıllar öncesinden bilmiyormuşuz gibi, “acil alım için” kanun değiştirilmek isteniyor.
Bir tek maddesi olan bu kanun sayesinde ihale istedikleri kişilere verilebilecek, belli ki “bir Müslüman kardeşimizin daha zengin olması için” tezgâh kuruluyor.
Bunu yaparken başka nasıl hesaplar içindeler, onu da yakında birdenbire karşımıza çıkarılacak seçimlerde, referandumlarda anlarız artık!

Adana kavası!

BAŞBAKAN Recep Tayyip Erdoğan’ın Belediye Başkanlığı döneminde hakkındaki soruşturmayı “Mülkiye Müfettişi” sıfatıyla yapan ve masumiyetine karar veren Adana Valisi Hüseyin Avni Coş’a, Türk Dil Kurumu ödül verse yeridir!
Sayesinde bütün Türkiye iki kelime birden öğrendi!
Önce “gavat”ın “kavat” diye yazılıp, okunması gerektiğini ve anlamını öğrendik, sonra da “kavas” kelimesinin anlamına vâkıf olduk!
Umuyorum Vali Bey de “kavat” kelimesinin doğru telaffuzunu ve anlamını öğrenmiştir, bundan sonra vatandaşlara “gavat” demez. Bir kelime de ben öğreteyim: Adana’da o kelimenin karşılığı olarak “dümbük” kullanılır, kulağında bulunsun.
Normal olarak bunu bir kahvehanede söyleseniz, başınıza çok ciddi bir dert alırsınız, en azından dayak yersiniz.
Ve Vali bunu bir vatandaşa söyledi, İçişleri Bakanı’nın tepkisi de ilginçti doğrusu: “Valinin öyle söylemesi şık olmadı!”
Bir şıklık yarışı mı vardı, anlayamadım.
Bakan Bey, meselenin karşılıklı olarak yargıya taşınacağını tahmin ediyor ama vatandaşa çoktan ceza yazılmış bile!
Sanıyorum giderek buna da alışacağız. Vatandaşlar hem hakarete maruz kalacaklar, hem ceza ödeyecekler.