Mehmet Yakup Yılmaz Body Wrapper

Din hanesi boş olan Merkez Bankası’na başkan olur mu?

HÜRRİYET’in dünkü manşeti yaşamımızda önemli değişikliklere neden olacak Nüfus Hizmetleri Yasası’nın yürürlüğe girdiğini duyuruyordu.

Hürriyet yazı işleri, yerinde bir değerlendirme yaparak “kafa káğıdı devrimi” manşetini atmış.

Yeni kanuna göre, isteyen herkes nüfus cüzdanlarındaki “din hanesini” boş bırakabilecek.

Ben sadece “din hanesi” değil, “mezhebi” hanesi de dolu olan bir nüfus cüzdanını yıllarca taşıdım.

Aradan geçen yıllardan sonra bugün gelinen bu noktanın gerçekten bir devrim olduğunu düşünüyorum.

Şimdi bu uygulamayla beraber, ülkemizin “muhafazakár” politikacıları için de yeni bir dönem başlayacak mı diye merak da ediyorum.

Örneğin, Merkez Bankası Başkanlığı’na getirilen Durmuş Yılmaz’ın kafa kağıdının din hanesi boş olsaydı böyle bir atama gerçekleşebilir miydi?

Siyasi rakiplerine karşı “masonluk”tan tutun da “Selaniklilik”e kadar her türlü “uyduruk bilgiyi” kullanmakta tereddüt etmeyenler için acaba bu uygulama bir yeni fırsat olacak mı?

Kahvehane nutuklarında “Ali Bey’in nüfus cüzdanında din hanesi bile boş arkadaşlar” nutuklarını dinleyecek miyiz?

“Türkiye’nin Malezyalaştırılması” sürecinde nüfus cüzdanlarındaki din hanesini boş bırakmak, Nazi Almanyası’ndaki kapılara tebeşirle işaretler konulması uygulamasına mı döndürülecek?

Bülent Arınç geçenlerde “Türkiye’nin bir hapishaneye çevrilmesinden” endişe ettiğini söylüyordu.

Acaba yeni hapishanemizin parmaklıkları “nüfus cüzdanının boş bırakılmış din hanesi” mi olacak?

Öyle görünüyor ki bir samimiyet sınavı izleyeceğiz önümüzdeki günlerde.

Muhafazakár politikacılarımız şimdiden çıkıp, seçim propagandalarında böyle bir bilgiyi kullanmayacaklarına söz vermeliler.

Aksi takdirde en iyisi bu bilgiyi nüfus cüzdanlarından tümüyle çıkarmak olacak.

Şiddetin sorumlusu bu yöneticiler

TÜRKİYE’de futbol ile şiddetin bir araya gelmesinin en büyük sorumlusunun takımların yöneticileri olduğu inancım hafta sonunda oynanan maçlardan sonra bir kez daha güçlendi.

Cumartesi gecesi futbol programlarının önemli bölümünü seyrettim. Maçları izledim, yöneticilerin maçlardan sonra verdikleri demeçleri dinledim.

Deyim yerindeyse “imalı konuşmalar” gırla gidiyor!

En çok duyduğum söz de şu oldu: “Bugüne kadar üst üste maç kazanamayan takımlar şimdi nasıl oluyor da kazanıyorlar?”

Özellikle düşme hattındaki takımların, ligdeki konumu daha rahat olan takımlarla oynadıkları maçlarda oyuna daha çok asıldıkları ve bu yüzden kazandıkları bir sır değil oysa.

Amacı kalmamış takımların yenilgilerinde de hayrete düşecek bir durum yok.

Ancak demeçler öyle bir vurguyla veriliyor ki, sanırsınız “şike diz boyu”.

Ortaya çıkıp açıkça “Şu maçta şike yapıldı” demek yerine böyle üstü örtülü imalarda bulunmak, futbol seyircisini tahrik etmekten başka hangi amaca hizmet edebilir?

Koroya katılanlar sadece düşmekte olan kulüplerin yöneticileri değil. Bir Galatasaraylı yönetici de maç yorumunda, ne ilgisi varsa şöyle diyor: Biz Atatürk’ün dediği gibi zeki, çevik ve ahlaklıyız!

Rakibi “ahlaksızlıkla” suçlamak için Atatürk’ün adını bu işlere karıştırmanın ne anlamı var? Bir şey biliyorsan çık açıkça söyle.

Belli ki rakipleri ahlaksızlıkla suçlamak, kötü yöneticiliğin sonuçlarını örtbas edebilmek için en iyi yöntem olmuş.

Emine Hanım’ın başardığı ’ilkler’!

TÜRKİYE İş Kadınları Derneği’nin (TİKAD) ev sahipliğiyle İstanbul’da düzenlenen Dünya İş Kadınları Zirvesi’nde, bu türden bütün toplantılarda olduğu gibi katılımcılara birer çanta dağıtılmış.

Murat Sabuncu’nun Referans Gazetesi’nde yazdığına göre bu çantalara konulan program, not defteri, kalem gibi “gerekli malzemelerin” arasına bir de “Emine Erdoğan Broşürü” eklenmiş. Sabuncu, bu broşürün Başbakanlık yetkililerinin isteğiyle çantalara konulduğunu yazıyor. Maliyetini kimin karşıladığı ise broşürde belirtilmemiş.

Merakımı yenemeyerek broşürü Murat Sabuncu’dan istedim.

24 sayfalık broşürün kapağında Emine Hanım’ın bir fotoğrafı var. Hemen altında da bir Türk bayrağı yer alıyor.

Broşürün her sayfasında Emine Hanım’ın fotoğrafları var. Saydım, tam 46 tane!

Broşürün bir yerinde şöyle deniliyor: “Geride bıraktığı 28 yıl boyunca her zaman varlığına ihtiyaç duyulan bir eş ve dört evladı için gayretleri ve fedakárlıkları hiç azalmayan iyi bir anne olmayı başaran Emine Erdoğan, ülkesi ve milleti için pek çok ilki hayata geçiren bir kadın oldu.”

Broşürden bu “ilklerin” neler olduğu anlaşılmıyor ancak dikkat çeken bir husus var:

Emine Hanım, bu fotoğraflardan birkaç tanesi dışında (onlar da yabancı devlet adamlarının eşleriyle çekilenler) hep türbanlı kadınlar arasında.

Bilmeyen birisi bu fotoğraflara bakarak Türkiye’deki tüm kadınların türbanlı olduğu sonucuna rahatlıkla varabilir.

Demek ki diye düşünüyorum, Emine Hanım’ın başardığı en önemli “ilk” bu: Türban takmak!

Belli ki bu broşür de “türban üzerinden siyaset yapmanın” bir başka versiyonu!